“’Sığınmacılar giderse ekonomi çöker.’ Bu mazeret kabul edilemez!”
Aksakal; “Öz be öz bu vatanın evlatları, elin ucuz işgücü nedeniyle işsizliğe mahkûm edilecek. Böyle şey olamaz, zaman geçirmeden ve bu yara kangren olmadan çözüme kavuşturulmalıdır.”
Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Önder Aksakal, gerçekleştirdiği basın toplantısında yaşanan gelişmeleri, ülke ve dünya gündemini değerlendirdi.
Aksakal açıklamasında;
“Değerli basın mensupları, saygıdeğer arkadaşlarım,
Sizleri en içten saygılarımla selamlıyorum, hoş geldiniz.
TBMM yaklaşık 20 gün sonra yeni yasama dönemine başlayacak, bununla birlikte yaz aylarının sıcaklığı yerini siyasetin sıcak gündemine bırakacak.
Zira 2023 seçimleri için bir anlamda geri sayım da başlamış olacak.
Görebildiğimiz kadarıyla siyasetin sıcak gündemi Ekim ayını beklemeden harekete geçmektedir. Bir taraftan iktidar partisinin faaliyetlerini teşkilat toplantıları ve toplu açılışlar yaparak yoğunlaştırması, diğer taraftan ittifak ortağı MHP’nin seçim mitinglerini başlatması bu öngörümüzü destekleyen veriler olarak karşımıza çıkıyor.
Diğer taraftan muhalefet kesiminde gerek Millet İttifakı, gerek HDP öncülüğünde oluşturulan ittifak yapısı ve gerekse bu yapıların dışında duran partilerin çalışmaları hadisenin başka bir boyutunu oluşturmaktadır.
Tabii toplumu ve dolayısıyla seçmeni 2023 seçimlerinde konsolide edecek stratejiler de her gün değişik versiyonları ve olasılıklarıyla tartışma mecralarının ana konusu halinde özelliğini koruyor.
Yeri gelmişken şu görüşümüzü ve öngörümüzü paylaşmak isterim. Bugün itibariyle seçimlerin normal tarihinde yapılması durumunda yasal süre itibariyle 273 gün sonra sandık başında olacağız. Yani 18 Haziran 2023’e kalan süre bu.
Ancak biraz önce değindiğim gerekçeler nedeniyle de olası bir erken seçim, gündemin daha da ısınmasına sebebiyet verecektir.
Değerli basın mensupları,
Cumhuriyetimizin 100.ncü yılını kutlayacağız.
Bugün olmuş hâlâ daha Cumhuriyet düşmanı, emperyalist işbirlikçisi mihraklarla mücadele ediyoruz. Elbette bu mücadelemiz kesintisiz sonsuza kadar sürecektir.
Bu kadim topraklar üzerindeki emperyalist heveslerin de hiç bitmeyeceğini biliyoruz.
Acı olan tarafı şudur ki, bağımsızlık mücadelesini başlatmış ve şanlı zaferler sonrasında demokratik, laik Türkiye Cumhuriyetini kurmuş bir liderin gösterdiği hedefe ram olması beklenenlerin, bugün ayrılıkçı ve bölücü terör yapılarının siyasi temsilcileriyle birlikte devlet yönetme isteği hepimizi hayrete düşürmektedir.
Yeni anayasal sistemle birlikte oluşturulan şartların, asil Türk milletinin geleceğini HDP gibi bir terör örgütü yandaşı partinin iradesine teslim edilmesi sonucunu doğurması ise ayrı bir talihsizlik olmuştur.
Demokratik Sol Parti olarak buradan mevcut her iki ittifakın bileşenlerine seslenmek isterim.
Hanginiz bu bölücü teröristlerle doğrudan ya da dolaylı bir seçim işbirliği arayışına girerseniz, şanlı Türk tarihinin hainler çöplüğünde lâyık olduğunuz yerinizi alırsınız.
Bugünlerde kamuoyunda tartışmaya açılan HDP’ye Bakanlık önerilmesi konusunu endişeyle takip ettiğimizi ve esasen çok yadırgadığımızı da açıkça ifade etmek isterim.
Siyaset arenasında gerçekten Atatürkçü, gerçekten milliyetçi olduğunu iddia eden herkesi de bu konuda duyarlı ve daha kararlı davranmaya davet ediyorum.
Değerli arkadaşlar, saygıdeğer basın mensupları,
Ekonomideki gelişmeler konusunda geçmiş toplantılarımızda en kapsamlı önerilerimizi ortaya koyduk, halâ anlatmaya da devam ediyoruz.
Şu kadar ki, eğer üretmiyorsanız başkalarının inayetine muhtaçlıktan kurtulamazsınız. Tekrarla söylüyorum, gelin üretimin önünü açın, ekonomi modelimizi Karma Ekonomi olarak açıklayın, Büyükşehir Yasasını vakit geçirmeden değiştirin, köyleri köylülere geri verin, hatta devletin ekilebilir arazilerini de bilâ bedel üreticinin kullanımına tahsis edin.
Aksi takdirde enflasyondaki önlenemez yükselişin önüne geçilmesi olanaksızdır.
Evlere şenlik bir Hazine ve Maliye Bakanımız var, Allah nazardan (!) saklasın. TÜİK’in enflasyon verilerini yayınladığı ve yüzde 80,21 olarak ilan ettiği gün yaptığı açıklamaya bakar mısınız?
“Önümüzdeki aylarda enflasyonun daha da hız kestiğine birlikte şahitlik edeceğiz.”
Allah aşkına aklımızla alay etmekten artık vazgeçin.
TÜRKİŞ’in Ağustos ayında açıkladığı açlık sınırı 6.890 lira, yoksulluk sınırı 22.442 lira olmuş, sizin reva gördüğünüz asgari ücret 5.500 lira, neymiş efendim enflasyonun daha da hız keseceğine şahitlik edecekmişiz.
Sayın Nebati bakana diyeceğim şudur ki, vatandaş gerçekten geleceğe dair umutlarını yitirmiş durumdadır, ağır ekonomik şartlar altında inim inim inlemektedir, hayat pahalılığı herkesi canından bezdirmiştir.
Evet sizi anlıyorum, bu ağır koşulların yarattığı tahribatın daha hafif hissedilmesini sağlamak hükümetlerin öncelikli sorumluluğu ve görevi. Olması gerekeni yapıyorsunuz.
Bunun yanında seçim tarihi de yaklaştıkça, özellikle dar gelirli kesimlerin “gönlünü alabilmek adına” devletin olanaklarını zorlayarak yol almaya gayret ediyorsunuz.
Ama çok iyi biliyorsunuz ki, sosyal destek adı altında devletin üstlendiği oldukça geniş bir kitle var.
Geliri olmayan 65 yaş üzeri insanlarımıza verilen maaşlar, evde hastalarına bakan yurttaşlarımıza verilen bakım ücretleri, eğitim yardımı, doğalgaz, kömür vb. yakacak yardımı. Bunların daha çoğu… Kaymakamların asli görevi haline gelmiş olan Fakir Fukara Fonu da denilen Sosyal destekler..
Peki nereye kadar? Bunun bir hududu yok mu?
Şunu da çok iyi bilin ki; bol keseden harcadığınız paraların karşılığını üretimden değil de başkasından aldığınız borçlarla ya da yeni para basarak karşılamaya devam ederseniz bu yükün altından asla kalkamadığınız gibi büyük bir kısır döngü içerisinde daha çook sosyal destek kalemleri icat edersiniz, “ucuz konut” projeleri yapmak zorunda kalırsınız, daha çoook “icralık borçları silme” kararları alırsınız.
Aldığınız bu kararlar belki bir kısım vatandaşın sırtındaki kamburu geçici olarak ortadan kaldıracaktır ama en kısa sürede bu insanları aynı akıbetle karşılaşmaktan kurtarmaya yetmeyecektir.
Bir de madalyonun öteki yüzüne bakmak gerekirse, unutmayınız ki bu tür tasarruflar, sözüne ve borcuna sadık insanlarımızın size ve devlete olan inancını da yer ile yeksan edecektir. Bizden söylemesi.
Değerli basın mensupları,
Küresel sistemin yeni dünya stratejisi kapsamında bölgemizde ve coğrafyamızda süregelen kargaşalar hız kesmeden ve hatta daha da büyüyerek devam ediyor.
Suriye’deki iç savaştan kaçarak topraklarımıza sığınanlara kapılarımızı açtık. Hesapsız, plansız yürüyen bu sürecin artık kontrolümüzden de çıktığı konusunda haklı endişelerimizin olduğunu ifade etmek isterim.
Zira sayısı konusunda devlet kurumlarının ve hükümet yetkililerinin bile farklı rakamlar açıkladığı bu badire, önümüzdeki yakın süreçte ülkemizin demografik yapısını tehdit eden boyutlara ulaşma eğilimindedir.
Ve hatta bu risk bugünden açıkça görülmektedir.
Bu konu her türlü siyasi karşıtlıktan vareste tutulmalı ve bir devlet politikası halinde iktidar ve muhalefetin el birliği ile vakit geçirmeden çözüme kavuşturulmalıdır.
Bazı çevrelerin “sığınmacılar gönderilirse ekonomimiz zarar görür, çalışma hayatı alt üst olur, tarlalarda inşaatlarda hayat felç olur” gibi gerekçe üretmelerini tümden reddettiğimizi belirtmek isterim.
Ne yani? Suriyeli, Afganistanlı sığınmacılar yokken bu memlekette fabrikalar çalışmıyor muydu, tarlalarda üretim yapılmıyor muydu, inşaatlarda çalışan bulunmuyor muydu?
Bu mazeretler kabul edilemez!
Öz be öz bu vatanın evlatları, elin ucuz işgücü nedeniyle işsizliğe mahkûm edilecek. Böyle şey olamaz, zaman geçirmeden ve bu yara kangren olmadan çözüme kavuşturulmalıdır.
Bu vesileyle Demokratik Sol Parti olarak önerimizi bir kez daha hatırlatmak isterim. 12 Mayıs 2022 tarihli basın toplantımızda da belirttiğim üzere; “..kimseyi bacağından sürüyerek sınır dışına atma gibi bir insanlık dışı önermemiz olamaz ancak; Suriye’deki iç savaştan kaçarak ülkemize sığınan, ne gibi misyonları olduğunu bilemediklerimiz dahil tüm sığınmacıların kendi ana vatanlarına güvenli bir şekilde gönderilebilmesi için Suriye Devleti ile görüşmeler derhal başlatılmalı, komşu ülkelerin yöneticilerine yönelik tahrik edici ifadeler kullanmaktan özenle kaçınılmalıdır.”
Bu önerimizin sonrasında geçtiğimiz Ağustos ayı içerisinde hafif bir hareketlenme oldu ise de arkası getirilemedi.
Suriye politikası, kurgulanış şekli ve sonuçları itibariyle ülkemize hayırlı bir sonuç yaratmamıştır ve yaratmayacaktır. Bunun artık görülmesi kaçınılmazdır.
Tabii bu arada Suriye ile henüz sorunlar çözülememiş iken bir de Yunanistan meselesi sofraya getirildi ki, o da başlı başına ayrı bir irade gerektiriyor.
Yunanistan’ın uzunca zamandır ısrarla ve teammüden yürüttüğü gerilim politikası anlaşılıyor ki, Amerika ve AB’nin ortak senaryosu ve korumacılığı kapsamında hayata geçiriliyor.
NATO’da müttefikimiz olan bir ülke olarak Yunanistan’ın ortak görev alanında faaliyet gösteren uçaklarımıza hava savunma sistemi radarları aracılığıyla hedef kilitlemesi eylemi en hafif deyimiyle ağır tahrik olarak tanımlanmalıdır.
Türkiye, Yunanistan’ın 18 yıldan bu yana Lozan Barış Antlaşması ve tarafı olmadığımız Paris Sözleşmesi hükümlerine taban tabana aykırı bir şekilde silahlandırılması yasak adaları birer askeri üs haline getirmesi yetmezmiş gibi Ege’nin neredeyse tümünü bir Yunan denizi olarak kullanmaya kalkışmasını sadece “bir gece ansızın gelebiliriz” tekerlemesi ile geçiştiremez.
2004’den bu yana 20 ada, 2 kayalığın işgal edilmesi karşısında 18 yıl sessiz kalıp, bugün hamasi söylemlerle bir duruş sergileniyormuş görüntüsü vermek inandırıcılıktan uzak tavırlardır.
Bu adalar bizimdir ve derhal gereği yerine getirilmelidir.
Efendim; Yunanistan’da seçimler varmış, iç siyasetlerine yönelik sunî bir gerilim yaratıyorlarmış gibi ayakları yere basmayan gerekçeler kabul edilemez.
O zaman adama sorarlar, bizde de seçimler var? Bu “efelenmeler” iç siyasette seçmenleri konsolide etmek için mi yapılıyor?
Bunlar yanlış işler!
Türkiye olarak bugün itibariyle bize ait olan ve 18 yıldır Yunan işgali altında bulunan 20 ada ve 2 kayalıktan oluşan vatan toprağını kurtarmak gibi tarihi sorumluluğumuz ve zorunluluğumuz vardır.
Dolayısıyla daha fazla gecikmeden konuyu NATO’ya ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne taşıyarak bu adaların asıl sahibi olarak Türkiye’ye geri verilmesinin sağlanmasını istemeliyiz.
Şayet ve muhtemelen bu girişimlerden sonuç alınamadığında Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 51. maddesinde öngörülen meşru müdafaa hakkımızı kullanmaktan da çekinmemeliyiz.
Değerli basın mensupları,
Dünya büyük bir enerji krizi yaşıyor. Rusya’nın gerek doğalgaz, gerek petrolden elde edilen enerjiler ve gerekse nükleer enerji konularındaki gücünü bölgesel siyasi güç boyutuna tahvil etme gayreti ister istemez bizim de bu konuda acil çözüm yolları bulmamız gereğini dayatmaktadır.
Rusya’nın, “bakım” gerekçesiyle Avrupa’yı besleyen Doğalgaz vanalarını kapatması, Avrupa’da büyük bir panik başlattı. Piyasalarda doğalgaz fiyatlarında yüzde 35’lere varan görülmemiş artışlar ortaya çıktı.
Diğer taraftan Rusya ile birlikte OPEC’in de petrol üretimini azaltma kararı alması, krizin büyüyerek artacağını gösteriyor.
Önümüzdeki kış nedeniyle, Avrupa ile birlikte Türkiye’yi etkileyecek bu kriz, Türk halkı ve Türk ekonomisi için de hayati önem taşıyor.
Her ne kadar sayın Cumhurbaşkanı Türkiye’nin bu krizden etkilenmeyeceğini ifade ediyor ise de durum hiç de iç açıcı görünmüyor.
Bu beklenen ama bugüne kadar çözüme kavuşturulamayan enerji sorunu konusunda DSP olarak radikal çözümler öneriyoruz. Dışa bağımlı Enerji politikası yerine tamamen yerli kaynaklarla enerji politikasını hayat geçirmek zorundayız.
Enerji konusu ulusal bir sorundur ve partiler üstü bir anlayışla ele alınmalıdır. Ancak konunun aciliyeti nedeniyle, bütün partileri, ayrılıkları bir tarafa bırakarak bir araya gelmeye ve birlikte çözüm aramaya davet ediyoruz.
Demokratik Sol Parti olarak bu konudaki çalışmalarımızı da yakın zamanda siyasi partilerimizle paylaşacağız.
Değerli basın mensupları,
Konuşmamın başında değinmiş olduğum 2023 seçim sürecine ilişkin bir hususu daha sizler aracılığıyla kamuoyuyla paylaşmak isterim.
Türkiye, Cumhuriyetini, demokratik, lâik devlet düzenini üç-beş çapulcunun inayetine mahkûm edemez.
Cumhurbaşkanlığı makamının ve Gazi Meclis Seçimlerinin kaderi, sözde kilit parti denilerek bölücü terör örgütünün siyasi ayağı ayrılıkçı bir partiye muhtaç bırakılamaz.
Demokratik Sol Parti, halkımızın yeter artık dediği kavga ve gerilim kurgularının dışında, vatanın ve milletin birliğini önceleyen stratejileri mutlak surette destekleyecek ve bu doğrultuda çalışmaları hayata geçirecektir.
Bu çerçevede siyasi partiler arası diyaloğu önemsiyoruz.
Üzerimize düşen her türlü sorumluluğu yerine getirmeye de hazır olduğumuzu ifade etmek isterim.
Bu krizden selametle çıkabilmenin yegâne yolu, Atatürk ilkelerine ve lâik Cumhuriyet değerlerine sıkı sıkıya bağlı, milli ve manevi değerleri kutsal kabul eden, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün Türkiye anlayışını şiar edinmiş siyasi yapıların vatan görevi anlayışıyla bir araya gelmesinin önemine inanmaktır.
Biz buna inanıyoruz.
Bu devletin yönetimi, hamasi demokrasi söylemlerine sığınarak bölücü vatan hainleriyle asla ve asla paylaşılamaz!
İnanıyorum ki, demokrasiyi ve Atatürk milliyetçiliğini siyasetinin merkezine koymuş etkin siyasi yapılar henüz daha vakit varken halka güven verecek bir duruşu ortaya koyacak cesarete sahip olduğunu gösterecektir.
Toplumun büyük ekseriyeti bu çıkışı umutla beklemektedir.” şeklinde konuştu.