Genel Başkanımızdan Haberler

AKSAKAL: Hangi Dostlarınız İçin “Umut”sunuz Açıklayın!

DSP Genel Başkanı sayın Önder AKSAKAL,  güncel siyaset gündemi ile Cumhurbaşkanı ve Akparti Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın Muhtarlara hitaben yaptığı konuşmada değindiği konular üzerine bir açıklama yaptı. AKSAKAL’ın açıklaması şöyle;

“Son günlerde siyasetin aktörleri, yine magazinsel haberler üzerinden ülke gündemini perdelemekle meşguller.

Kimi eski siyasetçiler sözde yeni parti kurma çalışmalarıyla, kimileri atletli fotoğraflarıyla halka “sempatik görünme” yarışındalar.

Oysa oyun kurucu, haksız ve pervazsızca Türkiye’nin geleceğini kendi emperyal ideallerine yönelik kurgulamaya devam ediyor.

DSP olarak sayın Cumhurbaşkanı’nın Muhtarlara hitap ederken sarf ettiği Sol zihniyet, bu komünistler, hiçbir zaman vatansever değildir”  şeklindeki söylemini dehşetle ve şaşkınlıkla izledik.

Sanırız bu tür ayrıştırma söylemlerinden hiçbir zaman vazgeçmeyecek.

Öncelikle belirtelim ki, fiili olarak büyük sorunlar yaşadığımız ülkemizin siyasi gündeminde mesele Sol’un tarihi veya “Atatürk’ün atletli fotoğrafı var mıydı” konuları olmasa gerek.

Sayın ERDOĞAN 1950’lerin köhnemiş zihniyetinin günümüz temsilcisi sıfatıyla solcuları vatansever olmamakla itham ederken, hem toplumsal ayrışmayı derinleştiriyor, hem de yarattığı onbeş senelik yıkımı gözlerden uzak tutabileceğini ve iktidarını sürdürebileceğini zannediyor.

Oysa kendisi de çok iyi biliyor ki Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en vatansever kararları O’nun “sol zihniyet” dediği dönemlerde hayata geçirilmiş, Atatürk’ten sonraki süreçte de Demokratik Sol’un efsanevi lideri ECEVİT tarafından uygulanmıştır.

Ege’de kıta sahanlığı konusunu gündemden çıkaran, Kıbrıslı soydaşlarımızın yaşam hakkını Barış Harekatıyla güvence altına alan, Haşhaş ekimi yasağına karşı ABD’ye kafa tutan ve yakın zamanda Amerika’nın Irak’ı işgaline karşı durarak kendini feda edenler bu ülkenin Sol siyasetçisi ve gerçek vatanseverleridir.

Tabii tüm bunları, Süleyman Şah Türbesini alıp kaçarak vatan topraklarını teröristlere terk edenlerin, Ege’deki adalarımıza Yunan askerlerinin çöreklenmesine sessiz kalanların, kendi adamıza girebilmek için pasaportuna vize mührü vurduranların anlayabilmesini beklemiyoruz.

Keşke solcuların vatanperverliğinin binde biri sizde olsaydı!

Ancak sayın ERDOĞAN’ın konuşmasında satır arasında söylediği bir söz hayli dikkat çekicidir.

“Kendimiz ve umudunu bize bağlayan tüm dostlarımız için bu hedefimize ulaşacağız” diyen Cumhurbaşkanı, kimler için umut olduklarını derhal açıklamalıdır!

AKSAKAL: “Yeni Yerleşim Alanları Planlanmalıdır.”

DSP Genel Başkanı sayın Önder AKSAKAL,  17 Ağustos depremi’nin  yıldönümü  nedeniyle bir açıklama yaptı. AKSAKAL’ın açıklaması şöyle;

“17 Ağustos 1999’da yaşanan deprem felâketinin üzerinden 18 yıl geçti.

Önlemler konusunda bu güne kadar bir arpa boyu yol alınamadı. 

Başta İstanbul olmak üzere, gecekondu ve dayanıksız binaların bulunduğu bölgelerde sözde kentsel dönüşüm adı altında “Kentsel Rant” ın yasal altyapısı hazırlandı ve talan düzeni  pervazsızca sürdürülüyor.

Hükümet derhal etkin ve kalıcı önlemleri hayata geçirmeli, rant’a dayalı kentsel dönüşüm uygulaması yerine sağlıklı yeni yerleşim alanlarını planlamalıdır.

Büyük kentlere göç etmeyi zorunlu kılan olumsuz sosyo-ekonomik şartlar düzeltilmeli, hatta geriye göçü cazip kılacak uygulamalar ortaya konulmalıdır.

O gün 17 Ağustos depremi için ‘Allahın gazabı’ yorumu yapan zihniyetten bu önerilerin ne kadar karşılık bulacağı konusunda şüphelerimiz olsa da yarın daha beterini yaşamamak için her türlü siyasi beklentinin uzağında bir anlayışla yurttaşları güven içinde yaşatmak sorumluluğu öncelikle işbaşındaki hükümettedir.

Bu felâkette yaşamını yitiren yurttaşlarımızı bir kez daha saygıyla anıyorum.”

 

AKSAKAL Eğitim-İş Genel Kurulunda Konuştu: “Devlet Tarikatların İşgali ve Vesayeti Altındadır.”

DSP Genel Başkanı Önder AKSAKAL, Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası’nın (Eğitim-İş) 5. Olağan Genel Kurulu toplantısına katıldı. Toplantıda bir konuşma da yapan AKSAKAL “Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan buyana tarihinin en büyük ihanetinin, FETÖ / PDY darbe girişiminin hasarıyla uğraşıyor.Eğer ülkeyi yönetenler laiklik olgusunu  aşındırmasalardı toplum ve ülke din maskeli bir ihanetle karşılaşmayacaktı.” dedi.

DSP Genel Başkanı Önder AKSAKAL’ın konuşması şöyle:

Sayın Divan, 

Değerli eğitimciler, basınımızın değerli emekçileri,

Çalışanların hak mücadelesinden doğan, 12 Eylül faşizmine karşı demokrasi savaşımı vermek üzere kurulan Demokratik Sol Parti’nin Genel Başkanı olarak aranızda bulunmaktan büyük bir onur ve mutluluk duyduğumu belirtmek isterim.

Şahsım ve partim adına sizleri en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Son 15 yıldır ülkemizi yönetenlerin sahip oldukları çarpık zihniyetin sonucu, eğitim sistemimiz artık tanımayacak bir hale getirildi.

Anayasamızın ilk maddelerinde ifade edilen Türkiye Cumhuriyeti’nin temel nitelikleri, iktidar sahipleri tarafından bir bir tahrip edildi.

Başta laiklik ilkesi olmak üzere demokrasi ve hukukun üstünlüğü rafa kaldırıldı. 

Hukuk devletinden uzaklaşıldı ve halkımız adaleti mumla arar hale getirildi.

Büyük devlet adamı, Başbakanımız Bülent Ecevit “Laiklik Türkiye Cumhuriyeti’nin aşil topuğudur. Oradan vurulursa yaşayamaz.” demişti.

İşte bugün, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan buyana tarihinin en büyük ihanetinin, FETÖ / PDY darbe girişiminin hasarıyla uğraşıyor.

Eğer ülkeyi yönetenler laiklik olgusunu  aşındırmasalardı toplum ve ülke din maskeli bir ihanetle karşılaşmayacaktı.

Ülkeyi yönetenler, FETÖ ihanetinden ders almamışçasına, onlardan boşalan devlet kadrolarına başka tarikat ve cemaatlerden atamalar yapmaya devam ediyor.

Devlet resmen tarikatların işgali ve vesayeti altındadır.

Oysa Mustafa Kemal Atatürk’ün öngördüğü gibi, Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müritler ülkesi olmamalıdır.

Bu süreçte Milli Eğitim müfredatı A’dan Z’ye değiştirilmiştir.

Bütün okullarımız İmam-Hatip adıyla din temelli bir müfredat üzerine oturtulmuştur.

İktidar partisinin Genel Başkanı’nın söylemiyle “dindar ve kindar” bir nesil yetiştirilmektedir.

İşte bu zihniyet Türkiye için bir felakettir!

Bizi çağdaş dünyadan kopardığı gibi, çok uzak olmayan bir zamanda ülkemizi süper güçlerin geliştirdiği ağır silahların denendiği bir savaş alanına çevirir.

Üzülerek belirtmeliyim ki, şimdi bu karanlık durumun tam da eşiğindeyiz.

Müfredat değişikliği yapılırken pekâlâ bir şûra düzenlenebilirdi.

Bu alandaki düşünürlerin, siyasi partilerin, sendikaların, üniversitelerin görüşleri alınabilirdi.

Saygıdeğer eğitimciler, sevgili dostlarım..

Değerli gazeteci yazar.. bana göre gerçekten büyük bir fikir adamı olan ve Atatürk aydınlanmasının temsilcisi olan düşünceleri yüzünden katledilen devrim şehidi saydığımız Uğur Mumcu’nun dediği gibi “hangi iktidar din sömürüsüne dayanmışsa, o mutlaka yıkılmıştır.”

Şimdi bize düşen görev, Atatürk ve silah arkadaşlarının büyük Türk milletiyle birlikte kurduğu Laik Türkiye Cumhuriyetini, iktidarda olan çarpık zihniyetten kurtarmaktır.

Bu iktidarı sandıkta yenerek, “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözünü gerçek anlamıyla hayata geçirmek, çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşabilmek için özlediğimiz laik, demokratik sosyal hukuk devletini yeniden inşa etmektir.

Bunun için halka güvenmemiz gerekir. Onlara ulaşmamız gerekir.

Doğru düşüncelerle, doğru stratejilerle mücadele yürütmek gerekir.

Önümüzdeki süreçte.. en geç 2019 Kasım’ında yeni bir seçim ortamı yaşayacağız. (Bu süre belki de daha kısa olacak. Ama ne olursa olsun önümüzde sadece 16 ay var..)

Artık devleti Meclisteki milletvekillerinden oluşan hükümetler değil, seçilecek Cumhurbaşkanı’nın kuracağı hükümetler yönetecek.

Bu durum tarihimizde bir ilk olacak.

Dikkat ederseniz egemen sistem halkı iki adaylı bir Cumhurbaşkanı seçimine yönlendiriyor.

Buna iki partili sistemin ilk adımı da diyebilirsiniz.

Neredeyse tüm medya, görsel ya da basılı yayın organları buna endekslenmiş sabah akşam paralı ve görevli aktörler eliyle beyin yıkama faaliyetindeler.

Oysa bu, 95 yıllık Cumhuriyet rejimimizin geleceği açısından oldukça riskli ve tehlikelidir.

16 Nisan’da, tarafsızlığına ve bağımsızlığına inandığımız mekanizmalar eliyle tam kanunsuzluk hali yaratılarak milletin gerçek iradesi yer değiştirildi ve oldubittiyle karşı karşıya bırakıldık.

Geçmiş deneyimlerimizden çok iyi biliyoruz ki, ekonomik ve sosyal olarak muhtaç hale getirilmiş toplum seçimlerde iradesini farklı yansıtabiliyor.

Oysa referandumda HAYIR ya da EVET diyenler sadece iki partinin taraftarları değildi.

Ama şimdi dayatılan işleyişe göre bu sonuçlar iki parti üzerine konsolide edilmek isteniyor.

 Asıl tehlike burada.

Bakınız, Yürüyüşlere karşı Nöbetlerle.. Filistin ve Mescid-i Aksa için Mitinglerle.. Adalet Kurultaylarıyla toplum şekillendiriliyor, kamplaştırılıyor.

Daha dün, ülkeyi 50 milyar dolar banka batağıyla yüz yüze bırakanlarla, faili meçhul cinayetler dönemlerinin sorumlularıyla, 2 Temmuz’da Sivas’ta canlarımızı diri diri yakanlarla salt iktidar karşıtlığı düzleminde bir arada görünmekle doğru hedefe varamayız. Aksi halde “düşmanımın düşmanı dostumdur” anlayışı ortaya çıkar.

Bizler bu durumda olsa olsa ancak laiklik düşmanlarının payandası oluruz.

Demokratik Sol Parti’nin geçmişinde, gericilere, Atatürk düşmanlarına, laiklik karşıtlarına payanda olmak yoktur.

Önce kendimize, fikirlerimize, ideolojimize ve birbirimize güvenmeliyiz.

Önümüzde çok çetin mücadele günleri hepimizi bekliyor.

Ortak akıl, ortak eylem ancak aynı hedefe inananların birlikteliğiyle güven verir, güçlenir, sonuç alır, bizleri hedefe ve başarıya götürür.

Sizler eğitim alanında, bizler siyasi arenada halkın öncüleri olmalıyız, hiçbir zorluktan korkmamalıyız, yılgınlığa düşmemeliyiz.

Biz DSP olarak bu mücadeleye her zaman hazırız.

Atatürk ilke ve devrimlerine inanmış, özümsemiş, gerçekten halkçı ve yurtsever emekçilerimizin yuvası olan, eğitim sistemimiz içerisinde değişik işlevler üstlenmiş kardeşlerimizi öncelikle bu mücadeleci ruha sahip oldukları için kutluyorum, sizlerle gurur duyuyoruz.

Bu vesileyle, Eğitim-İş Sendikamızın bugün ve yarın gerçekleştirilecek olan 5. Olağan Genel Kurulu’nun ülkemize, eğitim çalışanlarına yararlı sonuçlarla tamamlanmasını, yönetime seçilecek kardeşlerimizin bu mücadelede başarılı olmasını yürekten diliyorum.

Hepinize içten sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

DSP Lideri AKSAKAL: “Ege’nin Mavi Sularına, Kıbrıs’ın Beşparmak Dağlarına Bu Kez Destan Yazarız!”

DSP Genel Başkanı sayın Önder AKSAKAL, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 43. yıldönümü nedeniyle bir mesaj yayınladı. AKSAKAL’ın mesajı şöyle;

“Kıbrıs adasının barış iklimine kavuşturulmasının üzerinden 43 yıl geçti.

İnsanlığa ve barışa büyük bir hizmette bulunmak, yalnız Türklere değil, Rumlara da barış getirmek için yapılan Kıbrıs Barış Harekâtı, bir yandan da Ada’da iki toplumun varlığını tescillemiş oldu.

Kıbrıs davasının efsane ismi Rauf DENKTAŞ ve bu davanın siyasi iradesini hayata geçiren unutulmaz lider Bülent ECEVİT yıllarca bağımsız Kuzey Kıbrıs için çaba sarf ettiler.

15 Kasım 1983’de bağımsızlığını ilan eden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, 34 yıldır sürdürdüğü barışçı diyaloglardan etkili bir sonuca ulaşamamıştır. Yunanistan tam aksine Kıbrıs sorununun çözümü şöyle dursun, Ege’deki adalarımızın işgaliyle de Kıbrıs sorununun düğümlenmesine sebep olmaktadır.

Bugün Demokratik Sol Parti olarak, KKTC yöneticilerinin geçmişlerini unutmayan, ahde vefa duygusunu ayaklar altına almayan, milli kimliğimizi Rumların inayetine teslim etmeyen bir anlayış temelinde özgün davalarını sahiplenmeleri en önemli beklentimizdir.

Türkiye’ye düşen misyon ise, çözümsüzlüğün tarafı olmayı ısrarla sürdüren Rum ve Yunan stratejilerine karşı Ege’deki adalarımızın işgaline bir son verilmesi ve uluslararası arenada KKTC’nin tanınması sürecini başlatarak bu konuları gündemimizden çıkarmak olmalıdır.

Yeniden DSP iktidarına kadar bu gerçekleşmezse, Ege’nin mavi sularına, Kıbrıs’ın Beşparmak Dağlarına bir kez de destan yazmaktan çekinmeyeceğimiz bilinmelidir.

Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 43. yıldönümünde Ada’da barışın tesisi için sorumluluk alan, milliyetçiliği Beşparmak Dağlarına yazan Bülent ECEVİT’i ve Kıbrıs davasının unutulmaz lideri Rauf DENKTAŞ’ı saygı ve rahmetle anıyorum.”

DSP Lideri AKSAKAL: “Yeniden Demokrasi Çizgisine Gelin!”

DSP Genel Başkanı Önder AKSAKAL, DSP Genişletilmiş Bölge İl Başkanları Toplantısına katılmak için gittiği İzmir’de DSP İl Başkanlığında bir basın toplantısı düzenledi.

15 Temmuz darbe kalkışmasının yıl dönümü ve demokratik işleyiş üzerine Demokratik Sol Parti’nin görüşlerini paylaşan AKSAKAL açıklamasında şunları söyledi:

Değerli basın mensupları,

15 Temmuz darbe kalkışmasının üzerinden 1 yıl geçti.

Herkes kendine göre bir darbe, kendine göre bir demokrasi, kendine göre bir adalet anlayışında.

Darbe kalkışması gecesinde sokağa dökülen ve bir şekilde yaşamını yitiren yurttaşlarımıza Allahtan rahmet diliyorum. Onları, inandırıldıkları doğrular uğruna canlarını feda ettikleri için bir kez daha saygıyla anıyorum.

Yaşanan bu olayın temel gerekçeleri ve failleri henüz tam olarak ortaya konulamadı.

Devlet yapısı içerisine çöreklenmiş bir çetenin, muhtemelen bazı dış güçlerce de lojistik olarak desteklenmesi suretiyle bu kalkışmayı gerçekleştirmesi karşısında Türk Silahlı Kuvvetleri ve diğer güvenlik güçlerinin vatansever, Atatürkçü kadroları halkla birlikte karşı koyarak püskürtmeyi başarmıştır.

İktidardaki AKP kadrolarının, bu başarıdan her fırsatta kendilerine paye çıkarma gayretleri, bu güruhun devlet içindeki yapılanması sürecinde üstlendikleri misyon ve sorumluluklarından vareste tutulmalarına yetmeyecektir.

Değerli basın mensupları,

15 yılın sonunda ülkemizin getirildiği noktada elle tutulur, övünerek konuşabileceğimiz hiçbir şey kalmamıştır.

Ne içeride huzurumuz, ne de dışarıda onurumuz ve dostumuz kalmıştır.

Tüm koşularımızla sorunluyuz. Hatta AB ülkeleriyle ve hatta Amerika’yla.. Rusya’yla.

Bakanlarımız Avrupa ülkelerine sokulmuyor, Cumhurbaşkanımızın bu ülkelerde kendi yurttaşlarıyla buluşmasına, onlarla konuşmasına izin verilmiyor.

Güneyimizde yaşananlar, Kıbrıs’ta gelinen nokta, Ege’deki adalarımızın işgal altında olması.. Ekonomideki batağa hiç girmiyorum, yoksa burada sabaha kadar kalırız.

Kısacası freni patlamış kamyon gibi kontrolünü kaybetmiş bir hükümetle bilinmeze doğru hızla sürükleniyoruz.

Böyle bir hale getirilmiş Türkiye manzarası hepimizi derinden yaralamaktadır.

Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın mangalda kül bırakmayan açıklamaları, yaşanan gerçeği örtmeye yetmiyor. Bölünmez bütünlüğümüz ve üniter birliğimiz hiç olmadığı kadar tehdit altına sokulmuştur.

Dikkat ederseniz zaman zaman kendileri de bunu ifade etmek zorunda kalıyorlar.

Ulusal birlik ve beraberlik, istikrarlı bir demokrasi rejiminin temel şartıdır.

Demokrasi, halkın kendi kendisini yönetme rejimidir.

Halkın temsil edildiği en yüce karar mekanizması parlamento olduğuna göre, neden bu yapı işlevsiz hale getirilmek isteniyor? Çok açık;

AKP iktidarı, bu darbe girişimini kendi kafasının arkasında beslediği çağdışı toplum yaşamını kurgulama amacıyla bir fırsat gibi kullanmakta ve devleti sözde “fetöcü” teröristlerden temizliyormuş görüntüsü altında başka cemaatlerin etkinliğini ve iradesini hakim kılmak suretiyle 94 yıllık Cumhuriyet rejiminin temel değerlerini de birer birer aşındırmaktadır.

Bugün AKP tek başına iktidar olduğu gibi, MHP’yi de sistemin içine dahil ederek daha güçlü bir sandalye sayısına ulaşmıştır.

Hangi kanunu, hangi uygulamayı gerekli görüyorsa bunu yasalaştırabilmesin önünde herhangi bir engel de yoktur. Peki, niçin bu ülke 20 Temmuz 2016’dan bu yana OHAL koşullarında yönetiliyor?

Şimdi 15 Temmuz’da yaşanan alçak darbe kalkışmasının yıldönümünde yeniden insanlar meydanlara çağrılıyor, sözde demokrasi nöbeti tutulacakmış.

TBMM’de değiştirmeye çalıştıkları İç Tüzük’le milletvekillerini tamamen bankamatik vekil haline getirmeye çalışan bir iktidarın demokrasi nöbeti samimiyetine inanır mısınız?

Adil bir seçim sistemi olmadan oluşan parlamentoda bulunmayı, siyasi faaliyetlerini ve seçim çalışmalarını devletten aldıkları paralarla, ellerindeki örtülü ödeneklerle yaparken başka partilerin bu çalışmaları evlerinin, çoluk-çocuklarının rızkından keserek yapmasını, hayatımızı teslim ettiğimiz hukuk adamlarının açık kanunsuzluklarını içine sindirebilenler ve anayasaya aykırı olan kanunları bile bile meclisten geçirerek bugünkü kaos ortamının müsebbibi olanların adil olabileceklerine ya da demokrasi vaatlerine güvenebilir misiniz?

Bir ülkede halkın Demokrasi’yi korumak için gece yarılarına, sabahlara kadar meydanlarda bulunmak zorunda olmasının “demokratik ve makul” açıklamasını yapacak biri varsa beri gelsin.

15 yılda ne demokrasi, ne hukuk, ne de adalet bıraktılar.

Parlamentoda bulunan dört parti, el birliğiyle şu güzelim ülkeyi per perişan ettiler.

Bakın şimdi de iktidar payandası, dibek dövenin hınk deyicisi, buçuk muhalefet partisi MHP’nin genel başkanını ibretle izliyoruz. “Türkiye’nin, sıkıştığı alandan, kıstırıldığı karanlık sokaktan çıkmanın amansız mücadelesini verdiğini” söylüyor. Güler misin, ağlar mısın?

Buradan sayın Bahçeli’ye sormak isterim, 2002’de DSP hükümetinde iktidar ortağıydınız.. AKP’ye karanlık sokakta kıstırılmış bir Türkiye mi teslim etmiştiniz?!

10 senedir Meclistesiniz.. Türkiye karanlık sokaklara sürüklenirken siz neyle meşguldünüz? Twitter hesabınızdan muhabbete mi dalmıştınız?

Yunanlılar bütün adaları işgal ettiler, gıkınız çıkmıyor.

Lafa geldi mi milliyetçilermiş.. ülkücülermiş (!)

Konu vatan olunca, millet olunca fedakârlıkta sınır tanımazlarmış (!). Hadi oradan!

40 senedir terör var bu ülkede ve bugün Türkiye Cumhuriyeti devletini parçalamaya çalışan egemen sistem tüm hızıyla çalışıyor. Niye gitmiyorsunuz güney doğuya?

Süleyman Şah türbesini gece yarısı can havliyle kaçıranlarla şimdi kanka oldunuz ne hikmetse?

Demokrasilerde, tehdit eden, hakarethamis ve silahlı çete elebaşılarının ağzıyla konuşan siyasetçi olamaz. Kendinize gelin artık!

Değerli basın mensupları,

15 Temmuz darbe kalkışmasının yıldönümünde DSP olarak yine görevimizi yapıyoruz.

İktidarı ve parlamentodaki muhalefeti aklıselime, yeniden demokrasi çizgisine gelmeye çağırıyoruz.

İç güvenlik konusunda olsun, kamu düzenini ilgilendiren başka konularda olsun, sivil yönetimi etkili kılmanın koşullarını acilen yaratın.

Derhal parlamento içindeki ve parlamento dışından devlet yönetmiş partilerin temsilcilerinin oluşturacağı ve ortak sorumluluk üstlenecekleri bir yansız hükümet kurulmasını sağlayın.

Hatta bunu Anayasa kuralı haline getirin. Böylelikle olağanüstü dönemlerde siyasi partilerin uzlaşma, dayanışma ve işbirliği yolunu da açmış olacaksınız ve güvenlik gerekçesiyle alınacak olağanüstü önlemlerin başka amaçlarla kullanılmasını, taraf tutar biçimde uygulanmasını veya demokrasiyi zedelemesini önlemiş olacaksınız.

Böylece toplumda yaşama hakkı, güvenlik ve barış, demokratik hukuk devleti kuralları içinde korunur ve sağlanır.

Dolayısıyla da suçlular yüzünden suçsuzlar, toplumun huzurunu ve güvenliğini bozanlar yüzenden toplum, ve demokrasi düşmanları yüzünden demokrasi, cezalandırılmamış olur.

Peki siz bunu yapar mısınız? Orası şüpheli.

Ama ilk seçimlerde DSP’nin kuracağı hükümette bunu gerçekleştirmek şimdiden sözümüz olsun.

 

AKSAKAL: “Müflis Tüccar Eski Defterleri Karıştırırmış!”

DSP Genel Başkanı sayın Önder AKSAKAL, Başbakanımız ve DSP’nin kurucusu Bülent ECEVİT’i hedef alan açıklamaları nedeniyle Cumhurbaşkanı ve Akparti Genel Başkanı sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’a cevap verdi.

“Cumhurbaşkanı ve Akparti Genel Başkanı Sayın ERDOĞAN’ın DSP’nin kurucusu Bülent ECEVİT hakkında sarf ettiği sözler kelimenin tam anlamıyla gündemi sulandırmaya yönelik hezeyanlardır.” diyen AKSAKAL’ın açıklaması şöyle:

Türkiye’nin kötü yönetilmesinden sorumlu olan, Türkiye’yi dünya ülkeleriyle sorunlu hale getiren, içeride de adalet mekanizmasını bozarak, OHAL’e sırtını dayayıp halkını mağdur ederek iktidarını sürdürmeye çalışan, dışarda onurumuzu, içerde huzurumuzu bırakmayan Akparti Genel Başkanı, son günlerde halkın demokratik taleplerinden tedirgin oldukça eski defterleri karıştırmaya başlamıştır.

Öncelikle kendilerine bir halk deyişimizi hatırlatmak isterim.

“Müflis tüccar eski defterleri karıştırırmış.”

Belli ki 15 yıldır takip ettikleri, çağdaş devlet yönetiminden uzak, çıkarcı bir tüccar anlayışıyla “kazan –  kazan” siyaseti ve stratejisi çökmüştür.

O yüzden “ben ne yaptım da bu işler başıma geldi, hem kendimi hem ülkemi zora soktum” diye soracağına, kendisinden öncekilere çamur atarak çıkış yolu aramaktadır.

Cumhurbaşkanı ve Akparti Genel Başkanı Sayın ERDOĞAN’ın DSP’nin kurucusu Bülent ECEVİT hakkında sarf ettiği sözler kelimenin tam anlamıyla gündemi sulandırmaya yönelik hezeyanlardır.

Sayın ERDOĞAN gazetecilere “Benim belediye başkanı iken hapse atılmam Ecevit’in başbakanlığı döneminde gerçekleşti. O zaman DSP Genel Başkanı olsa da neticede CHP’nin her şeyiyle sahiplendiği biridir Ecevit. Merve Kavakçı’yı hatırlatmıştım size. Başörtüsünden dolayı, ‘Bu kadını atın buradan dışarı’ diye haykıran kimdi o vakit? Ecevit. Adalet falan dinlemediler. Kavakçı’yı başörtüsü nedeniyle Meclis’ten dışarı atıp elinden vatandaşlığını bile aldılar.” şeklinde bir açıklamada bulunmuştur.

Öncelikle belirtmeliyim ki bugün düşüncelerinden dolayı hapse atılanlar için “Bağımsız Yargı’yı” adres gösteren sayın ERDOĞAN’ın, iş kendisiyle ilgili olunca o günkü Başbakan’ı suçlama gayretine girmesi manidardır.

İkinci olarak; sayın ERDOĞAN bir doğru söz söylemiş.

Bülent ECEVİT, DSP’nin Genel Başkanıydı. Başka partilerin ECEVİT’i sahiplenmesini, sahiplenenlerin eleştirilmesinde bir araç olarak kullanmaya kalkan sayın ERDOĞAN için bu yaklaşım, olsa olsa çaresizliğinin tezahürüdür.

Sayın ERDOĞAN her zaman olduğu gibi çevresinde “danışman” sıfatıyla görevli olanların kendisini yanıltmalarının önüne geçememiştir.

Merve Kavakçı konusu da bunlardan biridir. 16 Mayıs 1999 tarihli Resmi Gazeteye ve TBMM İç Tüzüğüne bakarlarsa konunun içeriğini anlayabilirler.

Merve Kavakçı 05 Mart 1999 tarihinde T.C. Devletine haber vermeden Amerika Birleşik Devletleri’nin çıkarları için çalışacağına dair kutsal kitaba el basarak yemin etmiş ve ABD vatandaşı olmuş kişidir.

Yani bu kişinin vatandaşlıktan çıkarılması ECEVİT’in değil, devlet işleyişinin sonucudur.

ECEVİT o gün TBMM’ne İç Tüzüğün emrettiği şekilde bir kıyafetle gelmek yerine bir oldu-bitti yaratmaya çalışan Merve Kavakçı’nın hareketine karşı devlet adamı sorumluluğuyla “Burası devlete meydan okunacak yer değildir. Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz!” demiştir.

Ama aynı ECEVİT’in, o tarihte DGM Savcısı’nın Merve Kavakçı’nın evine yaptığı baskına şiddetle karşı çıktığını ve seçilmiş milletvekilinin evine bu şekilde girilemeyeceğini de haykırdığını sayın ERDOĞAN bilmiyorsa, danışmanlarına sormalıdır.

ECEVİT görevi süresince herhangi bir siyasi davanın “Savcısıyım” demediği gibi, devam eden davalarla ilgili de Mahkemelere “süre ve cezalar” hakkında telkinlerde bulunmamıştır.

Defalarca yargılandığı ve hapishanelerde yattığı halde Mahkemelerin verdiği kararlar için “Ben bu kararı tanımıyorum, saygı da duymuyorum” dememiştir.

ECEVİT Türkiye siyasetinde hukukun, demokrasinin ve adalet anlayışının timsali olmuş ender kişiliklerdendir.

Buradan Cumhurbaşkanı ve Akparti Genel Başkanı sayın ERDOĞAN’a önerim şudur:

İftira ve haksızlıklar inancımıza göre günahtır. Bu milletin hafızasıyla ve aklıyla alay etmekten vazgeçin.

Ülkeyi içine düşürdüğünüz sorunlardan ve badirelerden çıkarmak, sorunları çözmek için insanları birleştirin.

Artık demokrat olun!

Çoğu kez kullandığınız yöntemle size Mehmet Akif Ersoy’dan bir dizeyi hatırlatmak isterim;

“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;                                                                                                    Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.”

 

AKSAKAL: “Müebbet Azap Her Türlü Cezanın Üzerindedir.”

DSP Genel Başkanı sayın Önder AKSAKAL, 2 Temmuz 1993 yılında Sivas’ta yaşanan Madımak katliamının 24. yılı nedeniyle bir açıklama yaptı. AKSAKAL açıklamasında şöyle dedi:

“Demokrasi aşığı ve çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşma idealinin öncüleri olan yazar ve sanatçılarımızın Pir Sultan Abdal Şenlikleri için gittikleri Sivas’ta yakılarak katledilmelerinin üzerinden 24 yıl geçti. İçimizdeki acı o günkü tazeliğinde yaşıyor.

İnsanın insana kıyabildiği bir anlayışın hiçbir inanç sisteminde yeri olamaz.

Bugün geldiğimiz noktada, ülkeyi daha da geriye, Ortadoğu’nun karanlık dehlizlerine götürmeye çalışanlarla bu zihniyetin güçlenmesine sessiz kalanların, katliamın failleriyle birlikte toplum vicdanında yaşayacakları müebbet azap her türlü cezanın üzerinde olacaktır.

Madımak’ta yaşamını yitiren 35 canımızı bir kez daha rahmetle anıyorum.”

DSP Genel Başkanı ÖNDER AKSAKAL Ramazan Bayramı Mesajı Yayınladı.

DSP Genel Başkanı sayın ÖNDER AKSAKAL Ramazan Bayramı nedeniyle bir mesaj yayınladı. AKSAKAL’ın mesajı şöyle:

“Dünya tarihinde yeni bir dönem kurgusu, egemen sistemin acımasız kuralları gölgesinde hız kesmeden devam ediyor.

Dünya’nın “Ortadoğu’sunda” her türlü insanlık değerleri ayaklar altına alınmış, dünyevi ihtiraslar uğruna çoluk-çocuk, genç-yaşlı ayırmaksızın yaşanan şiddet ve savaş can alıyor.

Oysa inançların tümü yaradana bağlılığı, insanlığın huzurunu ve mutluluğunu temel değer olarak görmeyecek miydi?

15 yıldır bu coğrafyada akıtılan Müslüman kanı artık durdurulmalı ve insanlar geleceğe umutla bakabilmeli.

Siyasetin asli görevi de budur.

Kutsal Ramazan ayı’nın bu duygu ve düşüncelere vesile olması temennisiyle tüm inananların ve islâm âleminin Mübarek Ramazan Bayramını en içten dileklerimle kutluyorum.”

AKSAKAL: “Bunlar Kantarın Topuzunu İyice Kaçırdılar.”

DSP Parti Meclisi Genel Başkan Önder AKSAKAL başkanlığında Ankara’da toplandı.

İç ve dış siyaset konularının değerlendirilmesinin yanında parti çalışmalarının da görüşüldüğü toplantı öncesinde bir basın açıklaması da yapan AKSAKAL şunları söyledi:

Saygıdeğer basın mensupları,

Öncelikle başta vatanı ve milleti uğruna yaşamını feda etmiş şehitlerimizin babaları olmak üzere “Babalar Günü’nü” kutluyorum. Ebediyete intikal etmiş babalarımıza Allahtan rahmet, yaşayanlara sağlıklı ve huzurlu nice seneler diliyorum.

DSP Parti Meclisi bugün ülkemizde yaşanan iç ve dış gelişmelerin kapsamlı bir değerlendirmesini yapacak, önümüzdeki sürece dair başlattığı “Yeni Anayasa” çerçevesinde olası gelişmelere yönelik politikalarını tartışacaktır.

Türkiye 15 yıldır içine düşürüldüğü sarmaldan kurtulmanın arayışındadır.

İktidar partisi öncülüğünde, meclisteki muhalefet partilerinin desteğinde getirildiğimiz bu noktada kim ne derse desin işimiz o kadar da kolay değil.

Bunlar kantarın topuzunu iyice kaçırdılar.

Ekonomi tamamen dibe vurmuş, dış ilişkilerimiz yer ile yeksan olmuş, insanların geleceğe dair umutları sönmüş, devletin temelini oluşturan “Adalet” anlayışı tümden yok edilmiştir.

Bugün dediğinin yarın tam tersini yüzü kızarmadan söyleyebilen ve yüzsüzce savunabilen bir siyasi yapı peydah olmuştur.

İktidarıyla, meclisteki muhalefetiyle al birini vur ötekine!

Demokratik Sol Parti olarak öteden beri hep söyleyegeldik.

Tek merkezden yönetilen bir meclis yapısıyla karşı karşıyayız.

Egemen irade..( hani “üst akıl” diyorlar ya..)

AKP’nin sürekli iktidarda, CHP, HDP ve MHP’nin sürekli muhalefette kalması üzerine stratejisini kurgulamış.

Bu partiler de, kendilerine tanımlanan görevleri şimdiye kadar gayet başarılı (!) bir şekilde yerine getiriyorlar.

Allah var, verilen görevleri yerine getirirken kayda değer bir falsoları olmadı. Yani hepsinin karneleri “Pekiyi”.

Değerli basın mensupları,

Bunlar milletin aklıyla resmen alay ediyorlar.

Dün cebren ve hileyle devletin en mahrem yerlerine kadar girerek en önemli sırlarımıza el konulmasına izin verenler, bütün yapılanlara göz yumanlar, devletin kahraman askerleri Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk gibi kumpaslarla hapislere atıldığında bu davaların savcısı olanlar bugün sanki o değilmiş gibi gayet pişkin bir şekilde çark etmiş,  en keskin devletçi olmuşlar.

Dün AKP’ye ağıza alınmayacak hakaretlerle saldıranlar, bugün en keskin AKP savunucusu ve hatta siyasetinin ortağı haline gelmişler.

Dün devletin Cumhuriyet Başsavcısını makamında başka bir ilden gelerek derdest edenlere karşı kapının önüne çıkmayanlar, bugün yollarda “Adalet” aramaya koyulmuşlar.

Artık yeter! Bu kadarı da fazla.

Binlerce yıllık geçmişi olan bu millet sizlere mahkûm değildir.

Adalet elbette herkes içindir. Adalet sadece adil mahkeme kararından da ibaret değildir. Adaleti sadece Hâkimler sağlamaz.

Adaletin gücü, adil olabilme karakteri ile beslenir.

Adalet,  her konuda adil olabilmeyi başarabilmişseniz anlamını bulur.

Eğer sen, yüzde 10 seçim barajının arkasına saklanıp başkalarının sırtından meclise girmeyi içine sindirebildiysen,

Eğer sen, hazineden aldığın yardımla siyaset yaparken, başkalarının evinin nafakasıyla bu görevi yerine getirme gayretine duyarsız kalabildiysen,

“Anayasa’ya aykırı ama Evet oyu vereceğiz” diyerek kanunsuz bir teklife destek vererek milletin vekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına sebep olup, ucu sana dokunduğunda feryat ediyorsan,

Anayasa referandumu sırasında hiç ortada görünmeyen partilere teşekkür ederken, gece gündüz HAYIR kampanyasına çalışanları yok sayabildiysen,

Kusura bakmayın ama tanımadığınız adaleti ancak yollarda ararsınız!

Dün Yenikapı mitinginde boy gösterip bugün “kontrollü darbe” dediğiniz çelişki karşısında bu “Adalet” arayışınıza birileri çıkar “Kontrollü yürüyüş” deyiverir.

Hatta, “Üst akıl” temsilcilerinin bu yürüyüşe kaçıncı kilometrede katılacaklarını soruverir.

Bu olasılıkları çoğaltmak mümkün.

Dolayısıyla, iktidar olmayı bırakın, muhalefet olmayı bile beceremeyenlerin, söylemleriyle eylemleri birbiriyle çelişenlerin yaptıklarında kasıt değilse de taksir aranmalıdır.

Buradan iktidar partisine de bir çağrım olacak.

Daha düne kadar işinize gelmeyen mahkeme kararlarını tanımadığınızı, bu kararlara saygı duymadığınızı beyan edenler sizlerdiniz.

Yargılanmamış kişilere yönelik ve bugün hâlâ, bağımsız mahkemelere vermesi gerektiği cezaları çekinmeden telkin edenler sizlersiniz.

Bir mahkemenin serbest bıraktığını diğer mahkemeye tutuklaması gerektiği yönünde tehditvari söylemleri savuranlar sizlersiniz.

Ne oldu da şimdi birden Anayasa’nın 138. Maddesini hatırlayıverdiniz?

Evet. Adalet herkes içindir.

Adalet mülkün temelidir.

Gelin aklı selimi hakim kılın.

Öyle tehditlerle, kabadayılıklarla devlet yönetilmez.

Demokrasilerde bireylerin, anayasal haklarını kullanması konusunda hiç kimsenin lütfuna ihtiyacı yoktur.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kimsenin babasının çiftliği değildir.

Bugün adaleti yok ederseniz yarın sizin de gideceğiniz yer en iyi temenniyle E5 karayoludur.

Demedi demeyin.

DSP Lideri AKSAKAL : “Mızrak Çuvala Sığmıyor!”

DSP Genel Başkanı sayın Önder AKSAKAL gündeme ilişkin konularda bir basın açıklaması yaptı. Anadolu Ajansına konuşan AKSAKAL ülkenin bugün geldiği durumundan parlamentodaki dört partinin de sorumluluğu bulunduğunu, ülkeyi el birliğiyle bir çıkmaza soktuklarını, çıkış yolunun Demokratik Sol politikalar olduğunu belirtti. AKSAKAL’ın açıklaması şöyle:

15 Temmuz faşist darbe kalkışmasının üzerinden geçen onbir ayın sonunda bugün geldiğimiz nokta tam anlamıyla bir fiyaskodur.

Ekonomik verilerin, ilgisiz kalemlerden oluşan gerçek dışı rakamlarla olumlu gibi gösterilmesi gayretleri, yaşanan hayatın gerçeklerine engel olamamaktadır.

Dış politikada, başta komşularımızla bozulan ilişkilerimizin deniz aşırı ülkelere kadar sirayet etmesi, Avrupa Birliği ülkelerine kadar yayılması dünyada yalnız bırakılmanın başlangıç noktası olarak görünmektedir.

Anayasa değişikliği için yapılan referandumdan sonra tamamen bitirileceği taahhüt edilen terör her gün can almaya devam ediyor.

Başbakan ve kabinesi, sadece görüntüden ibarettir. Kararlar ve uygulama planlarının neredeyse tamamı Cumhurbaşkanlığı sarayında hazırlanıyor.

Anayasa ve hukuk devleti ilkeleri askıya alınmış, adalet kavramının içeriği boşaltılmış, mecliste yer alan muhalefet partileri de kendi elleriyle yok ettikleri adaleti yollarda arar hale gelmiştir.

Bu durum, son 15 yılda meclisteki dört parti eliyle yaratılmış, ülkenin geleceği tehdit altına sokulmuştur.

Ne kadar çırpınsanız boş. Mızrak çuvala sığmıyor!

Bu badireden çıkış, devlet deneyimi olan, sadece devleti ve milleti için siyaset yapan Demokratik Sol Parti ile sağlanabilir.