Demokratik Sol Parti İstanbul 13. Olağan İl Kongresi’nde İl Başkanı Çiğdem Mercan yeniden başkanlığa seçilirken, Genel Başkan Önder Aksakal Cumhuriyet, emek, sosyal adalet ve İstanbul’un sorunlarına yönelik çözüm önerilerini içeren bir konuşma yaptı.
Programda yaptığı konuşmada Aksakal, "Parti Meclisimizin ve Merkez Disiplin Kurulumuzun değerli üyeleri, Sayın İl Başkanlarımız, İlçe Başkanlarımız, Belediye Meclisi üyelerimiz,
Saygıdeğer misafirlerimiz, basınımızın değerli emekçileri,
Demokratik Sol Partinin her kademede görev üstlenmiş cefakâr, fedakâr neferleri değerli yol arkadaşlarım,
İstanbul İl Örgütümüzün 13.ncü Olağan Kongresinde sizlerle bir arada olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum, hepinizi sevgiyle, saygıyla ve demokratik sol düşüncenin dayanışma ruhuyla selamlıyorum.
Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz!
İstanbul İl Örgütümüzün 13. Olağan Kongresi’nin partimiz, İstanbul’umuz ve ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum.
Bu kongremizle, geçmişimizden aldığımız sorumluluğu, bugünün sorunlarına ilişkin düşüncelerimizi ve geleceğe dair hedeflerimizi de ortaya koyuyoruz.
Çünkü siyaset, yalnızca bugünü anlatmak değildir.
Siyaset, toplumun yarınını kurma, yarınların sorumluluğunu da üstlenmektir.
Ve İstanbul, bu sorumluluğun en ağır hissedildiği şehirlerimizin başında gelmektedir.
Değerli arkadaşlarım,
Dünyada bir çok ülkenin nüfusundan fazla insanın yaşadığı İstanbul bizim için sıradan bir kent değildir.
İstanbul; Roma’nın, Bizans’ın ve Osmanlı’nın izlerini taşıyan, kıtaları birbirine bağlayan, Karadeniz’i Marmara’ya, Avrupa’yı Asya’ya bağlayan eşsiz bir tarih ve medeniyet merkezidir.
Bu şehirde surlar, saraylar, camiler, kiliseler, hanlar, çarşılar ve meydanlar yalnızca geçmişin hatıraları değildir. Bunlar, insanlığın ortak kültür mirasının parçalarıdır.
İstanbul’un tarihî alanlarının 1985 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınması da bu evrensel değerin önemli bir göstergesidir.
Ancak İstanbul’un büyüklüğü yalnızca tarihî eserlerinden, Boğazı’ndan ve siluetinden kaynaklanmaz.
İstanbul’un gerçek büyüklüğü, bu şehirde yaşayan milyonlarca insanın emeğinde, alın terinde, kültüründe ve ortak yaşam iradesinde saklıdır.
Bu nedenle İstanbul’un tarihine sahip çıkmak, yalnızca geçmişin eserlerini korumak değil, İstanbul’da yaşayan insaların geleceğini de korumak demektir.
Biz demokratik sol anlayışımızla İstanbul’a böyle bakıyoruz.
Tarihî mirasın korunmasını da emekçinin hakkını da gençlerin geleceğini de yaşlılarımızın huzurunu da aynı sorumluluğun parçaları olarak görüyoruz.
İstanbul’u yalnızca binalarıyla değil, bu kentte yaşayan insanlarıyla birlikte değerlendirmek zorundayız.
Değerli yol arkadaşlarım,
İstanbul, Millî Mücadele tarihimizin de önemli merkezlerinden biridir.
İstanbul’un işgal altında olduğu yıllarda, bu şehirde bağımsızlık mücadelesine en güçlü destekleri veren yurtseverler vardı.
Anadolu’ya insan ve silah ulaştıran, Millî Mücadele’ye omuz veren, bağımsızlık düşüncesini yaşatan insanlar vardı.
Cumhuriyetimizin kuruluşuna giden yol, büyük fedakârlıklarla açıldı.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kazanılan bağımsızlık mücadelesi, bize yalnızca bir devlet bırakmadı; egemenliğin millete ait olduğu bir Cumhuriyet bıraktı.
Dolayısıyla, Cumhuriyetin anlamı, yalnızca bir yönetim biçimi değildir.
Cumhuriyet; yurttaşların eşitliği, hukukun üstünlüğü, eğitimde fırsat eşitliği, kadınların toplumsal yaşama katılması ve hiçbir insanın doğuştan sahip olduğu imkânlar nedeniyle diğerlerinden üstün sayılmamasıdır.
Devletimizin temel ilkeleri, Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Lâiklik ve Devrimciliktir.
Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir!
Demokratik sol düşüncenin temelinde de bu anlayış vardır. Hatta bir adım ötesinde Bülent Ecevit lâikliği inançlara saygı temelinde daha da geliştirmiştir.
Bu kongremiz tam da Cumhuriyet haftasına rastladı ve 3 gün sonra Cumhuriyetimizin 103.ncü yılını hep birlikte gururla kutlayacağız.
Hiç kimsenin şüphesi olmasın Demokratik Sol Parti var oldukça bu gururu sonsuza kadar yaşayacağız, yaşatacağız!
Ancak gözümüzü Cumhuriyet düşmanlarından, emperyalist işgalcilerden hiçbir zaman ayırmayacağız.
Bakınız; Cumhuriyetimizin ikinci yüz yılına girdiğimiz şu dönemde yine yüz yıl öncesinin sendromlarıyla, ulusal kurtuluş savaşı öncesi senaryoların güncel versiyonlarıyla karşı karşıyayız.
Küresel emperyalizmin topraklarımız üzerindeki hiç bitmeyen hayal ve hevesleri yine depreşti, yine gemi azıya aldılar.
En canlı örneğini daha önceki gün gördük, Yunanistan yeni ve yine provokasyonlarına birini daha ekledi.
Biliyorsunuz; 1923 yılında Lozan, 1947’de Paris Barış Antlaşmalarıyla silahsız olması kararlaştıran Ege Adalarının neredeyse tümüne askeri birlikler konuşlandırmışlar ve Türk devletinin sabır sınırlarını test etmeye devam etmektedirler.
Şimdi yeniden Batı Trakya Türklerinin azınlık haklarının bir anlamda mütemmim cüzü olan dini inançlarını kendi seçtikleri din adamlarıyla yaşaması güvence altında olmasına rağmen yeni Müftü ataması yapmaları kabul edilebilir değildir.
Lozan Antlaşması hükümleri kapsamındaki şartların hilafında, Yunanistan topraklarında kalmış Müslüman Türklerin ibadetlerine öncülük edecek din adamlarını belirlemek, göreve tayin etmek, her şeyden önce komşuluk hukukuna aykırı girişimlerdir.
Bu davranış biçimi öncelikle uluslararası hukuka da evrensel demokrasinin temel ilkelerine de aykırıdır.
Batı Trakya’da yaşayan Müslüman Türk Azınlığının kendi Müftülerini seçme hakkı tartışılamaz bir gerçektir.
Komşumuz Yunanistan’ı yönetenlerin, Türkiye ile Libya arasında imzalanan Münhasır Ekonomik Bölge Antlaşmasının yani Deniz Yetki Alanları Mutabakat Muhtırası'nın Libya Temsilciler Meclisi'nde de kabul edilmesine tepki olarak başvurdukları sözde misilleme doğru bir strateji değildir.
Aynı şekilde İsrail’le bir hedef birliği içinde Kıbrıs adası üzerinde de tehlikeli oyunlara girdiklerine tanık oluyoruz.
Demokratik Sol Parti olarak Yunanistan’ı buradan açıkça uyarıyoruz, akılcı ve tutarlı olmaya davet ediyoruz. Kavga kimseye fayda sağlamaz. “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” unutmasınlar!
Değerli arkadaşlar,
Bunlar hangi yollara başvurursa vursunlar bizi etkileyemezler.
Hiç kimse kaygılanmasın. Demokratik Sol Parti’nin üç kez devleti yönetiminde yer almış olması, 41 yıllık siyasi tecrübesi, bu konulardaki en önemli güvencelerden biridir.
Bu partinin kurucusu ve demokratik sol düşüncenin kuramcısı büyük devlet adamı, Onursal Genel Başkanımız, Başbakanımız Bülent Ecevit’in her hamlesi kadim Türk devletinin bekası, asil Türk milletinin geleceğinin güvencesi olarak tezahür etmiştir.
Bu anlayışın temelinde gerçek milliyetçilik, gerçek yurtseverlik yatmaktadır.
Ecevit’in “biz milliyetçiliği boş sokak duvarlarına değil, Ege’nin deniz yataklarına, Orta Anadolu'nun haşhaş tarlalarına, Kıbrıs'ın Beşparmak dağlarına yazmışız” sözü boşa söylenmiş bir söz, sıradan bir söylem değildir.
Ecevit bu söylemin gereklerini tüm siyasi yaşamında değişik dönemlerde hayata geçirme imkânı bulmuştur.
Değerli arkadaşlarım,
Ecevit 12 Eylül faşist darbesi öncesindeki dönemde Kıbrıs Barış Harekâtında, orta Anadolu çiftçisine uygulanan haşhaş ekim yasağının kaldırılmasında bu kararlılığı göstermiş, dahası 12 Eylül sonrasında da devlet yönetiminde yer aldığı her süreçte aynı kararlılığı ortaya koyabilmiş bir liderdir.
Terörist başının yakalanıp Türkiye’ye teslim edilmesinde, PKK ve HİZBULLAH terörünün bitirilmesinde, Amerika’nın Irak’ı işgal etmek istediği dönemde onlara Türkiye topraklarını kullandırmamasında, daha birçok hususta bu ağırlığını ortaya koyabilmiş bir liderdir Ecevit.
İşte bugün buradaki Eceviti’n evlatları da aynı duygu, düşünce ve kararlılıkla Demokratik Sol Partiye sahip çıkmakta, Akgüvercinli mavi bayrağımızı her zaman göklerde dalgalandırmaya devam etmektedirler!
Değerli demokratik solcular, kıymetli yol arkadaşlarım,
Biliyorsunuz, son 14 aydır süren bir Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge projesi hayata geçirilmeye çalışılıyor.
Demokratik Sol Parti olarak biz bu çalışmalara katıldık ve önemli katkılar sunduk.
Terörsüz Türkiye’ye EVET! Terörsüz Bölge’ye EVET! dedik. Ancak;
Bu arada şunu da özellikle belirtmek isterim; Demokratik Sol Parti olarak bizim yakaladığımız ve bağımsız Türk adaletine teslim ettiğimiz bir teröristin, bir bebek katilinin muteber kişi statüsüne büründürülmesine de asla ve asla destek vermeyeceğiz herkes iyi bilmelidir.
Bütün milletimiz bundan emin olsun!
Değerli arkadaşlar,
Bizim siyaset anlayışımızda insan, ekonomik gücüne göre değer kazanmaz. Bir insanın değeri, sahip olduğu servetle ölçülmez.
İnsanın onuru, emeği, özgürlüğü ve yurttaşlık hakları esastır.
Bizim için sosyal devlet, yalnızca zor durumdaki yurttaşlarına yardım eden devlet değildir.
Bizim için sosyal devlet, insanları yardıma muhtaç bırakan koşulları ortadan kaldıran, herkese insanca yaşama imkânı sunan devlettir.
İşte demokratik sol kuramın ve programın temel sorumluluğu budur.
Peki, bugün İstanbul’da yaşayan vatandaşlarımızın gündemi nedir?
Sabah evinden çıkan bir emekli, akşam pazar alışverişini nasıl yapacağını düşünüyor.
Bir işçi, kazandığı ücretle ailesinin geçimini sağlayabilmenin mücadelesini veriyor.
Bir genç, eğitimini tamamladıktan sonra nasıl iş bulabileceğinin ve kendi hayatını nasıl kurabileceğinin hesabını yapıyor.
Bir aile, çocuğuna daha iyi bir eğitim sunmak isterken çok fahiş ve ekstra okul masraflarıyla karşılaşıyor.
Bir kiracı, her ay gelirinin ne kadarını barınmaya ayıracağını düşünüyor.
Bir esnaf, artan giderleri karşısında işini hangi şartlarda güvenle sürdürebilmeceğinin yollarını arıyor.
Bütün bunlar, İstanbul’un günlük hayatının gerçekleridir.
Türkiye İstatistik Kurumunun Eylül 2026 verilerine göre yıllık tüketici enflasyonu yüzde 29,73 olarak açıklanmıştır.
Bu oran, fiyatların bir yıl öncesine göre değişimini gösterir; vatandaşın yıllar içinde biriken geçim kaygısını ise tek başına anlatmaya yetmez.
Çünkü vatandaşın meselesi yalnızca enflasyon oranı değildir.
Asıl mesele, eline geçen gelirle ay sonunu getirip getiremediğidir. Yani hayat pahalılığıdır!
Biz diyoruz ki ekonomik politikaların başarısı, yalnızca tablolardaki rakamlarla ölçülemez.
Bir ülkede emekli, yıllarca çalıştıktan sonra huzur içinde yaşayabiliyor mu?
Bir işçi, alın terinin karşılığını alabiliyor mu?
Bir genç, ailesine yük olmadan kendi geleceğini kurabiliyor mu?
Bir çocuk, ailesinin gelir düzeyi ne olursa olsun nitelikli eğitime erişebiliyor mu?
Ekonomik ve sosyal politikaları değerlendirirken sormamız gereken sorular aslında bunlardır.
Demokratik Sol Parti, emeği merkeze alan, üretimi destekleyen, gelir dağılımında adaleti gözeten ve sosyal devletin sorumluluklarını güçlendiren bir anlayışı savunmaktadır.
Üretmeden tüketen, emeği değersizleştiren, fırsat eşitsizliğini büyüten bir ekonomik düzenin kalıcı refah sağlayamayacağını her platformda anlatmalıyız.
Türkiye’nin ihtiyacı, çalışanlarından daha fazla fedakârlık yapmasını istemek, beklemek değil; üretimin, istihdamın ve refahın adil biçimde paylaşılmasının sağlanmasıdır.
İşte bunun için biz ısrarla ve inatla mevcut Büyükşehir Yasasının değiştirilmesi için mücadele ediyoruz.
Köylerin asıl sahiplerine, köylülere geri verilmesini istiyoruz.
Bu da yetmez; ekilip dikilmeyen ve devlete ait tüm arazilerin bedelsiz olarak çiftçilerimize tahsis edilmesini istiyoruz.
Tarımsal ekonominin gücüyle ancak sanayi devrimini gerçekleştirebiliriz. Bunun aksini iddia etmek sadece ve sadece emperyalistlere, sömürgecilere hizmet etmek demektir.
Değerli kardeşlerim,
İstanbul’un en önemli meselelerinden biri de barınma ve ulaşım sorunudur.
İstanbul’da yaşamak, pek çok yurttaşımız için giderek daha ağır bir ekonomik yük hâline gelmektedir.
Bir insanın evinden işine ulaşması saatlerini alıyorsa, kazandığı ücretin önemli bir bölümü kiraya gidiyorsa, yaşadığı mahallede çocuklarını güvenle büyütmekte zorlanıyorsa burada yalnızca bireysel sorunlardan değil, kent politikalarının temel meselelerinden söz etmemiz gerekiyor.
İstanbul’un ulaşım politikaları belirlenirken; raylı sistemleri, deniz ulaşımı, otobüsler ve metrobüsleri, aktarma merkezleri ve yaya erişimi bir bütün olarak ele almalıdır.
Ulaşım, yalnızca araçların hareket etmesi değildir. Ulaşım aynı zamanda insanların zamanını, sağlığını ve yaşam kalitesini koruma meselesidir.
Barınma politikaları da aynı anlayışla ele alınmalıdır.
Dar ve orta gelirli ailelerin erişebileceği sosyal konutlar geliştirilmeli; kent merkezlerinden uzaklaşmak zorunda kalan çalışanların ulaşım yükü azaltılmalı; öğrencilerin barınma ihtiyacı kamusal sorumluluk çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Bu konuda biz Demokratik Sol Parti olarak 02 Kasım 2023’te yani tam 3 yıl öncesinden önerimizi yapmıştık. Ne dedik o tarihte? “Kabul etmeliyiz ki, içinde bulunduğumuz ekonomik bunalımın getirdiği ağır yaşam koşullarının en etkili olanlarının başında konut ve işyeri kiralarında karşılaştığımız fahiş fiyatlar gelmektedir. Kira kontratlarında belirlenen artış oranlarını yasalarla, kararnamelerle, yönetmeliklerle sınırlamanın kalıcı bir yöntem olmadığını, bunu uygulamak isteyenlerin de bildiğinden eminim. İnşaat maliyetlerini düşürecek tedbirler geliştirilemediği müddetçe kiraların inmesini beklemek matematiğin gerçeklerine, hayatın olağan akışına aykırı olur. Kalıcı ve hakkaniyetli dönüşümü sağlamak ve beraberinde konut sorununu çözmek için, biraz önce de değindiğim gibi henüz yerleşime açılmamış yörelerde, zemini güvenli yeni yerleşim alanları belirlenmelidir. Öncelik kamu arazilerinde olmak üzere özel mülkiyet alanları makul imar planları yapılarak sisteme dahil edilebilir. Buralarda üretilecek arsalar, düzenli ve sağlıklı kentleşmeyi güvence altına alıcı ve spekülasyon önleyici koşullarla, kooperatiflere, kamunun veya özel sektörün toplu konut üreten kuruluşlarına ve kendi evini yapmak isteyenlere sunulmalıdır. Devlet eliyle üretilen arsaların toprak değerinde oluşturacağı artışlar, arsa ve konut üretim fonları kurularak burada biriktirilmelidir. Böylelikle, devletin başlangıçta ayıracağı kaynaktan sonra, arsa ve konut sorunu, kendi kaynağını da büyük ölçüde kendi yaratan ve maliyeti düşüren bir çözüme kavuşturulmuş olacaktır. Eski yerleşim merkezlerindeki, yaşamını doldurmuş veya riskli yapıların yıkılarak yenilerinin yapılması yerine, yeni yapılar için yeni yerleşim alanlarının seçilmesi özendirilmeli, bu doğrultudaki çalışmalara TOKİ vasıtasıyla hızlıca başlanmalıdır. İşte 6 Şubat felâketi sonrasında yerle bir olan binaların yerine yenisi yine devletimiz tarafından yapılıyor ve bedelsiz hak sahibine veriliyor. Peki bu parayı on binlerce insanımızı yitirmeden harcamak dururken büyük bir kaynak savurganlığı içine girmenin kime faydası olabilir? Ve en önemli hususlardan birisi de hiç kimsenin evinin, en az eşdeğerde bir konut edinme olanağı sağlanmadan yıkılmayacağının teminat altına alınmasıdır. Tüm bu düzenlemelerle, gecekondu sorunu da kendiliğinden sağlıklı, hakça ve ekonomik bir çözüme ulaştırılabilecektir. Yeni yerleşim alanlarına öncülük ederken ve katkıda bulunurken, devlet ve yerel yönetimler de kiralık konut stokları oluşturmaya öncelik vermelidir. Bu şekliyle yapılacak düzenlemeler sonucunda kira fiyatları sorunu çözüm yoluna gireceği gibi, dar ve orta gelirli yurttaşlar, konut yaptırmak için bütçelerini zorlamak durumundan da kurtulacaktır.”
İşte bizim bu önerimizden neredeyse tam 3 sene sonra projemiz hayata geçiriliyor ve İstanbul’da 15.000 kiralık konut yapılacağı ilan ediliyor ve hatta bu konuda başvuruları da 14 Eylül 2026’da almaya başlandı.
İşte Demokratik Sol Parti’nin önemi ve özelliği budur!
Değerli arkadaşlar,
İstanbul’un gelişimi, yalnızca yeni binaların yapılmasıyla ölçülemez.
Bir şehrin gelişmişliği, o şehirde yaşayan insanın ne kadar güvenli, huzurlu ve insanca yaşayabildiğiyle ölçülür.
Ve elbette İstanbul’un önündeki en önemli sorumluluklardan biri deprem gerçeğidir.
İstanbul’un deprem riskini siyasi tartışmaların günlük konusu olmaktan çıkarmak zorundayız.
Depreme hazırlık, bir partinin ya da bir belediyenin tek başına üstlenebileceği mesele değildir.
Merkezi yönetimden yerel yönetimlere, bilim insanlarından meslek odalarına, yapı sektöründen vatandaşlarımıza kadar herkesin sorumluluğu vardır.
Ancak ortak sorumluluk, sorumluluğun belirsizleşmesine de neden olmamalıdır.
Riskli yapıların bilimsel yöntemlerle belirlenmesi, yapı stokunun güçlendirilmesi, altyapının dayanıklı hâle getirilmesi, toplanma alanlarının korunması ve afet müdahale kapasitesinin geliştirilmesi için şeffaf, denetlenebilir ve sürekli bir çalışma yürütülmelidir.
Kentsel dönüşüm, vatandaşın evini kaybetme korkusuyla değil, güvenli bir konuta kavuşma güvencesiyle ilerlemelidir.
Hiçbir yurttaşımız, ekonomik gücü yetersiz olduğu için güvenli bir konutta yaşama hakkından mahrum kalmamalıdır.
İstanbul’un geleceği söz konusu olduğunda bilimin, kamu yararının ve insan hayatının önüne hiçbir çıkar konulmamalıdır.
DSP olarak biraz önce örneklediğim açıklamamızda buna dair de çok öenmli bir projeyi ortaya koyduk. Bu önerimize ne zaman akıllarının yatacağını bekleyip göreceğiz.
Değerli delegelerimiz, sevgili arkadaşlarım,
İstanbul’un bir başka sorumluluğu da çevresini ve doğal mirasını korumaktır.
Boğaz, Haliç, Marmara Denizi, ormanlarımız, su havzalarımız ve yeşil alanlarımız yalnızca bugünün değil, gelecek kuşakların da hakkıdır.
Şehirleşme ile doğayı karşı karşıya getiren anlayış yerine, insanla doğanın birlikte yaşayabildiği bir kent düzeni kurmalıyız.
Kamuya ait alanların korunması, tarihî dokunun yaşatılması, deniz kirliliğiyle mücadele edilmesi ve yeşil alanların artırılması İstanbul’un geleceğine yapılacak en önemli yatırımlardır.
İstanbul’un kültürel zenginliği kadar toplumsal çeşitliliği de önemlidir.
Bu şehir, farklı bölgelerden gelen insanların, farklı mesleklerin, farklı kültürlerin ve farklı hayat hikâyelerinin buluştuğu bir yerdir.
İstanbul’da herkesin kendisini eşit yurttaş olarak hissetmesi gerekir.
Hiç kimse inancı, düşüncesi, yaşam biçimi, kökeni ya da ekonomik durumu nedeniyle dışlanmamalıdır.
Laiklik, hukuk devleti ve demokratik özgürlükler, toplumsal barışın güvenceleridir.
Farklılıklarımızı bir çatışma sebebi değil, ortak yaşamımızın bir parçası olarak görmek zorundayız.
Bizim aradığımız birlik, herkesin aynı düşünmesi değildir.
Tek millet, tek devlet duygusu ve anlayışı temelinde farklı düşüncelerin özgürce ifade edilebildiği, herkesin hukuk karşısında eşit olduğu ve ortak geleceğin demokratik yollarla kurulduğu bir birliktir.
Değerli yol arkadaşlarım,
Bütün bu meseleler karşısında Demokratik Sol Partinin örgütsel sorumluluğu büyüktür.
Bir siyasi partinin gücü yalnızca seçim dönemlerinde yaptığı çalışmalarla ölçülmez.
Bir partinin gerçek gücü; vatandaşın sorununu dinleyebilmesinde, bu sorunlara çözüm üretebilmesinde, verdiği sözleri takip etmesinde ve zor zamanlarda toplumun yanında durabilmesinde ortaya çıkar.
İstanbul örgütümüz, kentin 39 ilçesini yalnızca idari sınırlar olarak görmemelidir.
Her ilçenin kendine özgü sorunları vardır.
Sanayi bölgelerinde çalışanların ve küçük işletmelerin ihtiyaçları farklıdır.
Tarihî yarımadada kültürel mirasın korunması ve esnafının yaşatılması öne çıkar.
Kıyı bölgelerinde deniz ve çevre politikaları önem kazanır. Yeni yerleşim alanlarında ulaşım, okul, sağlık hizmetleri ve altyapı ihtiyacı belirleyicidir.
Gençlerin, kadınların, emeklilerin, engellilerin, işçilerin ve esnafın talepleri ayrı ayrı dinlenmelidir.
İstanbul örgütümüzden beklentim; öncelikle 39 ilçenin tamamında akgüvercinli mavi bayrağımızın dalgalandığı “Güvercin Yuvalarını” aktif hale getirmeleridir.
Beraberinde de vatandaşın kapısını çalan, mahallelerin sorunlarını yerinde tespit eden, çözüm önerilerini somutlaştıran ve bunları kamuoyuyla paylaşan bir çalışma anlayışının güçlendirilmesidir.
Sorunları yalnızca dile getirmek yetmez. Çözüm yollarını da ortaya koymalıyız.
Her ilçede yerel sorunlara ilişkin raporlar hazırlanmasını, uzmanların ve sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinin alınmasını, gençlerin ve kadınların karar süreçlerine daha fazla katılmasını önemsiyorum.
Parti örgütü, yalnızca seçimlerde hatırlanan bir yapı olarak da görülmemelidir.
Parti örgütü, halkın her zaman ulaşabildiği bir dayanışma ve çözüm adresi olmalıdır.
Bu kongrede seçilecek yönetimin önündeki temel görevlerden biri de budur.
Biz demokratik solu, yalnızca bir siyasi gelenek olarak değil, topluma karşı bir sorumluluk olarak görüyoruz.
Demokratik sol; emeğin hakkını savunmaktır.
Demokratik sol; fırsat eşitliğini büyütmektir.
Demokratik sol; hukukun üstünlüğünü ve demokratik özgürlükleri korumaktır.
Demokratik sol; devletin sosyal sorumluluklarını yerine getirmesini istemektir.
Demokratik sol; üretimden, bilimden, eğitimden ve akılcı kamu politikalarından yana olmaktır.
Demokratik sol; devletin ve milletin birliği temelinde ülkenin bağımsızlığını, Cumhuriyetin kazanımlarını ve halkın egemenliğini savunurken toplumsal barışı da güçlendirmektir.
Bu ilkeler, yalnızca kürsülerde dile getirildiğinde anlam kazanmaz. Hayatın içinde karşılık bulduğunda anlam kazanır.
Vatandaşın sorununa çözüm üretebildiğimiz ölçüde, düşüncelerimizi topluma anlatabildiğimiz ölçüde ve örgütümüzü ortak hedefler doğrultusunda çalıştırabildiğimiz ölçüde bu sorumluluğu yerine getirmiş oluruz.
Değerli arkadaşlarım,
İstanbul’un tarihinden aldığımız ders açıktır: Hiçbir şehir yalnızca geçmişiyle yaşayamaz; geleceğini de kurmak zorundadır.
Bizim görevimiz de geçmişin birikimini geleceğin ihtiyaçlarıyla buluşturmaktır.
Cumhuriyetimizin temel değerlerini korurken yeni kuşakların beklentilerine cevap vermek zorundayız.
Emeğin değerini savunurken üretimin nasıl artırılacağını anlatmalıyız.
Sosyal adaleti savunurken kaynakların nasıl daha adil kullanılacağını açıklamalıyız.
Demokrasiyi savunurken katılımcı, şeffaf ve hesap verebilir bir siyaset anlayışını kendi örgütümüzde de yaşatmalıyız.
İstanbul’un sorunlarını konuşurken bu kentin insanına yalnızca şikâyet değil, uygulanabilir çözüm önerileri de sunmalıyız.
İşte 13. Olağan Kongremizin önemi buradadır.
Bu kongreyi bir görev değişimiyle sınırlı görmüyorum.
İstanbul örgütümüzün çalışma anlayışını, topluma ulaşma yöntemlerini ve kent meselelerine ilişkin çözüm üretme kapasitesini değerlendirmek için de bir fırsat olarak görüyorum.
Kongremizin sonucunda göreve seçilen arkadaşlarımızla birlikte, hepimizin ortak sorumluluğu bellidir: Demokratik Sol Partinin ilkelerini yaşatmak, İstanbul’un sorunlarını gündemde tutmak ve halkın beklentilerine karşılık verecek çalışmalar yürütmektir.
Burada ortak hedeflerimiz olmalıdır.
Çünkü siyasi örgütler, kişisel ayrılıkların değil, ortak sorumlulukların etrafında güçlenir.
Ben, İstanbul örgütümüzün bu sorumluluğu daha ileriye taşıyacağına inanıyorum.
Bu inancımızı sözlerle sınırlı bırakmadan, çalışmayla ve dayanışmayla göstermek hepimizin görevidir.
Sözlerimi tamamlarken İstanbul’un tarihî siluetine, Boğaz’ın iki yakasını birleştiren köprülerine ve bu şehirde her sabah yeni bir hayat kurmak için yola çıkan milyonlarca insanına bakarak şunu söylemek istiyorum:
İstanbul’un geleceği, yalnızca bu şehrin ne kadar büyüdüğüyle değil, burada yaşayan insanların ne kadar insanca yaşayabildiğiyle ölçülmelidir.
Bizim siyaset anlayışımızın merkezinde insan vardır.
Bizim hedefimiz, emeğin karşılığını bulduğu, gençlerin umutla geleceğe baktığı, emeklilerin huzur içinde yaşadığı, kadınların eşit haklara sahip olduğu, çocukların fırsat eşitliğiyle yetiştiği ve hiçbir yurttaşın kendisini yalnız hissetmediği bir Türkiye’dir.
Bu hedef doğrultusunda İstanbul örgütümüzün daha çok çalışmasını, daha çok dinlemesini, daha çok çözüm üretmesini ve toplumla bağlarını güçlendirmesini bekliyorum.
İl Başkanımız Sayın Çiğdem Mercan ve yönetimine görev alan tüm arkadaşlarımıza bugüne kadar yaptıkları özverili çalışmalarından dolayı sükranlarımı sunuyorum.
Bugünden sonra da aynı inanç ve gayretle demokratik solun iktidarı yolunda çalışacaklarına güveniyorum.
Bizler, Demokratik Sol Partinin geçmişinden aldığımız birikimi, bugünün ihtiyaçlarıyla buluşturmak zorundayız.
Cumhuriyetimizin değerlerine, emeğin onuruna, demokrasinin gücüne ve halkımızın geleceğine sahip çıkmaya devam edeceğiz.
Bu duygu ve düşüncelerle, 13. Olağan Kongremizin İstanbul örgütümüze, partimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyor; kongremize katılan bütün delegelerimize, üyelerimize ve emeği geçen yol arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.
Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Yaşasın demokrasi!
Yaşasın emek ve dayanışma!
Yaşasın Cumhuriyet!
Yaşasın Demokratik Sol Parti!"