Genel Başkanımız Sayın Önder Aksakal, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, uzun süredir kayıp olan Gülistan Doku dosyasında yürütülen yeni süreci olumlu buldu, adaletin yeniden tesisi adına önemli bir adım olarak değerlendirdi. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in faili meçhul dosyaların yeniden açılmasına yönelik adımını önemli bulduklarını ifade eden Aksakal, Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanan bir yazıyı sert sözlerle eleştirerek; kimlik ve inanç üzerinden yapılan ifadeleri “kabul edilemez” olarak nitelendirdi. 1 Mayıs öncesinde emekçilerin hak mücadelesine destek mesajı verdi. Ekonomide yüksek faiz politikalarını eleştiren Aksakal, üretim odaklı reformların şart olduğunu dile getirdi. Dış politikada ise ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hamlelerini eleştirerek, bölgesel gerilimlerin küresel riskler taşıdığına dikkat çekerek, ekonomide yüksek faiz ve üretim eksikliği politikalarını hedef aldı, emeklilere ek ödeme artışı önerisini dile getirdi.
Genel Başkanımız Önder Aksakal, yapığı açıklamasında; "Öncelikle çok uzunca bir zamandır Tunceli’de kendisinden haber alınamayan Gülistan Doku için cesur bir Cumhuriyet Başsavcımızın vaziyet alması, konuyu derinlemesine hassasiyetle inceledikten sonra hadisenin bir kaybolma değil cinayet olduğunu ortaya çıkarması toplumumuzun adalete olan güven duygularında başlayan erozyonu durdurmuş, bir umut ışığının doğmasına sebep olmuştur.
Bu vesileyle Tunceli Cumhuriyet Başsavcımız Sayın Ebru Cansu’yu yürekten kutluyorum, başarılı çalışmalarının devamını diliyorum.
Elbette tüm bu çalışmalara en önemli desteğin Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek’ten geldiğini de belirtmeliyiz, bu vesileyle kendilerine ayrıca teşekkürlerimizi iletiyoruz.
Adalet Bakanımızın bu mezkûr hadise sonrasında, bugüne kadar tozlu raflarda bırakılmış faili meçhul cinayetlerin dosyalarını yeniden incelemeye alma kararı ve buna ilişkin olarak da Adalet Bakanlığı bünyesinde bir Daire Başkanlığı oluşturması hukuk devleti adına önemli bir gelişmedir.
Bu girişimin akamete uğramaması gerekir.
Hafızalarımızda derin izler bırakmış faili meçhul birçok siyasi cinayetin de çözülebilmesi, toplumun demokrasiye yönelik inancını ve devlete olan güven duygularını güçlendirecektir.
Demokratik Sol Parti olarak bugünden itibaren ciddiyetle takip edeceğiz.
Örneğin; Uğur Mumcu’yu kim ya da kimler katletti, aracına bubi tuzağını kim ya da kimler koydurttu?
Sayın Adalet Bakanı faili meçhuller için “ucu nereye giderse gitsin” diyerek iddialı bir hedef ortaya koydu. Bakalım o duvardan bir tuğla çekebilecek mi?
Diyarbakır Baro Başkanı Av. Tahir Elçi’nin kim ya da kimler tarafından yapılan bir suikast sonucu öldürüldüğünün tespiti sağlanabilecek mi?
Bu örnekleri daha çoğaltabiliriz ancak geçmiş dönemin siyasi arenasında bu gibi cinayetleri olumlayan zihniyetin sempatizanı olduklarını bugün dahi açıkça ortaya koymaktan çekinmeyen bir takım yapıların varlığında, bu gibi hedeflere yönelik çabalardan tatminkâr bir sonuç elde edilebileceğine inanmak da bir o kadar zor görünmektedir.
Ancak her şeye rağmen kim ne derse desin, çok ciddi, çok önemli ve çok meşakkatli bir sürecin tarifini ortaya koyarak yola çıkan Sayın Adalet Bakanımızın bu iyi niyetli çalışmalarında mutlak başarı sağlamasını gönülden temenni ediyor ve çalışmalarında başarılar diliyorum.
Değerli basın mensupları,
Biliyorsunuz biz Demokratik Sol Partililer olarak kurucumuz ve Onursal Genel Başkanımız Bülent Ecevit’in rahle-i tedrisatından geçmiş, onun ortaya koyduğu ilkeler doğrultusunda siyaset yapan ve elimizden geldiğince de olaylar karşısında onun yaklaşımını prensip edinmiş siyasetçileriz.
Bunun en belirgin olanlarından bir de gazetecilere olan saygı düzeyindeki yaklaşımlarımızdır. Ecevit kendisine yapılan haksız eleştiriler karşısında ve hatta aşağılamalara, hakaretlere varan haber ve yazılar için dahi hiçbir gazeteci ile mahkemelik olmamıştır.
Ancak önceki gün Cumhuriyet gazetesi gibi toplumun büyük bir kesimine hitap eden, demokratik, lâik cumhuriyet ilkelerini benimsemiş bir platformda kendine yer edinmiş, bu gazetenin toplumsal düzeyde sahip olduğu statü ve saygınlığına tamamen zıt anlayışa sahip bir sözde köşe yazarı tarafından Cumhuriyet Halk Partisi önceki Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu hedef alan seviyesiz tanımlamayı okuduğumuzda hakikaten nutkumuz tutuldu ve en hafif deyimiyle “gazetecilik bu değil” dedik.
İnsanları kimlikleri veya inanç değerlerine dair aidiyetleri üzerinden kategorize etmeye kalkmak kelimenin tam anlamıyla kafatasçılıktır, faşistliktir!
Hele hele bu sözde köşe yazarı şahsın, yaptığı densizliği “bilgisizliğini” gerekçe göstererek örtbas etmeye kalkması özrü kabahatinden büyük sözüne tam uyan bir örnek olmuştur.
Kanadı kırık uçmaya çalışan bu sözde köşe yazarını şiddetle kınadığımızı ve sarf etmekten çekinmediği sapkın görüşünü en güçlü şekilde lânetlediğimizi buradan ifade etmek isterim.
Cumhuriyet gazetesi yönetimi bu sözde köşe yazarı ile ilişkisini derhal sonlandırmalıdır!
Gazetenin varoluş gerekçelerine aykırı bir yapıda olduğu gün gibi açık bu zihniyetteki sözde yazarlara tahammül etmeyi “düşünce özgürlüğü” gibi kalıplara sığdırma talihsizliğine düşmemelidir.
Değerli basın mensupları,
Yarından sonra 01 Mayıs’ta emeğin bayramını kutlayacağız. Emek ve Dayanışma gününde, var oluşumuzun ana gerekçesi itibariyle hak mücadelesinden doğmuş Demokratik Sol Parti olarak işçinin ve emekçinin her zaman yanında olduk, olmaya devam edeceğiz.
Yaşanan ekonomik sıkıntıları en yoğun şekilde hisseden toplum kesimlerinin insanca yaşam şartlarına ulaşabilmesi adına Demokratik Sol politikaların iktidara taşınması için verdiğimiz mücadeleyi de ilk günkü azim ve kararlılığımızla sürdürüyoruz.
Yaşasın işçinin ve emekçinin hak mücadelesi, “yaşasın 1 Mayıs” diyorum, tüm emekçileri buradan en içten duygularımla yürekten selamlıyorum!
Değerli basın mensupları,
Amerika ve İsrail’in Ortadoğu coğrafyasında haydutluk düzeyinde başlattıkları İran’a yönelik saldırıları, kadim İran devletinin ve İran halkının kararlı dirayetine toslamış, bu katil soykırımcıları ne yapacaklarını bilemez hale getirmiştir.
Savaşı kendileri başlattıkları gibi sözde ateşkesi de kendiler ilan etmişler, bu bataklıktan nasıl çıkacaklarının derdine düşmüşlerdir.
İşin özü Amerika ve İsrail başlattıkları bu savaşı kaybetmişlerdir.
ABD Başkanı Trump’ın bir dediğinin bir diğer dediğine uymaması, bugün başka yarın tam tersi başka konuşması, olmamış olayları olmuş gibi lanse etmeye çalışma gayreti, mağlubiyet şaşkınlığıyla içine düştükleri açmazın boyutlarını tüm çıplaklığıyla göstermektedir.
Amerika girdiği bu çıkmaz sokaktan bir an önce çıkmalıdır. Sadece bölgemizin değil tüm dünyanın dengelerini alt üst edecek maceralardan ivedilikle uzaklaşmalıdır. Böylesi kendileri için en ideal olanıdır.
Aksi durumda en büyük zararı kendileri görecek ve telafisi zor bir sürece evrileceklerdir. Bizden söylemesi.
Tabii İsrail’in arz-ı mevud hayalleri kurarak Ortadoğu’yu cehenneme çevirdiği bir süreçte Avrupa Birliği Dönem Başkanı Ursula von der Leyen’in de bambaşka hayaller peşinde olduğunu gördük.
Von der Leyen, Pazar günü Hamburg'da Zeit gazetesinin düzenlediği bir etkinlikte AB genişlemesine verdiği desteği anlatırken, “Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmamız gerekiyor ki; Rus, Türk ya da Çin etkisi altına girmesin” ifadeleriyle Avrupa kıtası sınırlarını genişletmek adına Türkiye topraklarının Trakya bölgesini hedefine koyduğu dikkatimizden kaçmamıştır.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un dikkat çeken bir zamanlama itibariyle aynı anda Yunanistan’ı ziyaret etmesi ve burada stratejik işbirliği anlaşmalarının yenilenmesi töreninde Türkiye’nin olası saldırısında Yunanistan’ın yanında olacaklarını açıklaması Von der Leyen’in hedefleriyle örtüşen bir içerik taşımaktadır.
Küresel emperyalizmin Amerika öncülüğünde yürüttüğü, Ortadoğu’da 22 ülkenin sınırlarını yeniden belirleme projesi olan Büyük Ortadoğu Projesi hayaliyle heveslendiği sonucun hiçbir şartta gerçekleşmeyeceğini bir kez daha hatırlatmak isterim.
Türkiye hiçbir zaman komşularının topraklarına yönelik hesapların içinde olmamıştır ancak kendi toprakları üzerinde hesap hatasına düşebileceklere de anlayacakları dilden konuşmasını gayet iyi bilmektedir.
Yıllarca PKK terör örgütünü finanse eden, Suriye’de yüzlerce kilometre tünelin yapımını finanse ettikleri yargı kararlarıyla tescillenen, onları besleyip büyüten ve bu günlere getiren başta Fransa olmak üzere, AB’nin diğer ülkeleri de iyi bilmelidir ki bu ve benzeri sığ girişimlerinden kendilerine ekmek çıkmaz!
Değerli basın mensupları,
Ekonomide yaşanan sıkıntıların boyutu iktidar partisinin bile yadsıyamadığı düzeylerde devam etmektedir.
Çeşitli yöntemlerle düşürülmeye çalışıldığı söylenen enflasyonun bir türlü istenilen düzeye getirilememesi elbette başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere ekonomiden sorumlu tüm kurumları rahatsız etmektedir.
İşin doğrusu en büyük rahatsızlık da dar gelirli vatandaşlarımızdadır.
2019 yılından bu yana yaşanan yerel ya da küresel düzeydeki büyük maliyetlere sebep olmuş olayların yarattığı yıkımın enkazını milletçe sırtlandık ve çok şükür artık sonlarına yaklaştık.
Özellikle 11 ilimizi yerle bir eden 06 Şubat depremlerinin yaraları çok büyük ölçüde sarıldı, depremde evlerini, işyerlerini kaybeden yurttaşlarımız yeni yuvalarına kavuştu ve hayat büyük ölçüde normale dönme sürecine girdi.
Ancak her zaman değindiğimiz gibi yaşanan sıkıntıların anlayışla karşılanması da sınırsız süreye tabi değildir.
Devleti yönetmek demek, toplumu huzur, refah ve güven içinde yaşatmak, esasen bu niteliklere haiz bir yaşam biçimini daha da güçlendirerek geliştirmek demektir.
Bunun için de öncelikle çalışmak ve üretmek gerekir. Üretim kanallarının önünü açmak gerekir. Borç – faiz sarmalından kurtulmak gerekir.
Bakınız; Merkez Bankası politika faizini genel tahminler ve beklentiler doğrultusunda yüzde 37’de bıraktı ama üst borçlanma faizi sınırı yüzde 40 olarak uygulanıyor ve bu oranın bile piyasaya etkisi çok olumlu değil.
Mevduat faizleri yüzde 42 – 47 düzeyinde, şirket ve tüketici kredileri ise yüzde 50 ve üstüne rakamlarla uygulanıyor. Bu durumda yeni şirket kurmak ya da şahsi yatırımlara niyetlenmek bile çok zor, hatta neredeyse imkânsız.
Sonuç olarak politika faizini sabit tutmanın sorunu çözemediği, faizde bile istikrarı sağlayamadığı görülmekteyken “illüzyon yaparak” sistemi yürütmeye çalışmanın esasen patinaj yapmakla eşdeğer olduğu aşikârdır.
Enflasyonla mücadelede makul sayılabilen ve kabul edilen süre 1 ile 2 yıl arasındadır, bunun da en önemli dönemi 16 - 18 ay arasıdır.
Demokratik Sol Parti olarak bu kürsüden uyardık, sıcak para Carry Trade yöntemini seçtiğinizde, yani yaklaşık 3 yıl önce “bu yöntem çözüm değildir” dedik.
Keşke yine haklı çıkmasaydık!
Enflasyonla mücadelede süre uzadıkça halk mevcut program karşısında ezilir, bıkar ve sonunda inanma yüzdesi azalır. Ekonominin en önemli unsuru olan “güven faktörü” kaybolur.
Beklentileri olumlu hale getirebilmek çok önemlidir. Bunun da önceliği hukukun üstünlüğü ve güçler ayrımına dayalı demokrasiyi sonuna kadar uygulamaktan geçer.
Hazine ve Maliye Bakanımız Sayın Mehmet Şimşek’e bir kez daha seslenmek isterim.
Yapısal reformlar hayata tam olarak geçirilmeden tek başına yüksek faiz politikasıyla ve dolaylı / dolaysız vergileri artırarak enflasyonla mücadelede kalıcı çözüm bulamazsınız.
Defalarca ifade ettik, Sağır Sultan bile duydu, ülkemizde verimli üretime geçme yolunda büyük reformlar şarttır. Bunun en başında Büyükşehir Yasasının eski haline getirilmesi yer almaktadır.
Şu kuru inadı bırakın ve derhal köyleri asıl sahiplerine, köylülere geri verin!
Devletin sahip olduğu verimli hazine arazilerini bitişik parsellerindeki çiftçilere bilâ bedel kiralayın ve çok ürün elde edilmesini sağlayın.
Çok ürün demek, çok ihracat demektir. Çok üretmek demek, halkın ucuz ürün alabilmesini sağlamak demektir.
Tarımda ve hayvancılıkta nitelikli devlet desteğini sunarak, üreticinin güvenli yarınlar için daha güçlü olmasını sağlamak demektir.
Onun için ısrarla söylüyoruz, bu önerilerimizin önündeki en büyük engel mevcut Büyükşehir Yasasıdır. Bu yasa derhal eski haline getirilmelidir.
Gelelim Enflasyonu düşürme yönteminize; ağırlıklı olarak sabit gelirlilerin maaşlarına TÜİK kanalıyla müdahaleler yapılarak oluşan ekonomik verilerle talebi düşürelim, arzı kısalım, enflasyonu düşürelim diyorsunuz.
Harcamaları da faiz ve vergilerle dengeleyelim diyorsunuz ama üretmediğiniz için her geçen 18 - 20 ayda uygulanan faiz oranı ile borç rakamı yüzde yüz artıyor ve aylar yıllar geçmeye devam ediyor.
Peki, o zaman şunu sorma hakkımız bakidir; bugüne kadar Kamu’da mali disiplini neden halâ kuramadınız?
Kamu maliyesinde sağlayamadığınız tasarruf yüzünden cari açık büyüdü, faiz harcamaları rekor kırdı, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası geçen yılki rekor zararın üzerine yine zararda rekor kırdı!
Enflasyona ezdirmediğinizi söylediğiniz sabit gelirli ve emekli kesiminin tamamı güncel açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veriyor.
Şirket iflasları ve gerçek kişilerin borç – alacak ilişkilerinden kaynaklanan anlaşmazlıklar sonucunda icra daireleri de dava rekoru kırıyor.
Sayın Hazine ve Maliye Bakanımıza “başarı bunun neresinde?” diye sormak zorundayız.
Fiyatlanma davranışlarının bozulduğu böyle bir ortamda kur şokunu baskıyla önleyebilirsiniz ama bundan sürekli vaziyette kurtulmak zor, hatta imkânsızdır.
Dikkat edin, zaman daralıyor ve uygulanan yanlış ekonomi politikaların sonucu çarpan etkisiyle ile her an karşımıza çıkabilir.
Şimdi emeklilerimize nefes aldıracak teklifimizi buradan başta iktidar Partisi Akparti olmak üzere tüm siyasi Partilere seslenerek söylüyorum.
Defalarca intibak yasasını çıkarın dedik ama maalesef şu ana kadar yapılmadı.
Biliyorsunuz 2006 yılında çalışanlarımız ve emeklilerimiz için vergi iadesi sistemi kaldırıldı yerine emeklilerimize yüzde 4 - 5 oranında ek ödeme sistemi uygulamaya geçildi ve aradan 20 sene geçti.
KDV oranları arttı, ÖTV oranı yükseldi. Şimdi en azından emeklilere verilen ek ödeme oranını yüzde 10 - 12 arasına yükseltelim, en azından maaşlara, taban maaş alanlar bazında bile enflasyon artışıyla en az 1.200 – 1.500 lira katkı sağlayalım.
Sayın Mehmet Şimşek, Türk ekonomisinin kısa vadede kurtuluş reçetesini de size sunuyorum. Para politikası sıkı kalır, mali disiplin korunur, popülist kamu harcamaları engellenir, güven ortamı pozitif yönde artarsa TÜİK’e ihtiyaç kalmadan enflasyon düşer, hormonsuz gerçek büyüme sağlanır."