Genel Başkanımız Sayın Önder Aksakal, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında merhum babası Agâh Aksakal’ı rahmetle anarak Ramazan ayının hayırlara vesile olmasını temenni etti. Demokratik Sol Parti adına emeklilere Ramazan ayı başında 5 bin lira “sofra katkısı” ve bayram ikramiyesinin en az 10 bin lira olması önerisini açıkladı. Aksakal, Gazze ve Filistin için dayanışma mesajı verirken, yeni kabinede göreve başlayan Akın Gürlek ve Mustafa Çiftçi’ye başarılar dilerken, yemin sürecinde yaşanan tartışmaları eleştirdi; Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin tutumunu değerlendirdi. Terörle mücadele sürecine ilişkin değerlendirmesinde PKK ve bağlantılı yapıların tamamen tasfiye edilmesi gerektiğini ifade eden Aksakal, Türkiye’nin bölgesel gelişmeler karşısında kararlı duruşunu vurguladı.
Genel Başkanımız Önder Aksakal, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında; "Bugün 20 Şubat; benim ilk Öğretmenim, varlık sebebim ve benim bugünlere erişmemin gerçek mimarı babamın, Agâh Aksakal’ın vefatının 12.nci yıl dönümü. Bu mübarek günde izninizle kendisini rahmetle, minnetle, saygıyla anarak sözlerime başlamak istiyorum. Mekânı cennet, makamı âli olsun diyorum.
Dün itibariyle idrak ettiğimiz mübarek ramazan ayının ülkemiz, aziz milletimiz ve insanlık için hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, yapılacak ibadetlerin yüce Allah katında kabulünü en kalbi duygularla diliyorum.
Özellikle küresel emperyalizmin bölgemizde ve dolayısıyla etkin şekilde islâm coğrafyasında yürüttüğü işgal girişimi ve soykırım saldırılarından en çok etkilenen Gazze’li ve Filistin’li Müslümanlara da bu mübarek ayda sabır, metanet ve dayanma gücü niyaz ediyorum.
Devletimizin Gazze’li Müslümanlara yüzlerce ton yardım gönderdiği haberleri bizleri de ziyadesiyle memnun etmektedir. Allah kabul etsin, Allah devletimize zeval vermesin.
Büyük ve güçlü devletimiz şu mübarek ramazan ayında, yıllarca bu millete hizmet etmiş emeklilerimizin yaşadığı ekonomik sıkıntılarına da bir nebze olsun katkı sağlasın diye arzu ediyoruz.
Bu vesileyle, her bayramda gündeme gelen ve emeklilerimize bayram ikramiyesi adı altında verilen maddi desteğin tespitinde, güncel ekonomik şartlar nedeniyle emeklilerimize 2026 yılı için beklentilerine uygun olarak verilemeyen maaş zammına katkı olması için ramazan ayı başında hesaplarına yatırılmak şartıyla 5 bin lira sofra katkısı, bayram için ise ikramiye tutarının en az 10 bin lira olarak belirlenmesini Demokratik Sol Parti olarak öneriyoruz.
Elbette bunun yeterli düzeyde bir miktar olmadığını biz de değerlendiriyoruz.
Ancak bu miktar bile hiç değilse küresel ekonomik darboğazın yarattığı bu sıkıntılı süreçte emeklilerimizin mübarek günlerde bir nebze olsun rahat edebilmesine vesile olacaktır.
Değerli basın mensupları,
Küresel ısınmayla birlikte mevsimlerin ötelenmesini hep birlikte yaşıyoruz. Bu sürece artık günümüzde daha da hissedilir düzeye çıktığını görüyoruz.
Şubat ayı sonuna yaklaştığımız dönemde bile bilindik kış şartlarının tam olarak oluşmadığına, buna karşılık bir anda patlayan şiddetli yağışların gerek günlük yaşamı gerek ulaşım ağlarını gerekse sanayi ve tarım alanlarında yarattığı hasarları üzülerek takip ediyoruz.
Uzun süredir dip noktalara kadar inen barajlarımızdaki su seviyesinin yüzde 100 doluluk oranlarına kadar yaklaşması, muhtemel kuraklık kaygımızı giderse de bazı barajlarımızda yaşanan aşırı doluluk sonucu baraj kapaklarının açılması zaruretini gündeme getirmekte, nehir ve dere kenarında tarlası, bahçesi olan üreticilerimizin uykularını kaçırmaktadır.
“Allah afatından korusun” diye temenni etmekle beraber gerekli tedbirlerin de zaman geçirmeden alınmasının önemini bir kez daha hatırlatıyoruz.
Bugüne kadar kötü hava koşullarından olumsuz etkilenen tüm yurttaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi de sizler aracılığıyla iletmek isterim.
Değerli basın mensupları,
Önceki hafta Sayın Cumhurbaşkanımız yeni bir tasarrufla Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığında değişikliğe gitti.
Bugün ilgili bakanların yardımcıları da değiştirildi.
Öncelikle bu görevlere atanan Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek ve yeni yardımcılarına ve İçişleri Bakanımız Sayın Mustafa Çiftçi ve yeni yardımcılarına görevlerinde üstün başarılar diliyorum.
Önceki Bakanlarımız Sayın Yılmaz Tunç ve Sayın Ali Yerlikaya’ya da bugüne kadar vermiş oldukları yoğun mesai ve hizmetleri için şükranlarımızı sunuyoruz, bundan sonra da aziz milletimiz ve devletimiz için aynı inanç ve gayretle üzerlerine düşecek hizmetlerine devam edeceklerine inanıyoruz. Onlarla birlikte bu süreçte görev yapan bakan yardımcılarımıza da yeni görev alanlarında ve yeni dönemde üstün başarılar diliyoruz. Bugüne kadar yapmış oldukları hizmetler için de ayrıca onlara da teşekkürlerimizi buradan ifade etmek istiyorum.
Tabii bu süreçte bazı nahoş hadiseleri de yaşamış olmanın burukluğu da demokratik nizam adına, yüce parlamentonun saygınlığı adına içimizi acıtmıştır.
Sayın Bakanların Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bu görevlerine atanmaları sonrası Anayasa hükümleri kapsamında yerine getirmeleri gereken yemin işlemi sırasında Cumhuriyet Halk Partili bazı Milletvekillerinin fiziksel engel yaratma, özellikle Adalet Bakanımızın yemin etmesini engellemeye yönelik yersiz girişimlerini yadırgadığımızı ve kınadığımızı da belirtmek isterim.
Burada her fırsatta ifade ettiğimiz gibi eski dönemin Anayasal uygulamalarını kafalarından çıkaramamış, yeni düzene uyum sağlamamak için ayak direten ve bu saplantılarından kurtulamamış olanların demokratik düzen işleyişine bir katkı sağlamak yerine bu tür davranışlarıyla yurttaşlarımızın yüce parlamentoya olan güven duygularını dejenere edecek niteliğe dönüşmesinden de büyük üzüntü ve kaygı duymaktayız.
Kendi iç dünyalarında yaşamakta oldukları siyasi ve ahlaki savrulmuşlukların ağır etkisi altında bu davranışları sergiledikleri düşüncesiyle bu konularda daha anlayışlı söylemler ortaya koymaya çalışıyorsak da netice itibariyle, ülkenin ana muhalefet partisi olmaları hasebiyle bu kadarına da haklarının olmadığına inanıyoruz.
Tabii bu arada asıl yadırgadığımız ve gerçekten izahında zorluk çektiğimiz bir husus daha vardır ki, o da Cumhuriyet Halk Partisi içinde gerçekten kurucu değerlere sadakati ve aidiyeti konusunda en küçük taviz vermemiş gerek siyaset zemininde gerekse bireysel yaşam biçiminde geleneksel değerlerden sapmamış, ahlaklı yaşamı ilke edinmiş, inançlı, düzgün, aklı başında bilinen esasen az sayıda da olmayan Milletvekillerinin bu pespayeliğe karşı kayıtsız tutum ve davranışlarıdır.
“Kuzuların sessizliği”ni andıran bu görüntünün toplumun umut ve beklentilerini yok ettiğini, her geçen gün de kendilerinden beklentileri olan toplum kesimlerinin duygusal yıkıma sürüklendiğini, hülâsa bu yurttaşlarımızın kendi iç dünyalarında lâik Cumhuriyete ve Atatürk ilkelerine olan bağlılıklarının umutsuzluğa evrilecek noktaya geldiğini görmek zorunda olduklarını önemle hatırlatmak isterim!
Yıllarca Cumhuriyet Halk Partisinin kurucu iradesi olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ortaya koyduğu iradenin yılmaz takipçisi olmuş ve yeniden kuruldukları 1992 yılından buyana toplumla buluşturamadıkları siyasi söylem ve eylemleri nedeniyle karşı karşıya kaldıkları başarısızlıklarını, demokrasiye olan inançları gereği her seferinde sineye çekmiş samimi duygu sahibi Milletvekili ve Belediye Başkanlarının, bunca ahlaksız ilişkilerin ve yasadışılıkların ayyuka çıktığı bir ortamda sessizliklerine tanık olmak, inanıyorum ki aynı değerlere sahip gerçek Cumhuriyet Halk Partisi seçmenleri ve sempatizanları için azapların en büyüğü olsa gerek.
Bu kötü sürece yönelik iradi bir hareketin kısa zamanda ortaya konulabileceğine dair tabandaki beklentinin her geçen gün biraz daha büyüdüğünü görüyoruz.
Biz yine de dürüst siyaset yapabilecek ve milli politikaların peşinde olacak bir yapının kısa zamanda oluşacağına inanmak istiyoruz.
Değerli basın mensupları,
Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge mottosuyla ortaya konulan ve 05 Ağustos 2025 tarihinde ilk toplantısını yaparak çalışmalarına başlayan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu son toplantısını önceki gün gerçekleştirdi ve her kesimden kişi ve kuruluşların, bilim insanlarının, STK temsilcilerinin, Sendikaların ve tabiatı gereği Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil edilen İYİ Parti dışındaki tüm partilerin temsilcilerinden oluşan 51 Milletvekilinin ortaya koydukları görüş ve önerilerin özeti olarak nihai Rapor kamuoyu ile paylaşıldı.
Devlet bir büyüklük daha yaparak kırk seneden fazla bir süredir başımıza musallat edilen terör belasından bu toplumu kurtarmak ve esasında bu batağa saplanmış, kandırılmış, kaçırılmış, tehdit edilmiş insanlarımızın da sıcak yuvalarına dönebilmesi amacıyla bağrına taş basarak bu süreci başlatmıştır.
Biz Demokratik Sol Parti olarak başından beri olumlu katkımızı sunmaya, olası sıkıntıları anlatmaya, çözüm önerilerimizi sunmaya devam ettik.
Nihai raporun ana teması ve mihenk taşı terör örgütü PKK ve KCK şemsiyesi altında toplanmış türevlerinin tümünün birden topyekûn tasfiye edilmesi, sahip oldukları silah ve mühimmatlarını güvenilir ve inandırıcı bir tarzda devletin ilgili mekanizmalarına teslim etmeleri olarak tescillenmiştir.
Zira bu aşama sadece Türkiye’deki PKK değil gerek Suriye’deki YPG – PYD - SDG gerekse Irak’taki PJAK gibi tüm örgütler olmak üzere gerekse de Avrupa’da bulunan bölücü diasporanın da dağıtılmasını kapsayacaktır.
Çünkü bu durum, umut edilen yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi için başlangıç noktası olacaktır.
Ayrıca bu yapıların sahip oldukları mali kaynakların akıbetinin ne olacağı da belirlenmelidir ve tespit edilmelidir.
Yoksa vatanı ve milleti uğruna kara toprağa düşmüş şehitlerimizin yakınlarının her türlü ekonomik sıkıntı altında acılarını yüreklerine gömerek yaşamalarına karşın, Kandil’deki, Avrupa’daki elebaşları gasp, soygun, haraç ve hırsızlık gibi gayrimeşru yöntemlerle elde ettikleri milyon dolarlarla Ortadoğu’daki dağlardan İsviçre’deki dağlara terfi ederek orada lüks yaşamlarını mı kurgulayacaklardır?
Buna ne millet razı gelir, ne de Allah’ın adaleti izin verir!
Dolayısıyla, bu saatten sonra gerek dağdaki terörist elebaşları gerekse Meclisteki sivil temsilcileri “yan yattı, çamura battı” kabilinden bahanelere sığınamaya kalkışmamalı, ortaya konulan stratejiye eksiksiz riayet etmeli, bin yıldır birlikte yaşayan ve bu yaşamanın, Türk – Kürt evlenerek bir aile olmanın, ticaret yaparak ortak olmanın, kısacası etle tırnak olmanın gereğini yerine getirmelidir.
Aksi halde devlet kararlıdır ve bu artık onlar için son şanstır!
İmralı’daki PKK elebaşının sözde “umut hakkı” gibi bir sonucu beklemesi, örgüt mensuplarının bağımsız Türk yargısına hesap vermeden sivil hayata geçiş yapılabileceği, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Anayasasında ifadesini net olarak bulmuş ilk dört maddesinin, devamında 42.nci ve 66.ncı maddeleri üzerinde bir değişikliğe gidilebileceği gibi beklentilerin hayal kurmakla eşdeğer olacağı asla akıllardan çıkarılmamalıdır.
Türkiye Cumhuriyeti devleti, on binlerce evladının şehit edilmesinin müsebbibi bir terörist için müstakil villalarda özel hizmetçilerini ve sekreteryasını yaratacak zemini hazırlama gibi bir yanlışa düşmeyecektir, düşmemelidir.
Nihai raporda yer alan ve özellikle bağımsız Mahkemelerce verilen tutuklama kararlarına karşı dayatılan tutuksuz yargılamanın tüm yargısal süreçlerde esas alınması yönünde ortaya konulan talep ve beklentiler ise hayatın ve hukukun gerçekleriyle taban tabana zıttır.
Zira öyle suçlar vardır ki, Yargıç suçlunun kaçma ihtimalini ve delillerin yok edilmesini önlemek adına ya da bazı hallerde, yani taksirli suçlarda kusurlu bireyin yaşam güvencesini teminat altına alma amacıyla da tutuklama iradesi ortaya koyabilmektedir.
Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi merkezli yürütülen rüşvet, irtikap, zimmet, ihaleye fesat karıştırma, sahte evrak düzenleme, siyasi casusluk, kısacası aklınıza gelebilecek her türlü yüz kızartıcı suçların bir arada soruşturulduğu bir davanın muhatapları için ısrarla gündemde tutulan “tutuksuz yargılansınlar” feryadı, faillerin adaletin pençesinden kurtulma reflekslerinin tezahürüdür.
Şu bir gerçektir ki, vatan hainleri ve yüz kızartıcı suç işleyenler hem kaçabilir hem de delil yok etmeye yeltenebilir.
Tutuklanmaları, yargılamalarının tutuklu sürdürülmesi doğal olanıdır. Bundan da rahatsız olan varsa rahatsız olmaya devam edebilirler.
Yeri gelmişken bu PKK sempatizanlarına bir hususu daha hatırlatmak isterim.
Şu Gazi Meclis çatısı altında ülkemiz sınırları dışındaki sözde Rojava – Kobani’ye gösterdiğiniz ilgi ve şefkat güzellemelerinin yüzde birini doğu ve güneydoğunun zor coğrafi bölgelerinde büyük zorluklar altında yaşam savaşı veren dar gelirli yurttaşlarımızın emek ve gelecek mücadelesi için gösterseydiniz bugün ne terörün ne de emperyalist düzenin borusu çalardı.
Ama kölesi olduğunuz feodal ağalarınız buna müsaade etmezdi, siz de onlara karşı en küçük bir hareket içerisinde olamazdınız, zaten olamadınız.
Büyük emek verdiğimiz bu terörsüz bölge süreci belki bir vesile olur da aklı selime ulaşırsınız.
Değerli basın mensupları,
Türkiye olarak bütün bu gayretlerimizin, bölgemizde kurgulanmaya çalışılan sözde “büyük İsrail” projesinin bertaraf edilmesi ve toprak bütünlüğümüze, ulusal birliğimize karşı oluşabilecek saldırıları boşa çıkarma amacı taşıdığına herkesin inanması gerekir.
Bakınız; Amerika elindeki tüm saldırı imkanlarını bölgemize yığmaya devam ediyor. Amerika ne Türklerin ne Kürtlerin ne de bir başkasının bekası için yapmıyor bunu.
Bir tek amacı vardır, o da katil İsrail’le birlikte dünyanın, bizim de yer aldığımız bu coğrafyasını hegemonyası altına almak ve jeopolitik olarak da dünyanın tümünü kendi kapsama alanına dahil etmek.
Türk milleti 86 milyon vatan evladıyla buna asla müsaade etmeyecektir.
Amerika’nın saldırgan politikaları, Trump’ın “ölümü gösterip sıtmaya razı etme” taktikleri belki bazı basiretsiz devletleri etkileyebilir ama Türkiye Cumhuriyeti devletini ve aziz milletimizi asla yörüngesine alamayacaktır.
Tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur.