DUYURULAR

DSP Genel Başkanı Aksakal, Hatay’da İl Kongresine katıldı.

DSP Genel Başkanı Önder Aksakal, Hatay’da gerçekleştirilen DSP Hatay İl Kongresi’ne katıldı. Kongrede konuşma yapan Aksakal, ülke ve dünya gündemini değerlendiren açıklamalar yaptı.

Aksakal açıklamasında;

Değerli Basın mensupları,

Değerli Demokratik Solcu arkadaşlarım,

Hatay İl Örgütümüzün Olağan Kongresinde bugün sizlerle birlikte olmaktan dolayı büyük bir mutluluk duyduğumu öncelikle ifade etmek isterim.

Hepinizi en içten sevgilerimle, saygıyla selamlıyorum.

Bu programımızda bana eşlik eden arkadaşlarımızı da sizlere tanıtmak isterim;

PM Üyesi ve Örgüt Kurulu Başkan Yardımcımız Sayın Ejder ONURSAL

Ankara İl Başkanımız Sayın Turgay AKBABA

Adana İl Başkanımız Sayın Erhan SALTUK

Seyhan İlçe Başkanımız Sayın Halil KAYIŞ

Etimesgut Örgütümüzden MDK Yedek Üyemiz Sayın Namık KAYA

Çankaya Örgütümüzden Sayın Ahmet ÖNAL

Değerli arkadaşlar,

Türkiye’nin içinde bulunduğu sorunları, bu sorunların çözüm önerilerini ve yöntemlerini hemen hemen her gün gerek basın aracılığıyla, gerekse sosyal medya hesaplarımız üzerinden halkımızla paylaşıyoruz.

Medya bunların ne kadarını halka ulaştırıyor derseniz, işte orası yandaşlık düzeyine bağlı. Ama iktidarın, ama muhalefetin.. hangisinin teline dokunuyorsa söylemlerimiz, karşısındaki bundan ne kadar faydalanacaksa o kadar ilgi gösteriyor.

Ama bunları elbette aşacağız. İnançla, kararlılıkla yurttaşlarımıza ulaşacağız. Gerekirse bir kuru simitle günümüzü geçireceğiz, gerekirse otobüsümüzde yatacağız ama Demokratik Sol Partiyi mutlaka yeniden meclise taşıyacağız.

Demokratik Sol Parti’nin parlamentoda yer aldığı dönemlerde siyasette bir asalet, bir nezaket, bir devlet adamlığı anlayışı vardı.

Liderler birbirlerine hakaret etmezdi, iftirada bulunmazdı, haksız ithamlar olmazdı. Ama bakın şimdiki manzaraya.. ne konuşma adabı, ne de saygı, hepsi yok olmuş durumda.

Birbirlerine söyledikleri sözleri normal vatandaşlar kullansa ömür boyu yüz yüze bakmazlar. Peki siyaset kurumunun görevi kavgalı bir ortam yaratmak mıdır? Toplumu birbirine düşmanlaştıracak, kamplaştıracak şekilde davranmak mıdır? Elbette böyle olmamalı. Ama aşacağız.

Değerli arkadaşlarım,

Covid-19 pandemisinin dünyada ve ülkemizde tüm insanlığı esir aldığı, ekonomik, sosyal, siyasal ve elbette bireysel yaşamları alt üst ettiği uzunca bir dönem geçirdik.

Özellikle uluslararası alanda aşı çalışmalarında ulaşılan başarı düzeyi, devletimizin aşıya ulaşma konularındaki gayreti ve aşılamanın yoğun bir şekilde uygulanmaya başlaması geleceğe yönelik umutlarımızı bir nebze olsun güçlendirmiştir.

Bu umutlarımızın daha da güçlenmesi ve güvenli yaşam ortamlarına erişebilmemizin olmazsa olmaz koşulu ise bireysel tedbir, bunun yanında elbette aşılanma programına tavizsiz riayet etmektir.

Bazı yurttaşlarımızın aşılanmaya itirazları olduğunu haber bültenlerinde üzülerek izliyoruz. Bilinmelidir ki, sadece bugün yaşanan salgında değil, geçmişte de yaşanan tüm hastalıklarda insanlık sadece aşı ile korunabilmiştir.

Herkesi bu konuda hassas davranmaya, aşı sırası gelenlerin zaman geçirmeden sağlık kurulularına müracaat ederek aşılarını yaptırmalarını hatırlatmak isterim.

Türkiye gerçek anlamda bir bilinmeze doğru hızla sürüklenmektedir.

Bugün ekonomiden, eğitime, sanayiden tarıma, uluslararası arenadaki ilişkilerimizden kendi içimizdeki toplumsal yaşam biçimine kadar birçok konuda savrulmanın girdabında boğuşuyor.

Yaşanan sorunların müsebbibi ise elbette ki yaklaşık 20 senedir ülke yönetimini elinde bulunduran AK Parti hükümeti olduğu da tartışmadan varestedir.

Kimse kimseyi kandırmasın, hiç kimse aklımızla alay etmesin. Belki iktidar sözcüleri parlamentodaki muhalefet yapısını kendisine kum torbası yapmış, vaktini geçiriyor, onları yetmiş – seksen yıl öncesi koşulların ortamında alınan karar ve uygulamalarla örselemeye çalışıyor olabilir ama Demokratik Sol Parti olarak biz bunu kabul edemeyiz.

Her zaman üstüne basa basa ifade ettiğim gibi Türkiye yakın tarihi içinde bulunduğu dönemine 1980 faşist askeri darbesi ile birlikte başlamıştır.

Yani 41 senelik mazisinde bugün parlamentodaki muhalefet partilerinin hiç biri bırakın iktidarı, koalisyon ortağı bile olamamışlardır.

Maalesef böyledir. İşte bu yüzdendir ki iktidar sözcüleri Cumhuriyetin kuruluş yıllarını ve Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümü sonrasında çok partili döneme geçiş süreci ve devamında yaşanan olaylara gönderme yaparak CHP’yi deyimi yerindeyse ezmeye çalışmaktadır.

Şunu açık yüreklilikle söylemeliyim ki, iktidar sözcüleri büyük bir haksızlık yapmakta ve kul hakkına girerek günah işlemektedirler.

Eğer iktidarı teslim aldığınız dönemle ilgili bir hesabınız varsa bunu bizimle görmeniz gerekir. Zira 2002 yılının sonunda devleti size biz teslim ettik.

Bugün itibariyle 6.424 gün önce bizden aldığınız Türkiye’de en başta geleceğe güvenle bakmaya başlamış, birbirleriyle mutlu, huzurlu bir toplum vardı.

Haber bültenlerinde ne bir şehit haberi, ne bir terör olayı ne de küresel güçlerin tehdit ve şantajlarıyla karşılaşılmıyordu.

Düzlüğe çıkarılmış ekonomisiyle devlet vatandaş işbirliği, kalkınmanın ana lokomotifi halinde her geçen gün daha iyiye doğru güvenle yürüyordu.

Size devrettiğimiz asgari ücretle çalışan insanlarımız maaşlarıyla bugünkü gibi 2,5 tane değil, 9 tane çeyrek altın alabiliyorlardı. Akaryakıttan mutfak tüpüne, et fiyatlarından süt ürünlerine, döviz kurlarından enflasyon oranlarına, daha neler neler..

Burada uzun uzadıya kıyaslamalarla sizlerin zamanını almak istemem ama bunları vurgulamadan bugünü anlayabilmenin mümkün olamayacağını takdir edersiniz.

Değerli basın mensupları,

Türkiye’nin bir bilinmeze doğru hızla sürüklendiğine işaret etmiştim..

Yaklaşık 20 senedir Ak Parti hükümetleri tarafından yönetiliyoruz.

Doğrusuyla-yanlışıyla süregelen bu dönemde çok önemli badirelerle karşı karşıya kaldık.

Yanlışların karşısında doğruyu ortaya koyabilecek yapıda bir parlamento muhalefetinin yokluğu ise en büyük talihsizliğimizdir.

Bakın bu ülkede sabah-akşam pandemi, terör, ABD, AB, HDP konuşuluyor.

Ülkenin ve halkın geleceğine kafa yoran yok!

Gençlerimizin, okul çağındaki çocuklarımızın kaybolan yıllarına kafa yoran yok!

Öyle bir iktidar yapısı oluşmuş ki, herkes kral!

Bir Cumhurbaşkanı var, bir de onun çevresinde onlarca “Cumhurbaşkanı” var!

Bir organize suç örgütü elebaşı çıkıp bunları ortaya dökmese, asla öğrenemeyeceğimiz bir ilişkiler düzeni yaratmışlar!

Bir de bu ifşaatların, daha var olanın yüzde 10’u olduğunu iddia edenler var; Vah ki vah!

Devletin içine çöreklenmiş bu yapılar fakir fukaranın, garip gurebanın geleceğini sömürmeye, karartmaya devam ediyor.

Malımız-canımız Allah’a emanet!

Canımızın-malımızın güvenliğinden sorumlu İçişleri Bakanları, Başbakanlar için iddia edilenleri duydukça dudakları uçukluyor insanlarımızın.

Nereye doğru gidiyoruz?!

İktidar ve yandaşları, muhalefet ve yandaşları siyaset kurumunun cacığını çıkardılar.

Kendileri arasında sevgi – saygı – tahammül kalmadığı gibi, halkı da kendilerine benzetme gayretiyle insanları kamplaştırdılar.

Bu böyle gitmez, gitmemeli!

Değerli kardeşlerim, Türkiye büyük bir kuşatmanın tam da ortasındadır.

Yüz yıl önce topraklarımıza çöken emperyalist sistemin öncüleri bugün topsuz-tüfeksiz bunu gerçekleştirme gayretindedir.

Birlik beraberliğimize, toprak bütünlüğümüze kasteden bu saldırılara hep birlikte göğüs germeliyiz, direnmeliyiz.

Bugün iktidarla muhalefet bir kayıkçı kavgası içinde millete “cambaza bak” diyerek küresel sisteme hizmetkârlık ediyorlar.

Bakın; yeni yeni partiler kuruluyor. Dikkat ederseniz hepsinin başındakiler, mevcutlarının türevleri. Yani sizin anlayacağınız; “aynı kavağın kaşıkları”

Tek dertleri var; “sen kalk ben oturayım.” Onun için birbirlerine saldırıyorlar. Sizi düşünen yok.. sen istersen acından öl, onlar için farketmez!

Ama yağma yok! Zalimin zulmü varsa, halkın DSP’si var!

Öyle gündemlerle muhatap ediliyoruz ki, uluslararası küresel sistemin ülkemizdeki siyaset kurumunu canlı canlı  iğdiş etmesini ibretle izliyoruz. Bu durum kabul edilemez!

Tez vakitte iktidarıyla muhalefetiyle Türk milletinin ve topraklarımızın güvenliği sorunu ele alınmalı, küresel emperyalizmin coğrafyamızdaki hayal ve heveslerini yok edecek etkin kararlar uygulamaya konulmalıdır.

Aksi halde hükümet olarak alnınızdaki bu lekeyle tarihin tozlu raflarında yerinizi alacaksınız ve asil Türk milleti sizleri sonsuza kadar lânetle anacaktır.

Bir süredir sizler de ilgiyle takip ediyorsunuz.

Bir organize suç örgütü elebaşı tarafından gündeme getirilen olaylar, ortaya atılan iddialar ve devamında yaşananlar hakikaten yenilir-yutulur gibi değil.

Ama ne ilginçtir ki, olaylarda adı geçenler de bir o kadar pişkinlik ve yüzsüzlükle toplum içinde gezinmeye devam ediyorlar.

Türkiye tarihinde bunun benzerini mumla arasanız bulamazsınız.

Buradan sizler aracılığıyla bir uyarıyı daha yapmakta fayda görüyorum; sayın Cumhurbaşkanı bilmelidir ki, devlet bünyesinde tıkanan bu damarlara zamanında müdahale etmezseniz Allah muhafaza kangrene evrilir ki bunun sonucunda olabilecekleri en başta da kendileri olmak üzere hiç kimse yaşamak istemeyecektir.

Çok açık ve net söylüyorum! Hiç kimse kadim Türk devletinden, asil Türk milletinden daha değerli değildir.

Demokratik Sol Parti olarak sorumlu muhalefet anlayışı kapsamında gerekli uyarıları da yapmayı bir görev sayıyoruz.

Yakından bildiğiniz üzere dört koldan saldırı altında olan Türkiye, gerek PKK/PYD, gerek FETÖ terör yapısıyla, gerek devlet içine çöreklenmiş uyuşturucu, akaryakıt, insan kaçakçısı organize suç örgütleriyle, gerekse devlette ve belediyelerde yuvalanmış ihale mafyalarıyla nasıl başa çıkacağı konusunda bugünkü iktidardan, tabii dolayısıyla sayın Cumhurbaşkanından inandırıcı bir açıklama beklemektedir. Buna da hakkı vardır.

Aksi halde tüm bu olanların hesabı 2023 yılında yapılacak olan seçimlerde muhataplarına sorulacaktır.

Diğer taraftan, coğrafyamızda planlanan ve B.O.P adını verdikleri işgal girişimini en kısa sürede gündemimizden çıkarmak durumundayız.

ABD Başkanı Joe Biden, geçtiğimiz hafta Brüksel’de toplanan NATO ülkeleri devlet ve hükümet başkanlarıyla yaptığı görüşmeler kapsamında yeni stratejileri ortaya koymuş, Afganistan’daki askerlerini geri çekeceğini duyurmasına rağmen Suriye ve Irak topraklarındaki askeri varlığından hiç söz etmemiştir.

Bu da, bölgemizde kendisine müttefik olarak ilan ettiği PYD terör örgütüyle ve dolaylı olarak da PKK ile organik faaliyetlerini sürdüreceğini açıkça göstermektedir.

Türkiye’nin tüm bu olan biten karşısında sessizce dönüp gelmesi ve üstüne üstlük Afganistan’daki Hamid Karzai Uluslararası Hava Limanının jandarmalığına razı olmasını içimize sindiremeyiz. Cumhurbaşkanı’nın bu kararı yeniden gözden geçirmesinde milli çıkarlarımız açısından sayısız yarar görüyoruz.

FETÖ elebaşının teslimi konusunda hiçbir açıklama yok!

F35 uçaklarının gasp edilmesi konusunda hiçbir açıklama yok!

PKK/PYD terör örgütleri ile yaptıkları müttefiklik ilişkisi konusunda “tık” yok!

“Hamdolsun”, sözde Ermeni soykırımı konusunda zaten “tık” yok!

İktidar böyle de muhalefet farklı mı? Tabii ki hayır.

Küresel sisteme entegre olmuş bir iktidar yapısıyla neredeyse yarış edercesine rekabet içinde olan ana muhalefet partisi de, ABD seçimlerinden önce şimdiki başkanın desteğini almanın huzur ve mutluluğu içinde, Avrupa Birliği’nin kendisini Suriyeli sığınmacılar konusunda maddi olarak destekleyeceğini övünerek anlatması ise içine düştüğümüz bataklığın boyutunu göstermesi açısından ibretlik bir vakadır!

Tek kelime ile bunu tanımlamak gerekirse hepsine birden “yazıklar olsun” demek gerekiyor.

“Kendi başını bağlayamayan gelin başı bağlarmış” diye bir söz vardır bizde. Durumumuz tam da budur.

Sürekli erken seçim çağrılarının yapılmasının nedeni demek ki küresel sistemden kurtulmak değil, “biz bunlardan daha iyi hizmet ederiz” demekmiş.

Değerli Demokratik Solcular,

Dört koldan saldır altındayız derken bunu boşuna söylemiyorum. Bu ülke, iktidarı ve parlamento muhalefeti ile tek merkezden yönetilen bir durumdadır. Bunun mutlak surette önüne geçmek durumundayız.

DSP’nin parlamentoda olmayışının kaçınılmaz sonucudur bu durum. Nasıl ki 2002’de DSP iktidardan uzaklaştırılmış ve 20 senedir parlamentoya girmesine engel olunmuştur, mecliste bulunan AK Parti de, CHP de, MHP de İYİ Parti de ABD ve AB eliyle HDP’nin ve PKK’nın oyuncağı haline getirilmiştir.

Bunu üzülerek söylüyorum. Bu ülke bizim.. Türk’ü Türkmen’i, Kürdü Çerkezi, Alevisi Sünnisi hepimizin. Hangi siyasi anlayışta olursa olsun hiçbir parti vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü yok edecek politikaların savunucusu ve uygulayıcısı olamaz.

Hiç kimse sınırları şehit kanlarıyla çizilmiş ve şehitlerimizin canları pahasına koruduğu bu toprakların başkalarına peşkeş çekilmesi politikalarına destek veremez.

“Demokrasi” kavramlarını öne sürerek bu girişimleri haklı kılacak eylem ve söylemlerde bulunamaz.

Bu konuda önemli bir sınav dönemindeyiz.

Anayasa Mahkemesi, PKK’nın TBMM’deki siyasi organı HDP’nin kapatılması ve banka hesaplarına derhal tedbir konulması talebiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianameyi kabul ederek süreci başlattı.

Başlattı başlatmasına ancak, banka hesaplarına konulması istenilen tedbir talebini reddetmesi manidardır.

Buradan açıkça ilan ediyorum;

Tedbir koymazsanız tedbir alırlar!

Bu karar mealen, PKK’ya MKE’den mermi gönderme ile eşdeğerdir! İşte bu garabetlerin bir arada yaşandığı bir ülke haline getirilmiştir Türkiye.

Bir taraftan bölücü HDP’lilerin esirgendiği, diğer taraftan dinci FETÖ’cülerin kollandığı bir düzende kimin kime güveneceği artık belirsiz bir hal almıştır.

Sabah akşam 128 milyar nerede diye soranlara sesleniyorum; Ocak ayında 57 milyon lira hazine yardımı alan terör işbirlikçilerinin bu parayı ne yaptıklarını soruyor musunuz?!

Peki muhalefet sormuyor da, hükümet soruyor mu?

Parti kapatmanın var olan sorunların çözümüne bir katkı sağlamayacağını zaten ilan ediyoruz ama hiç olmazsa şu milletin vergilerinden elde edilen yetim hakkını eli kanlı terör destekçilerine peşkeş çekmeyin!

Kanuni haklarıymış gibi absürt gerekçeleri kendinize kalkan yapmayın!

Karar mekanizmalarında bulunanların ağızlarına bir parmak bal sürmüş olabilirler ama biraz önce söylediğim gibi hiç kimse kadim Türk devletinden ve asil Türk milletinden daha önemli ve değerli değildir.

Doğruları hiçbir zaman ortaya koymaktan çekinmeyeceğiz. Doğru; kim yaparsa yapsın doğrudur. Ama kimse de kusura bakmasın, yanlışa da yanlış demeyi biliriz.

Demokratik Sol Parti olarak büyük devlet adamı, Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ün gösterdiği yolda, onursal Genel Başkanımız, Demokratik Sol politikaların kuramcısı Bülent Ecevit’in izinde yeniden meclisteki yerimizi alacağız, ülkemizin içine düşürüldüğü bu savrulmuşluğa mutlaka bir son vereceğiz.” ifadelerini kullandı.

Diğer Haberler

DSP Genel Başkanı Aksakal’dan Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 47. Yıldönümünde anlamlı mesaj.

Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Önder Aksakal, 20 Temmuz 1974’te Başbakan Bülent Ecevit’in liderliğinde Türk …