Genel Başkanımız Sayın Önder Aksakal, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında trafik kazalarının artışına dikkat çekerek özellikle sürücülerin dikkat dağınıklığı ve cep telefonu kullanımının ölümlü kazalarda etkili olduğunu ifade ederek, toplu taşıma araçlarında iletişimin yardımcı personel üzerinden sağlanmasına yönelik yasal düzenleme gerektiğini vurguladı. Hıdırellez’in kültürel önemine değinen Aksakal, 54 yıl önce idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı anarak iade-i itibar çağrısı yaptı. TÜİK’in açıkladığı enflasyon verilerini eleştiren Aksakal, ekonomik göstergelerin hayat pahalılığıyla örtüşmediğini ifade etti. CHP ve siyaset gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Aksakal, yargı süreçleri ve parti içi tartışmaların ülke siyasetine zarar verdiğini savundu. Dış politikada ABD, İsrail ve İran eksenli gelişmelere değinerek bölgesel tehditlere karşı uyarılarda bulunan Aksakal, Türkiye’nin kararlı duruşunun önemini vurguladı.
Genel Başkanımız Önder Aksakal, yapığı açıklamasında; "Trafik kazaları her gün can almaya devam ediyor.
Dün Malatya-Adıyaman karayolu Doğanşehir mevkiinde sürücüsünün kontrolünden çıkan yolcu otobüsü şarampole devrildi ve bu feci kazada 4 kişi hayatını kaybederken, 40 kişi de yaralandı.
Dikkat ederseniz tanımlamalarda “sürücüsünün kontrolünden çıkan” terimi sıkça kullanılır oldu.
Kontrolden çıkma eylemi, sürücünün aracı kullandığı sırada aynı zamanda başka bir işle ilgilenmesi ya da uykusuzluğu sebebiyle dikkatinin dağılması, dolayısıyla aracına dair olması gereken hâkimiyetini kaybetmesiyle ortaya çıkar.
Özellikle cep telefonlarının yaygın kullanımı ve telefonlarda yer alan uygulamaların bağımlılık yaratan nitelikleri maalesef bu kötü sonuçları karşımıza çıkarmaktadır.
Özellikle toplu taşıma araçlarının sürücülerinin araç kullanırken cep telefonu kullanmaması gerektiğine dair uyarılar ve kısıtlamalar olsa da bunun bir adım daha ilerisi için yasal düzenlemenin şart olduğu artık kaçınılmazdır.
Servis araçlarında, yolcu taşıyan otobüslerde haberleşme işlevinin yalnızca yardımcı personel aracılığıyla yapılmasını zorunlu kılan bir uygulama ivedilikle hayata geçirilmelidir.
Kazada yaşamını yitiren yurttaşlarımıza Allahtan rahmet, yakınlarına başsağlığı, sabır ve metanet, yaralılara da acil şifalar diliyorum. Umarım bu kazada yaralananlardan başka can kaybı haberi almayız.
Yine dün, Kahramanmaraş’ta yaşanan okul katliamında ağır yaralanan evlâdımız Almina Ağaoğlu’nun ölüm haberini aldık. Milletçe kahrolduk ama emir Allah’ın dedik, 16 gün süren mücadelesinde yaşama tutunamadı ve onu da kalbimize gömdük. Mekânı cennet olsun. Buradan başta ailesi olmak üzere milletimize başsağlığı, yakınlarına sabır ve metanet diliyorum.
Yarın 6 Mayıs, baharın yaza evrildiği dönemin başlangıcı.
Binlerce yıllık kültürümüzde önemli bir yer tutan, kışın sona erdiği tabiatın uyandığı, insanların huzura kavuşmak ve inançları gereği Hızır ve İlyas’tan türlü dileklerde bulunmak için adına da Hıdırellez dedikleri günde çeşitli eğlencelerle ve dilek tutma yöntemleriyle bugünü yaşarlar.
Ateşler yakılır, üzerinden atlanır, var olabileceği düşünülen kötülüklerin ateşte yanacağına inanılır.
Aynı inanç ve dileklerle öncelikle küresel emperyalizmin bölgemizdeki kötülüklerinin yanmasını, Hıdrellezin tüm dilek sahiplerinin iyi dileklerinin gerçekleşmesine vesile olmasını yürekten temenni ediyorum.
Evet, bugüne dair yüreğimizde kor gibi yanan bir gerçek de var ki, işte bu özel günde, 54 yıl önceki Hıdrellez kutlanırken Amerika’nın çocuğu dönemin cuntacı Generalleri ile işbirliği içinde olan siyasetçileri, emperyalizme karşı mücadelenin simge isimleri olmuş 3 fidanı darağacında katlettiler.
Oysa onlar tek bir cana kıymamıştı. Büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emaneti olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğu inancına bağlılıkları, ülkemizin emperyalizmin boyunduruğundan kurtulması için, tam bağımsızlık hedefiyle muasır medeniyetler düzeyine erişmesinin mücadelesini vermişlerdi.
Onları, özellikle Türk milletinin mutluluk günlerinden biri olan Hıdrellez Bayramında idam ettiler.
İdam cezasına TBMM’nde “Evet” oyu veren 29’u CHP’li 273 Milletvekilini, oylamaya katılmayan ve çekimser kalan 66 CHP Milletvekillerini Amerika’nın tetikçiliğine katkı verdikleri için bugün bir kez daha lânetliyorum.
Darağacında yitirdiğimiz üç vatan evladını bir kez daha saygıyla ve rahmetle yâd ediyorum. Mekânları cennet olsun.
Küresel emperyalizmin ülkemiz bölgemiz üzerinde yoğunlaştırdığı işgal planları ve soykırım boyutuna ulaşan katliamlarının yaşandığı bu süreçte Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde İmralı’daki bebek katilinin statüsünü belirlemekten önce Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan için iade-i itibar yasası mutlaka çıkarılmalı, öncelikle bu tarihi hatanın ve oluşan vebalin telafisi sağlanmalıdır.
Demokratik Sol Parti olarak bu konuda yasa çalışmamızı en kısa zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığına sunacağız.
Giden canlar geri gelmeyecektir ancak, böyle bir tasarrufla başta Amerika olmak üzere küresel emperyalizmin temsilcilerine ve aktörlerine karşı kararlı bir duruş ortaya konulmuş olacaktır.
Değerli basın mensupları,
TÜİK’in artık alışkanlık haline getirdiği ve kendi ürettiği yöntemleriyle değerlendirip bir sonuca ulaştığı Nisan ayı enflasyonu aylık bazda yüzde 4.18, yıllık ortalaması itibariyle de yüzde 32.37 olarak açıklandı.
Yine aynı TÜİK, enflasyonu Mart ayında yüzde 1.94 oranında artmış gösterirken, yıllık enflasyonu da yüzde 30,87 olarak hesaplamıştı.
Geçen hafta 55 – 60 lira bandında olan domatesin bu hafta 200 – 250 lira bandına çıkmasının karşılığını yüzde 32.37 ile açıklayabilecek düzeyde sivri zekâya sahip bir TÜİK yönetiminin varlığı bizim için büyük bir şans olsa gerek.
Gerçi bu veriler sonrasında TÜİK Başkanının görevden alınacağı dedikoduları ayyuka çıkmışken şu kadarını belirtmeliyim ki; ne yapsın adamcağız? Ancak bu kadar kısıtlayabildiği gerçeği yerine gelecek olan Başkan elinde sihirli değnekle mi gelip değiştirecek? Diye sormadan edemiyoruz.
Şimdi, TÜİK’in enflasyon sepetinin hayatın gerçekleriyle ne kadar örtüştüğü konusu sadece muhalefet siyasetinin değil, iktidar siyaseti tarafında olanlar için de can yakıcı olduğu konusunda bir fikir birliği oluşmaya başladığını görmenin zamanı geldi diye düşünüyorum.
Bugün muhalefet yanlısı olanları bir kenara koyarak söylüyorum, bugüne kadar koşulsuz desteklerini esirgememiş bazı iktidar yanlısı televizyon kanallarında, gazete köşelerinde mal paylaşım kavgası başlamıştır!
Bu hayra alamet değildir.
Mehmet Şimşek politikalarının sadece bu kesimleri değil, artık kamu yönetimini ve toplumsal yaşamın zorunlu gerekleri açısından da haddinden fazla bunalım yarattığı görülmezse, gösterildiği tarihte çare ve mazeret bulma fırsatı da bulunamaz! Demedi demeyin. Çünkü DSP olarak biz bu yabancı menşeli filmi daha önce görmüştük, başrolünde de Kemal Derviş oynuyordu.
Tabii bu yaşanan olumsuzlukları ortaya koyarak çözüm önerilerini topluma anlatması gereken, yanlış politikaların düzeltilmesi noktasında vaziyet alması beklenen öncelikle siyasi yapının ülkenin ana muhalefet partisi olması gerekirken “onları kim toparlayacak?” sorusunu sormadan da edemiyoruz.
Zira Cumhuriyet Halk Partisi’nin ülkenin gerek ekonomide yaşanan sıkıntılar gerekse sınırlarımız yakınında yaşanan emperyalist planların olası sonuçları üzerine kafa yoracak, buna dair mesai harcayacak hali de mecali de kalmamıştır.
Onlar için tüm mesaileri İstanbul Büyükşehir Belediyesinde oluşturulduğu iddia edilen çıkar amaçlı suç örgütünün başında gösterilen Ekrem İmamoğlu’nun yanında zaman geçirmekle sınırlı görünüyor.
Diğer Belediyelerinde yargıya intikal eden aynı türden suçlamaların yanında ortaya dökülen ahlâk dışı ilişkiler de, yaşadıkları psikolojik travma sebebiyle ülke ve toplum sorunlarına kafa yorabilecek durumda olmadıklarını gösteriyor.
Tabii bir de 38.nci Olağan Kurultayları döneminde yaşanan hukuk ve etik dışı ilişkiler sonucu gündeme gelen “mutlak butlan davası” süreci var ki bu da işin tuzu biberi olmuş durumda.
Bize göre “avare kasnak” misali gündemde tutulmaya çalışılan bu süreç ülke siyasetine ziyadesiyle zarar vermekte, halkın dürüst siyasete ve adalete dair beklentilerini erozyona uğratmaktadır.
Böyle bir ortamı yaramaya ve sürüncemede bırakmaya kimsenin hakkı yoktur!
Sürmekte olan davada Mahkemece verilecek olası bir “mutlak butlan” kararının ülke ekonomisi adına “yüksek risk” yaratacağı uyarısı yapılıyormuş ekonomi yönetimi tarafından. Böyle bir dedikodu da piyasaya sunulmuş durumda.
Bu sebeple, aslında verilmiş olan bir karar varmış ama bunun açıklanması ileri bir tarihe ertelenmiş!
Kim söylüyor bunu? Kerameti kendinden menkul bazı “gazeteci” sıfatlı kişilerce dillendiriliyor.
Değerli basın mensupları,
Bakın buradan açık açık söylüyorum; gerek CHP’li birçok Belediye’de gerekse CHP Genel Merkezi düzeyinde karar mekanizmalarında bulunan siyasi aktörlerin eliyle bugün getirildiği noktada sadece CHP 38.nci Olağan Kurultayı “mutlak butlan” olmakla kalmamış, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu CHP’nin ilkeleri külliyen butlan olmuştur!
Bu saatten sonra Mahkemeden mutlak butlan kararını beklemenin de esasen siyasete de topluma da artık bir yararı yoktur.
Derdest bir dava hakkında yönlendirici bir görüş ortaya koymak bizim işimiz olamaz ama bir yığın sıkıntıyla baş başa olan bir devletin ekonomisinin de bir butlan davasıyla batabileceğini iddia etmenin en hafif deyimiyle iyi niyetli bir yaklaşım olmadığını söylemek zorundayız.
Biliyoruz ve görüyoruz, partilerindeki bu yaşananlardan büyük rahatsızlık duyan, siyaseti bihakkın yapan, toplum içinde başını öne eğmeden gezen birçok CHP’li Milletvekili, Belediye Başkanı, Belediye Meclisi Üyesi, İl Genel Meclisi Üyesi var.
Onlara şunu söylemek isterim; ne kendinize ne de size oy vermiş dürüst, ahlaklı vatansever seçmenlerinize bu eziyeti daha fazla yaşatmaya hakkınız yok.
Değişik seçenekler arayışına girmeden, çok daha fazla zaman kaybetmeden Demokratik Sol Parti’nin akgüvercininin kanatları altında toplanıp, hep beraber yeniden iktidarı ele alabilmenin yollarını yaratalım.
Mutlak butlan kararı beklemek, var olan sorunların çözülmesine değil daha da düğümlenmesine sebep olur.
Burada en önemli sorumluluk da hukuki süreci yürüten yargı mekanizmasına düşmektedir.
Demokratik hukuk devletlerinde bağımsız yargının vereceği kararların ülkenin başka dengelerini değiştirebileceği yönündeki temelsiz ve kötü niyetli yönlendirme gayretlerinin önünün kesilmesi açısından da sorumlulukları olduğunu hatırlatmak isterim.
Ne demişler? “Geç gelen adalet, adalet değildir!”
Değerli basın mensupları,
Amerika ve İsrail’in İran’a yönelik başlattıkları savaşta 67 gün geride kaldı.
Amerika ve İsrail açıkça söylemek gerekirse bu savaşta yenildiler. Şimdi deyimi yerindeyse madara olmamış gibi görünme gayreti içinde kendilerince bir çıkış yolu yaratmaya çalışmaktadırlar. Hadi şimdilik buna bir kaçış yolu demeyelim.
İran’da yaşadıkları hezimeti Türkiye üzerine kurguladıkları planları hayata geçirerek telafi etmeyi akıllarından geçiriyor olmaları yüksek bir ihtimal dahilindedir.
Bunu nereden anlıyoruz diye sorarsanız; son günlerde PKK’nın Kandil’deki elebaşları ve TBMM’nde çöreklenmiş siyasi ayağının sözcüleri ardı ardına açıklamalarda bulunarak ortaya konulan “Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge” stratejisinin çöktüğünü, sürecin durduğunu, kendilerine dair genel af beklentilerinin ve İmralı’daki bebek katilinin koşulsuz serbest bırakılması gerçekleşmeden silahları bırakacak kadar akılsız olmadıklarını söylüyorlar.
Haksız sayılmazlar, bunu başından beri istiyorlar.
Demokratik Sol Parti olarak da bu vahim tabloyu her fırsatta ve her platformda çekinmeden dile getirdik, getirmeye de devam edeceğiz.
Mecliste kurulan Komisyona hem katılıp hem de bu Komisyonu itibarsızlaştırma gayretiyle yok hükmünde gösterme gayretleri boşa çabalardır.
Terör örgütü PKK’nın İmralı’daki bebek katili elebaşı ve Meclisteki siyasi sözcüleri başta olmak üzere tüm bileşenleri bilsinler ki, asil Türk milleti ve kadim Türk devleti, otuz tane çakaralmaz silahı otuz tane bitli palaskayı bir teneke kazanda yakma gösterisiyle tüm silahların bırakıldığına inanacak kadar akılsız değildir! Bunu böyle bilsinler.
İşte Amerika’nın ve İsrail’in güdümünde ve hizmetinde vekil güç olarak vatanına ve başta Kürt yurttaşlarımız olmak üzere toplumuna ihanet eden bu aymazları tümüyle tasfiye etmenin yegâne yolu bölge ülkeleriyle ve ABD’nin emperyalizmine, İsrail’in siyonizmine karşı vaziyet alan diğer ülkelerle birlikte hareket etmekten geçecektir.
İran Amerika’yı Hürmüz’ün derin sularına gömecektir bundan kimsenin şüphesi olmasın. Önemli olan Amerika’nın ve İsrail’in ülkemize yönünü çevirdiklerinde bizim duruşumuzdur.
O duruş da hazırdır ve böyle bir gaflet karşısında tarihlerinde yaşamadıkları hezimeti onlara şanlı Türk ordusu yaşatacaktır."