Genel Başkanımızdan Haberler

DSP Lideri AKSAKAL: “Şıracının Şahidi Bozacı !”

DSP Genel Başkanı sayın Önder AKSAKAL son günlerde Bülent ECEVİT üzerinden kişisel rant devşirme derdinde olan bazı gazeteciler türediğini, hayatta olmayan biri üzerinden spekülasyon yaratarak sonuç almanın mümkün olmadığı gibi, bu yöntemlerine ECEVİT gibi bir devlet adamının malzeme edilmeye çalışılmasının muhatapları adına bir talihsizlik olduğunu vurguladı.

AKSAKAL açıklamasında şunları söyledi:

Ülkeyi yönetme noktasında olup da bu işi beceremeyen bazı siyaset aktörlerinin başları sıkıştıkça Demokratik Sol Parti’nin kurucusu ve kuramcısı Bülent ECEVİT’i gündemlerine almalarına alışmıştık. Şimdi yeni moda, ne hikmetse bazı gazeteciler de sıraya girdiler.

Ebediyete intikal edeli 12 yıl olmuş birinin arkasından yerli yersiz bir takım iddialarla kendilerini gündeme taşımaya çalışanlara bir çift sözümüz olabilir. ECEVİT öyle bir değer ki;

Hâlâ adını kullanıp, onun hikâyelerinden para kazanmaya çalışan avantacılar var.

Hakkında ileri geri mesnetsiz iddialar üretip, kendi yanlışlarını masum gösterme ya da kendilerini gündeme taşıma gayretinde olan takiyyeciler var.

Kitabının satışını sağlamak adına Ecevit için, sözde “Gülen cemaati sağ olsunlar,  partimize sürekli maddi katkılar yapıp seçim kampanyalarımıza destek olurlar.” dediğini iddia edebilecek kadar sapkınlaşan utanmaz müfteriler olduğu gibi, Ecevit’in yakın çalışma arkadaşı Hüsamettin Özkan hakkında sözde “.. mahcup bir tavırla.. kredi haberinin doğru olduğunu, Özkan’ın büyük ısrarı üzerine o yalanlama açıklamasını yaptığını, Hüsamettin Özkan’ın Kemal Derviş’le birlikte kendisini sırtından bıçakladığını, hastaneden çıkamamasında Özkan’ın çok büyük günahı olduğunu anlattı.” gibi doğrulanması imkânsız isnatlarda bulunan gazeteciler de çıkıyor.

İhtiyaç duydukları her konuda, Türkiye’nin bir “hukuk devleti” olduğu hakkında ahkâm kesen bu şahısların, öncelikle hayatta olmayan insanların adını kullanarak ortaya attıkları “iddialarını” sesli ya da görüntülü materyallerle ispatlama yükümlülüklerinin olduğunu hatırlatmak isterim.

Sözde iddiaları hakkında tanıklığını önerdikleri kişiler için de güzel bir atasözümüz var:

“Şıracının şahidi bozacı!”

DSP Lideri AKSAKAL: Bunlarınki “Püskevit İttifakı!”

DSP Genel Başkanı sayın Önder AKSAKAL, gerçekleştirdiği yurt gezilerine Adana’da devam ediyor. İki günlük Adana ve ilçelerinde “vatandaşlarımıza yurtta ve dünyada yaşanan olayları anlatacağız” diyen AKSAKAL, ilk önce DSP Adana İl Başkanlığında basınla buluştu.

Burada bir basın toplantısı düzenleyerek yaşanan gelişmeler üzerine görüşlerini paylaşan DSP Lideri şunları söyledi:

“Saygıdeğer basın mensupları;

Bugün tarımın ve sanayinin önemli merkezlerinden biri olan Adana’dayız.

Hemen yakınımızda, komşumuz Suriye topraklarında sürdürülen sınır ötesi terörle mücadele operasyonlarında belirli bir aşamaya gelmekle birlikte yeni şehitler vermeye de devam ediyoruz.

Vatan görevinde canını feda eden, şehitlik mertebesine yükselen tüm evlatlarımıza, kardeşlerimize Allahtan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Allah ailelerine, yakınlarına ve Türk milletine sabırlar versin.

Tabii ki bu gidiş gidiş değildir. Kişisel ikballer uğruna vatanın ve milletin bütün değerleri hoyratça heba ediliyor. Canlarımız gidiyor, mallarımız gidiyor, ulusal birliğimiz zedeleniyor, milli varlıklarımız her geçen gün tek tek satılıyor, yok ediliyor.

Vatandaşın yaşam şartları tarifi imkânsız düzeyde zorlaşıyor.

Geleceğimize dair kaygılarımız her geçen gün daha da derinleşiyor.

Devleti yöneten AKP iktidarı 16 senenin sonunda freni patlamış kamyon gibi yokuş aşağı hızla gidiyor.

Yandaş medyalarının halka yutturmaya çalıştıkları manzaranın, halkın yaşadığı gerçeklerle bir ilgisinin olmadığını kendilerinden olanlar bile itiraf ediyor.

Dolar olmuş 4 lira, Euro olmuş 5 lira, mazot olmuş neredeyse 6 lira, cari açık deseniz tutana aşk olsun 80 milyar dolara koşuyor. İşsizlik, yoksulluk, icralar, iflaslar.. bunları anlatmaya kelimeler kifayetsiz!

Ancak şunu da görmeliyiz ki;

Emperyalist sistemin siyaset satrancında “piyon” olarak yer almış aktörlerini artık Türk milleti yakından tanıyor.

Demokrasiyi kafalarının arkasındaki hedefe ulaşmak adına bir tren olarak gören ve bu hedefe giden yolda gerekirse papaz elbisesi bile giymeyi mübah sayanları, bir gün önce söylediklerini ertesi gün tam tersi yönde değiştirenleri, dindar görünüp her türlü ahlâksızlığın batağına saplananları, millî ve manevi değerleri ayaklar altına alanları, milliyetçilik naraları atıp emperyal sistemin emir eri olanları, sözde Atatürkçü – demokrat görünüp cumhuriyetin kurucu iradesini hedef tahtasına oturtanları artık Türk milleti tek tek öğreniyor.

Ele geçirdikleri devlet gücünü mevcut yasaları uygulamak ve geliştirmek yerine, sahiplerinin çıkarları ve kendi iktidarlarının devamı için pervazsızca değiştirenleri ve kullananları artık Türk milleti biliyor.

Hakkı, hukuku yok sayanları, namusumuzu teslim ettiğimiz adalet kurumlarının temsilcilerinin kanunsuzluklarını –  keyfiliklerini, egemen sistemin oyuncağı haline gelmiş, onların istek ve talepleri kapsamından dışarı çıkmayan yöneticilerini artık Türk milleti ibretle izliyor.

Ülkenin bugün içine düştüğü badirelerden sözde kurtarıcı (!) diye ortalıkta dolaşanların, aslında ülkeyi bu badirelere düşürenler olduğunu artık Türk milleti görüyor.

Değerli basın mensupları;

Türkiye içine düştüğü bu bataktan çıkmak zorundadır.

Ne yazık ki, zaman aleyhimize işliyor!

Ekonomide, sanayide, tarımda, hayvancılıkta, turizmde, eğitimde, sağlıkta, demokraside, insan haklarında, adalette, hukukta.. aklınıza gelebilecek her konuda sıfırı tüketmiş bir iktidarla karşı karşıyayız.

AKP iktidarı ve onun açıktan ya da dolaylı destekçisi konumunda olan parlamentodaki muhalefet, ceylan derisi koltuklarını kaybetmemek uğruna tüm bu yaşananlara sessiz kalıyorlar.

Şimdi de, bu düzenlerini devam ettirebilmek için kirli ittifaklarına YSK’yı da ortak etmiş durumdalar.

İki partili siyasal sistemi yaşama geçirmek adına, her türlü kanunsuzluğu uygulayarak sadece iki ittifak yapısını geçerli kılmaya çalışıyorlar.

Birinin adı belli oldu; “Cumhur İttifakı” dediler.

Diğeri de büyük bir olasılıkla “Demokrasi ya da Demokrat” ismiyle çıkacak meydana..

Yani topluma Amerika’daki gibi “Demokratlar” ve “Cumhuriyetçiler” tanımlarını kanıksatma peşindeler.

Bakmayın siz onların birbirlerine bağırıp-çığırdıklarına..

Hepsi aynı kavağın kaşığı!

Buradan sesleniyorum;

İktidarınız ve kirli ittifakınız için hangi kanunu çıkarırsanız çıkarın, hangi hesapları yaparsanız yapın, hangi tezgâhları kurarsanız kurun, sizin için yolun sonu görünüyor.

Birlikteliğinize, ittifakınıza ne isim verirseniz verin, sizi bu çıkmaz yola sokanlarla birlikte çırpınışınız PÜSKEVİT İTTİFAKI olmaktan öteye geçemeyecektir!”

DSP Lideri AKSAKAL, “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” Mesajı Yayınladı.

DSP Genel Başkanı sayın Önder AKSAKAL Dünya Emekçi Kadınlar Günü için bir mesaj yayınladı. AKSAKAL’ın mesajı şöyle:

“Üretken doğa’nın en kutsal varlıklarının başında gelen kadınlar, dünya var olduğundan bu yana aile kavramının temel taşı olmuşlardır.

Çağdaş medeniyetlerdeki konumları itibariyle her alanda eşit, her konuda özgür ve her konumda sorumluluk üstlenebiliyor olsalar da ekonomik ve sosyal anlamda geri bıraktırılmış ülkelerde maalesef farklı bir yaşama mahkum edilmişlerdir.

Erkek egemen toplumların karakteristik özelliği olan bu durum ülkemizde de en belirgin şekilde göze çarpmaktadır.

Kadına yönelik şiddetin, tacizin ve cinayetlerin en üst seviyede yaşandığı bir Türkiye manzarasını, mevcut siyasi iktidar yapısının toplumsal yaşam kriterlerinin dışında değerlendirmek, sorunun can alıcı özelliğini görmezden gelmek demektir.

Oysa Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet rejiminin en önemli özelliği kadına verdiği önemin ağırlığıyla özdeştir.

Demokratik Sol’un iktidarı yakındır.

Her gün “din kisvesi” altında sözde din adamlarınca öne sürülen görüşlerin hiçbir inanç değerleriyle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Çünkü dini inançların hiç birisi kadını ikincil olarak tanımlamamıştır.

Emeğin ve fedakarlığın simgesi olmuş kadınlarımız DSP iktidarında gerçek anlamda özgürlüğün ve eşitliğin sahibi olarak toplumsal yaşamdaki varlıklarını sürdüreceklerdir.

Bizim anlayışımızda; üreten, yetiren, yaşamı çeviren kadınlarımız, varlıklarıyla dayanağımız, yürekleriyle sığınağımızdır.

Dünya emekçi kadınlar günü, öncelikle Türk milleti’nin fertleri kendi kadınlarımız olmak üzere tüm dünya emekçi kadınlarına kutlu olsun.”

“ABD, Türk Nevruzuna Çarpmıştır!”

DSP Parti Meclisi 2018 yılı ilk toplantısını ANTALYA/Kemer’de gerçekleştiriyor.

Toplantı açılışında Cumuriyetin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK, Demokratik Sol Parti’nin kurucusu Bülent ECEVİT ile vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü uğrunda canını feda etmiş şehitlerimiz için 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu, istiklal marşı okundu.

DSP Genel Başkanı sayın Önder AKSAKAL daha sonra bir basın açıklaması yaptı. AKSAKAL şunları söyledi:

“Ülkemizin içinde bulunduğu bu hassas dönemde Demokratik Sol Parti olarak siyasi sorumluluklarımız, ülke menfaatine yönelik çalışmalarımız ve doğru önerilerimizle gerek iktidara, gerekse parlamentoda yer alan muhalefete yol göstermeye devam ediyoruz.

2019 yılı seçim dönemine tam bir yıl kaldı.

Yerel Yönetimlerin seçimleriyle başlayacak süreç, bundan yaklaşık 8 ay sonra da Cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimleriyle devam edecek. Her ne kadar yasal düzlemi içerisinde böyle tanımlanan bir takvim var ise de Demokratik Sol Parti olarak daha önceki tarihlere yönelik seçimlere de katılacağımızı, Yerel Yönetimlere, Türkiye Büyük Millet Meclisine ve Cumhurbaşkanlığına adaylarımızı hazırladığımızı öncelikle ve altını çizerek belirtmek isterim.

Değerli basın mensupları,

Türkiye bu yükü bir süre daha taşıyamaz.

16 yıl öncesinde oluşturulan bu parlamento yapısı ve devlet yönetimindeki AKP iktidarı ülkeyi sağlıklı bir şekilde geleceğe taşıma iradesini ve gücünü kaybetmiştir.

Kurulduğu ve iş başına getirildiği gün söyledikleriyle bugünkü söylem ve eylemleri taban tabana zıt bir görüntü sergileyen, tutarsız, istikrarsız bir yönetim anlayışı Türkiye için ciddi bir badirenin habercisidir.

Başını ABD hükümetinin çektiği uluslararası emperyal sistemin, dünyanın Ortadoğu bölgesine yönelik istilâ ve şekillendirme stratejileri gerçek ulus devletlerin duvarına toslamış durumdadır.

2000 yılından itibaren bölgemizde 22 devletin sınırlarını değiştirme projesini hayata geçirmeye çalışan ABD, adına Arap Baharı dedikleri süreçte Cezayir, Tunus, Libya, Mısır, Yemen ve Irak’tan sonra Suriye’de Türk Nevruzuna çarpmıştır!

Esasen, geçmişte Türk’ün gücünü sınamanın önemli bedellerini yaşayanların bir unutkanlığın pençesine düştüklerini üzülerek izliyoruz.

Yakın tarihimizde Kıbrıs’ta, Ege’de, Haşhaş yasağında ortaya koyduğumuz irade, Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da, Aydın’da ortaya koyduğumuz milli inancın, vatan sevgisinin devamıdır.

Devletimiz, milletin birliği ve vatanın bütünlüğüne yönelik saldırıların karşısında Türk Silahlı Kuvvetlerinin engin deneyim ve gücüyle bir mücadelenin içerisindedir. Bu uğurda gereken ne varsa elbette yapılacaktır, yapılmalıdır.

Ancak şu kadarını ifade etmek isterim ki, bu mücadele kadim Türk devletinin asli unsurlarının iradesi tahtında yürümekteyken bunu kendisine malzeme yapmaya kalkanlar da aynı iradeyi karşılarında bulacaklarını bilmelidirler.

Sınır komşularımız en değerli varlıklarımız olarak kalmalıdırlar. Ancak, bugün bölgemizin başına musallat olmuş terör yapılanmasının aynı topraklarda beslendiğini unuttuğumuzu sananlar tarihi bir yanılgı içerisindedirler.

PKK terör örgütünü Bekaa Vadisinde besleyenler, yıllarca ülkemizin güneydoğusunda halkın çaresizlik, korku ve tehdit altında yaşamasına, direnenlerin yerlerinden yurtlarından edilmesine, evlerinin-yurtlarının yakılıp yıkılmasına, bebeklerin katledilmesine kadar bir çok olayın da sorumlusuydular.

DSP iktidarında devletin kararlı duruşu sayesinde ininden çıkarılan terörist başı ve çetesi Türk adaletine teslim edilerek ülkede huzur tesis edilmişti.

Hesapları bozulan egemen sistem işte o stratejiyi, başında BÜLENT ECEVİT’in, Demokratik Sol Parti’nin parlamentodan uzaklaştırılması planlarını hayata geçirdi.

Aradan geçen bu süre zarfında her aşamada gelişmeler üzerine düşüncelerimizi kamuoyuyla paylaştık, doğru çözüm önerilerini gerek iktidara gerekse muhalefet partilerine sunduk.

O gün bu sisteme her türlü desteği vereceğini taahhüt eden bugünkü iktidar sahiplerinin, geldiğimiz noktada gerçekleri görmüş olması, haçlı zihniyetinin aslı maksadının vatanımızı parçalamak, milletimizi bölmek olduğunu anlamış olması bir kazanım sayılmalıdır.

Ancak bu duruşun ve inancın samimiyeti de başka söylemlerle de kanıtlanmalıdır.

Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet anlayışı, Muaviye’nin ya da Mursi’nin taraftarları gibi değil, gerçek Türk milletini tanımlayacak şekilde kullanılmalıdır.

Bugünkü olaylar karşısında Amerikan emperyalizminin azgın yüzünü gördüğü anlaşılan ve bir karşı duruş sergileyen sayın Cumhurbaşkanı ve Başbakan, derhal parlamentodan geçmişte bu uğurda katledilmiş ya da idam edilmiş yurtsever devrimciler için iade-i itibar yasası çıkarmalıdır.

16 yıl önce iktidara getirildiğinde kendisine farklı vaadlerde bulunanlara kanarak Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Eşbaşkanı olmakla övünen sayın Cumhurbaşkanı bugünü yaşadıktan sonra derhal ve tüm toplumun ikna olacağı bir şekilde bu görevinden istifa ettiğini deklare etmelidir.

Değerli basın mensupları,

Dün ve önceki gün ülkemize gelen Amerikan Dışişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanının ziyaretleri sonrasında ortaya çıkan manzara Türk milletini tatmin etmemiş, aksine tam bir hayal kırıklığı yaşatmıştır.

Müstemleke valisi edasıyla Türkiye’ye gelen Amerikan Dışişleri Bakanı, güneyimizde besledikleri terör yapılanması ve bu bölgedeki varlık sebeplerine ilişkin Türkiye’nin beklentilerine uygun hareket edecekleri konusunda bir güvence vermediği gibi, PKK’nın bölgede bir sözde Kürt devleti oluşturması yolundaki çalışmalarına yönelik katkılarını ve kararlılıklarını bir kez daha açık açık teyit etmiş, maalesef karşısındaki Türk muhatapları süt dökmüş kedi misali her zamanki içeriksiz, hamasi açıklamalarına bir yenisini eklemişlerdir.

Yani kısacası yine “anlaşmışlardır!”

Biz şaşırdık mı? Elbette hayır. Ancak böyle devam edilemez.

Çözüm yolu bellidir.

AKP iktidarı artık bu sorunun üstesinden tek başına gelemez. Bu anlaşılmıştır.

Bu durumda yapılacak şey bellidir. Hayal dünyasından kurtulup, dünyanın ve Türkiye’nin gerçekleriyle yüzleşilmelidir.

Türkiye Cumhuriyeti devleti binlerce yılık geçmişi ve gelenekleri olan bir devlettir. Demokratik Sol Parti, her döneminde bu conilere karşı kararlı ve dik duruşunu sergilemiş, vatanın ve milletin çıkarlarının korunması konusunda en ufak biz zafiyet göstermemiştir.

2019 yılı, hem DSP için hem de Türkiye için yeni başlangıçların yaşandığı bir yıl olacaktır.

Bugün burada toplanan Parti Meclisimiz ülkenin bu kötü gidişini durduracak çözüm önerilerimizin tespiti ve değerlendirilmesi amacıyla iki günlük bir çalışma programı hayata geçirmektedir.

İnanıyorum ki, her dönemde olduğu gibi devletin çıkmaza girdiği her ortamda DSP kurtarıcı olmuştur, tarih tekerrür edecek ve DSP yeniden devletin kaderine el koyacaktır.”

DSP Liderinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “SAMİMİYET” Çağrısı

DSP Genel Başkanı sayın Önder AKSAKAL katıldığı bir televizyon programında “Amerikan karşıtlığı” üzerine, iktidar sözcüleri tarafından yapılan açıklamaların ve söylemlerin bir samimiyet testine tabi tutulması gerektiğine vurgu yaptı.

Akit Tv’de Sabri BALAMAN’ın hazırlayıp sunduğu DERİN KUTU programına konuk olan DSP Genel Başkanı AKSAKAL Suriye topraklarında sürdürülen ‘Zeytindalı Operasyonu’ ve ülke gündemine ilişkin konulardaki görüşlerini paylaştı.

ABD’nin Ortadoğu’da uygulamaya koyduğu stratejilerin günümüzde geldiği noktada iktidar partisi tarafından da en sert şekilde reddedilmesi ve eleştirilmesi, ABD’ye karşı milli bir duruş sergilenmesinin önemine değinen AKSAKAL şunları söyledi:

“Bugün başta sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere devleti yönetenlerin Amerikan karşıtı söylemlerini memnuniyetle izliyoruz. Biz bu görüşlerimizi yıllardır ortaya koyuyoruz ve savunuyoruz. Bu yüzden bizleri ‘komünistler Moskova’ya diyerek kendilerini sağcı olarak tanımlayan partiler veya kurumlar hedef gösterirlerdi. Bugün kendilerinin bu noktaya gelmiş olması memnuniyet vericidir, ancak yeterli değildir. dedi.

Söylemlerin, eylemlerle beslenmesi gerektiğini ve bir samimiyet testine tabi tutulması gerektiğini belirten AKSAKAL şöyle devam etti:

“Buradan sayın Cumhurbaşkanı’na bir çağrıda bulunuyorum; Bu söylediklerinizde ve düşüncelerinizde gerçekten samimi iseniz, buna toplumu inandırmanız gerekir. 1969 yılında İstanbul Dolmabahçe’de Amerikan 6. Filosuna karşı Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi diyerek gerçek anlamda milli bir duruş sergileyen yurtseverlere kaşı saldıran ve iki yurtseverin katledildiği olaylar başta olmak üzere, sonrasında 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri süreçlerinde bu yüzden vurularak ya da asılarak öldürülen yurtseverlerin aslında doğru mücadele içerisinde olduklarını beyan ederek itibarlarını iade edin.

İktidara geldiğiniz dönemden yakın zamana kadar ‘Büyük Ortadoğu Projesinin’ Eş Başkanlığını üstlendiğinizi belirtiyordunuz. 16 senedir bunun bir işgal projesi, yeni bir devlet kurma projesi olduğunu söyleyen bizlere karşı da hasmane duruş gösteriyordunuz. Şimdi gerçeklerle yüz yüze geldiniz. Çıkın milletin karşısında; Amerika beni bu konuda kandırmış, B.O.P. eşbaşkanlığından istifa ediyorum deyin.

Bunları yapın ki; millet sizin bugünkü söylemlerinizin samimiyetine inansın.”

DSP Lideri: “Hukuksuzluklara Karşı Mücadelemiz Sürecek!”

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin UYSAL ve beraberindeki heyeti DSP Genel Merkezinde ağırlayan AKSAKAL görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, ziyaretten duyduğu memnuniyeti ifade ederken, sistemin hukuksuzluklarının Türkiye’nin mevcut gündemi içerisinde örtülmeye çalışıldığını söyledi.

DSP Genel Başkanı Önder AKSAKAL konuşmasında daha önce 16 Nisan referandumu ile değişen Anayasa hükümlerine göre çıkarılması zorunlu uyum yasalarına dair çalışmalarını iletmek üzere DP Genel Merkezine yaptıkları ziyaretin iadesi amacıyla DSP Genel Merkezini ziyaret eden DP Genel Başkanı Sayın UYSAL ile iç ve dış politikada yaşanan gelişmeleri ve geleceğe dair bir çok konuyu değerlendirme olanağı bulduklarını, karşılıklı olarak görüş alışverişinden yararlı sonuçlar elde ettiklerini söyleyerek, Yüksek Seçim Kurulu’nun kanunsuz ve hukuk dışı bazı uygulamalarla demokratik düzeni hançerlediğini belirtti.

AKSAKAL konuşmasını şöyle sürdürdü: “Türkiye’de hukuksuz ve kanunlara aykırı uygulamalar topluma kanıksatılmaya çalışılıyor. Başta en yüksek yargı organı olan Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının tanınmaması olmak üzere, ülkede seçimlerin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğünü sağlamaktan sorumlu Yüksek Seçim Kurulu’nun “ben yaptım oldu” anlayışıyla dayattığı kanunsuz uygulamaları, özünde ve anayasal statüsünde demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyet’inin geriye gidişi konusunda kaygılarımızı daha da derinleştirmektedir.” dedi.

AKSAKAL: “Hukuk sistemi, Hukuk (!) Adamları Eliyle Açıkça Hançerleniyor!”

DSP Genel Başkanı Önder AKSAKAL, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel KARAMOLLAOĞLU ve beraberindeki heyeti DSP Genel Merkezinde ağırladı.

Ziyarette Türkiye’de yaşanan iç ve dış olaylar değerlendirilerek karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.

Anayasa değişikliği sonrasında 6 ay içinde çıkarılması hükmüne rağmen bugüne kadar gündeme alınmayan Uyum Yasaları ile ilgili çalışmalarını da DSP Genel Başkanı AKSAKAL’a sunan SP Genel Başkanı KARAMOLLAOĞLU konuşmasında;

“Türkiye bir hukuk devleti, Türkiye demokratik teamülleri olan bir devlet. Bir anayasa değişikliği yapıldı ama bu anayasa değişikliği ile ilgili uyum yasaları hala Meclise sevk edilmedi. Mecliste görüşülmeye başlanmadı. Biz hem bu konuda hem de Türkiye’nin diğer meseleleri hakkındaki görüşlerimizi Sayın Genel Başkana arz etmek üzere bu ziyareti gerçekleştirdik. Bu sene içerisinde seçimin olması bazı kesimler tarafından ihtimal olarak görülüyor, gündemde tutuluyor. Ancak seçime giderken hukukun üstünlüğü en önemli mesele. Bir devletin hukuk devleti olması, diğer bütün meselelerin önüne geçer. Biz burada adaletin tesisi için her türlü çabanın verilmesi gerektiğine inanıyoruz. Başka sıkıntılar da var ama onları şuan gündeme getirecek değilim. Afrin meselesi çok önemli ama bu esas itibariyle gündeme getirmek istediğimiz seçimler ve seçimlerden sonra atılacak adımlardır. Başka hatalar geçicidir ama hukuk ihlalinin telafisi imkansızdır.” dedi.

DSP Genel Başkanı AKSAKAL ziyaretten duyduğu memnuniyeti ifade ettikten sonra Türkiye’nin demokratik bir anayasal sisteminin var olduğunu ancak bu sistemi işleten mekanizmaların kendilerine yasalarla tanımlanan yetki sınırlarını “keyfi” gerekçelere aşarak, paralel bir sistem yaratma gayretinde olduğuna işaret ederek şunları söyledi:

“Türkiye’de bir süreç yaşanıyor. Ülkemizin güney sınırında bir terörle mücadele çabası var. Türkiye devleti bunu çok uzun yıllardır yaşıyor ve bu konuda çok tecrübelidir. Ancak dışarıda yaşadığımız bu mücadele Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin genel karakterlerini de ortadan kaldırmaya yönelik kullanılmaması gerekiyor. ‘Hukuk devletiyiz’ diyoruz fakat yaşadığımız olaylar tamamen bir hukuksuzluk, tam kanunsuzluk çerçevesinde devletin güçler ayrılığı noktalarında bulunan kurumlarının birbirlerini tamamen yok saymaları üzerine kurgulanmış gidiyor. En yakın örneğiyle parti olarak yaşadığımız bir olay bu durumun tipik bir delilidir. Seçimlere katılma yeterliliğine sahip partilerin tespitinde tam bir kanunsuzluk haliyle alınmış Yüksek Seçim Kurulu kararı önümüzde duruyor. İtiraz edebileceğimiz tek merci yine bu kararı alan kurul. İtirazımızı da yapmakla birlikte, gerek Seçim Kanunu ve gerekse Siyasi Partiler Kanununda sayılan kriterleri taşıdığı konusunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın resmi verilerini yok hükmünde görerek tamamen keyfi bir şekilde yasada sayılmayan uydurma kriterler gerekçe gösterilerek DSP engellenmeye çalışılıyor.

Bu bir hukuk cinayetidir!

Kendilerine Anayasayla emanet edilmiş olan hukuk sistemi, maalesef yine hukuk (!) adamları eliyle açıkça hançerleniyor.

“Bu olay ve yaklaşım biçimi sadece DSP için değil demokratik sistemimiz için çok önemli bir tehdittir. Demokrasiye inanan, hukuk devleti ilkelerini benimsemiş tüm kurumları bu hukuksuzlukların karşısında güçlü bir duruş sergilemesi gerekir.” diyen AKSAKAL konuşmasında şunları söyledi:

“Yüksek Seçim Kurulu 16 Nisan’da yapılan halk oylamasında mühürsüz oyların geçerli sayılmasına yönelik aldığı kanunsuz kararına bir yenisini eklemiş ve bundan sonra da bu tür kararlara imza atabileceğine dair kaygılarımızın derinleşmesine sebep olmuştur. Demek ki bu kurul yarın seçim ortamına girildiğinde sadece siyasi partilere değil, partilerin çıkaracağı adaylara yönelik olarak keyfi ve yine kanunlara aykırı bir kriter oluşturabilir. Bu bizim kabul edebileceğimiz bir durum değildir. Mücadelemizi sonuna kadar sürdürmekte de kararlıyız.”

Ziyarette AKSAKAL’a, DSP Genel Başkan Yardımcıları Müzeyyen OKUR, Uğur GÜREL, Murat ÖZBİLGE ve Av. Onur İSTE eşlik ettiler.

 

AKSAKAL: “Bu Asgari Ücret’in Anlamı İFLASIN İLÂNIDIR!”

Demokratik Sol Parti Genel Başkanı sayın Önder AKSAKAL, 2018 yılı için açıklanan Asgari Ücret bedeli ile ilgili olarak bir açılama yaptı. “Açıklanan bedel, taraflarca ortaklaşa ve oy birliğiyle alınmış bir kararın sonucu değil tam olarak İşveren tarafının talep ve beklentilerine ram olmuş bir hükümetin teslimiyetinin ifadesidir.” diyen AKSAKAL şunları söyledi:

Asgari Ücret Tespit Komisyonu 2018 yılı için uygulanacak Asgari Ücreti “oy çokluğuyla” 1.603.- Lira olarak belirledi.

Açıklanan bedel, taraflarca ortaklaşa ve oy birliğiyle alınmış bir kararın sonucu değil tam olarak İşveren tarafının talep ve beklentilerine ram olmuş bir hükümetin teslimiyetinin ifadesidir.

En baştan şunu belirtmeliyim ki bunun anlamı iflasın ilânıdır!

Açlık ve Yoksulluk Sınırı için resmi rakamlar dikkate alındığında, insanlarımıza reva görülen bu ücret, çalışanları ölüme terk etmekle eşdeğerdir!

TÜİK verilerine göre Yoksulluk Sınırının 5.200.-Lira olduğu bir yerde asgari ücretin en az 2.600 Lira olması gerektiğini her defasında beyan ettik.

Başında Demokratik Sol Parti’nin bulunduğu 57. Hükümet’in AKP’ye devrettiği kaynakların ve ekonomik sistemin çarçur edildiğinin ispatı olan bu karar, hiçbir gerekçeyle izah edilemez.

Bu günkü manzara, çalışanların kaderi olarak tanımlanamaz.

Eğer devleti yönetenler “beyaz bayrak” sallamak niyetinde iseler bilsinler ki, OHAL gereği çıkarılan 669 sayılı KHK kapsamında “İflas Erteleme” yasaklanmıştır, derhal vatandaşa gidip güvenoyu alınması gerekir.

Ama onların bu cesareti bile gösterebilecekleri de şüphelidir.

Bu KHK, devleti “şirket mantığıyla” yönetmeye çalışan AKP Şirketi (!) için de geçerlidir.

 

AKSAKAL İzmir’de: “Muhalefete Değil, İktidara Talibiz!”

DSP Genel Başkanı Sayın Önder AKSAKAL iki günlük çalışma programı çerçevesinde İZMİR’de basınla ve partililerle buluştu.

Devrim Şehidi KUBİLAY’ın şehit edilişinin 87. yıl anma törenlerine ve ertesi gün DSP Aliağa İlçe Örgütü Kongresine katılan AKSAKAL, kongre öncesi yaptığı basın toplantısında “Muhalefete değil, iktidara talibiz” dedi.

AKSAKAL’ın basın açıklaması şöyle:

 

Saygıdeğer basın mensupları,

Değerli arkadaşlarım,

Yurdumuzun çağdaş medeniyetlere bakan yüzü, Atatürk ilke ve devrimlerinin yılmaz savunucusu olma özelliğini her zaman korumayı bilmiş İzmir’imizde sizlerle birlikte olmaktan büyük bir memnuniyet duyduğumu ifade etmek isterim.

2017 yılının sonuna geldik.

Genel anlamda bir değerlendirme yapacak olursak; geride bıraktığımız bir yılın sonunda, sorunları iyiden iyiye sarpa sarmış bir Türkiye manzarasıyla karşı karşıyayız.

Değerli basın mensupları,

Mecliste iktidarı ve muhalefeti tek partinin temsil ettiği bir ülke haline getirildik.

Allahın her günü ortalama neredeyse iki saat konuşan bir Cumhurbaşkanı ve bir Başbakana sahip başka bir ülkenin var olduğunu zannetmiyorum.

Yaptıkları yanlış işler ve aldıkları yanlış kararlar sonrasında bu kararlara da hiç o değilmiş gibi pişkince muhalefet yapan da iktidar partisi olmuştur.

Hatırlayacaksınız, geçen yıl bu zamanlarda AKP’li bazı milletvekilleri “Cinsel istismar suçunu işleyenlerin, mağdurla evlenmesi halinde serbest bırakılması” ile ilgili bir yasa tasarısını meclise getirmişlerdi.

Ortalık ayağa kalktı.

4 kadınla evlenebilme fantezisiyle yanıp tutuşan bazı iktidar milletvekillerinin bu arzuları Meclisteki muhalefetin itirazıyla değil, Cumhurbaşkanı’nın kızının başkanı olduğu derneğin itirazıyla kursaklarında kaldı.

Orta öğretime geçiş sınavı olarak TEOG sistemini getiren kendileriydi örneğin.. ama “bu TEOG’da nedir, kabul etmiyorum böyle bir şeyi” diyerek bir gecede kaldıranlar da kendileri olmuşlardı.

Daha da çarpıcı olanı.. 2010 Anayasa Referandumunda milletin beynini yıkadılar, ülkenin sözde aydınları “yetmez ama EVET” dediler, milyonlarca lira devlet kaynaklarını sırf bu değişikliklerin gerçekleşmesi için harcadılar, yapmayın dedik.. bu değişikliklerle devletin temeline dinamit koyarsınız dedik.. HSYK ve Anayasa Mahkemesinin yapısıyla oynamayın dedik.. dinletemedik ve sonunda o değişikliklerin eseri yapılanan HSYK ve onların yarattığı yapı 15 Temmuz’da kadim Türk Devletini tarihin çöp tenekesine atmak üzereyken bastırıldı.

Değerli basın mensupları,

Geçen 15 yıl öncesinde uygulamaya konulan bir projenin müellifleri olan başta AKP olmak üzere parlamentodaki diğer partiler eliyle bugün ülkemiz bir beka sorunuyla karşı karşıyadır.

Öyle ki; bu süreç sonunda bir çöl bedevisi, koskoca Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına dil uzatabilecek kadar hadsizliğe sahip olabilmiştir.

Ortalıkta parmak sallayanların yarın, bu duruşlarının arkasında durabilmelerini umuyoruz. Gelişmeleri ve sonuçlarını hep birlikte ibretle izleyeceğiz.

Zira bu tip olaylarda birçok kez yaşadık. “One minute” te gördük, “Mavi Marmara” da gördük, “Oslo görüşmelerinde” gördük, “FETÖ olaylarında” gördük.

Kısacası sürekli kandırıldığını söyleyen, ülkeye büyük bedellere mal olan hatalarının siyasi bedelini ödemeye yanaşmayan pişkin ve görevli bir iktidar partisi başımızda duruyor.

Bugünden geriye doğru yaşananları irdelediğimizde;

Dünyayı parmağında oynatan emperyalist sistemin tetikçisi ABD’nin başkanının, küstahlık denilen ruh halini dünya milletlerine hakaret, tehdit ve şantajla ayar vermeye kadar götürdüğünü,

O ülkeye sığınmış bir düzenbazın, ülkemizdeki işbirlikçileriyle kirli ilişkilerinin ortaya dökülerek Türkiye Cumhuriyeti’ni mahkûm etme gayretlerini, 

Kıbrıs Barış Harekâtı ile kendilerine demokrasinin gelmesine öncülük ettiğimiz komşumuz Yunanistan’ın, bugün demokrasi havarisi görüntüsü altında 18 adamızı işgal oldu-bittisiyle eşkiyalığın zirvesinde gerdan kırdığını,

1999’da gece yarılarında kapımıza kadar gelip AB Aday ülke statümüzü kabul eden ve diğer aday ülkelerle aynı şartlarda müzakereleri sürdürecekleri taahhüdünde bulunan Avrupa ülkelerine bugün Bakanlarımızın sokulmadığını, kovulduğunu ve AB sürecinin dışına sürüklendiğimizi,

Nihayetinde bizim topraklarımızı da içine alma niyetiyle güneyimizde yaşanan ve yıllardır sürdürülen bir işgal girişimini, Ortadoğu’da yeni bir devlet yaratma stratejisi gereği doruğa çıkarılmış terör faaliyetlerini,

Devletin kılcal damarlarına kadar yerleşmiş, en mahrem bilgilerini gasp etmiş, laik demokratik sosyal hukuk devleti olan ve yüzbinlerce şehit kanıyla kurulmuş kadim Türk devletini yüz yıl öncesi koşulların kucağına atmaya çalışan dinci terör örgütü kalkışmalarını,

Aynı hayallerin peşinde koşanların, devletin temel işleyişi üzerinde yapmaya çalıştığı sistem değişikliği gayretlerini,

Bütün bu olanların, hukukun üstünlüğü üzerine yemin etmiş kanun adamlarının iradeleriyle hayata geçirildiğini,

Trilyon dolarlara yaklaşan iç ve dış borç stoklarımızı,

DSP’nin başında bulunduğu 57. Hükümetin biriktirdiği sermayeyi tüketip, üstüne seksen yıllık birikimlerimizin özelleştirme adı altında haraç-mezat satılarak bitirildiğini, 250 milyar liralık Varlık Fonu’nun dibine kibrit suyu döküldüğünü, milyonlarca gencimizin sokaklarda işsiz dolaştırıldıklarını,

Yaptıkları bütün sınavlarda soruları çaldıklarını, yandaşlarını kayırdıklarını, devletin bütün kurumlarını liyakatsız adamlarına peşkeş çektiklerini,

..ve daha nicelerini, günlerce anlatsak bitiremeyiz.

Ancak şunu çok iyi biliyoruz ki, bütün bu olanların, yaşananların ve anlatacaklarımızın sorumlusu birinci dereceden AKP iktidarı ise de aynı zamanda bu yaşananlara payandalık eden parlamentodaki muhalefet partileridir!

Doğruları sadece ahirette söylemeyeceğiz.. dünya da da doğruları konuşmak zorundayız.

Hatırlayacaksınız; Türkiye 2017 yılına bir terör saldırısında 39 kişinin yaşamını yitirdiği menfur bir olayla girdi.

(Bu vesileyle bu ve diğer tüm terör saldırılarında yaşamını yitiren yurttaşlarımıza, güvenlik mensuplarımıza bir kez daha Allahtan rahmet diliyorum.)

15 yıl önce AKP iktidarına devleti teslim ettiğimizde, biraz önce saydığım olumsuzlukların hiç birisi yoktu.

Çağdaş dünyaya entegre olabilen onurlu bir devlet, çamurdan çıkarılmış bir ekonomi, hırsızların elinden kurtarılmış bir bankacılık sistemi, fikri hür vicdanı hür nesillerin yetişmesine olanak sağlayacak kesintisiz 8 yıllık eğitim sistemi, üreten bir Türkiye vardı.

İnançlara saygılı laiklik temelinde yükselen toplumsal ilişkiler, özgürleşme yolunda önemli aşamalar kat etmiş Üniversiteler, terör sorunlarını sıfırlamış, elebaşısını adalete teslim etmiş bir Türkiye vardı.

Değerli basın mensupları,

Ülkemizi yeniden boyunduruğu altına almak isteyen egemen sistem, maalesef bugün devlet yönetimindeki kadroları eliyle bu emelini gerçekleştirme yolunda adım adım ilerliyor.

Parlamentodaki muhalefet partileri de toplumun tepkilerini yatıştırma görevini üstlenmiş şekilde bu işin payandaları olmaya devam ediyor.

Önümüzdeki süreç, halkın bu gerçekler altında yeniden karar vereceği bir süreç olacaktır.

Buradan yurttaşlarımıza sormak istiyorum:

Bir ülkenin yöneticileri her gün kavga eder mi? Şu parlamentonun haline bakın.

Herkes birbirini hırsızlıkla, yolsuzlukla, vatana ihanetle suçluyor. Böyle bir parlamento olur mu?

Demokrasi’den dem vuranlar, halkın oylarıyla seçilmiş milletvekillerini, belediye başkanlarını bir kalemde çizip atıyor ve yerine yenisini getiriyor. Böyle demokrasi olur mu?

Vatandaşının kazancının neredeyse yarısını vergi adı altında bağırta bağırta alan iktidar sahiplerinin, kendileri için vergi cenneti ülkelerde 1 kuruş sermayeli şirketler kurup milyonlarca dolar para akladığı ve sıfır vergi ödedikleri iddia ediliyor. Böyle bir iktidar olur mu?

Ülke sorunlarına kafa yoran, çözüm önerileri getiren siyasi partileri yok sayıp, sadece algı yaratma misyonuyla görevini yerine getiren medyanın olduğu bir ülkede özgür basın arayışı inandırıcı olabilir mi?

Bu örnekleri çoğaltabiliriz.

Değerli basın mensupları,

Önceki gün Kudüs ile ilgili olarak BM Genel Kurulunda yapılan görüşme öncesi ABD başkanının tehdit ve şantaj açıklamalarını ibretle izledik. Trump, verdikleri “dolarlardan” söz etti. Dikkat ederseniz sözlerinde, devletlerarası anlaşma gereği verdiklerine dair ayrıntı yer almadı. Aklımıza Reza Zarrap davası geldi birden.. Demek ki kendilerinin de yargıladıkları sisteme benzer ilişkileri var gibi görünüyor. Hakikaten eğer böyle bir yöntemi imâ ediyorsa işte o zaman yandı gülüm keten helva.

Ama 128 ülkenin böyle bir tasarıya destek vermemesi, ABD emperyalizminin “kovboy”  edasıyla yapmaya çalıştıklarına karşı durması, buna öncülük eden ülkeler adına (başta Türkiye olmak üzere) azımsanamayacak bir başarıdır.

Bu kararla birlikte BOP projesi ciddi yara almıştır.

Suriye’de kaybeden Amerika, bu hırçınlıkla başka maceralara tevessül edecektir.

Ama şu bir gerçektir ki, iktidarlarını ABD’nin inayetine borçlu siyasi yapılar dün olduğu gibi yarın da bunların istekleri ve beklentileri doğrultusunda icraat yapmaktan geri durmayacaklardır.

O zaman..

Biz diyoruz ki; gelin önümüzdeki seçimleri bir fırsata çevirelim, Demokratik Sol ilkeleri hayata geçirebilecek, gerçekten yurtsever, gerçekten halktan ve haktan yana olan kadrolarla devletimizi yeniden düzlüğe çıkaralım.

Korkmayalım.

Artık devleti madem Cumhurbaşkanı ve onun parlamento dışından atayacağı bakanlarla kuracağı hükümetler yönetecek, o halde uzatın bize elinizi.

Bunun için yüzde 10 seçim barajı engeli yok. Sadece siz kararlı olun.

Demokratik Sol Parti, dürüstlüğünü, yurtseverliğini, emperyalizme karşı duruşunu geçmişte ispatlamış bir siyasi yapıdır.

Geçmişte yaptık. Yine yaparız.

Ülkeyi iki partili sistemle yönetme gayretinde olanların amacı “kırk katır mı, kırk satır mı” dayatmasından başka bir şey değildir.

Türkiye’nin düzlüğe çıkarılabilmesi için, ne bizi bu batağa sürükleyen AKP ve onun koltuk değneği MHP, ne de 25 yıldır iktidar ortağı bile olamamış Y-CHP ile mümkün olur.

İlk seçimlerde 100 bin seçmenimizin önermesiyle Cumhurbaşkanlığına adaylığımızı koyacağız ve 600 Milletvekili adayımızla toplumun sıkıntılarına çözüm içeren programımızı paylaşacağız.

Yerel yönetim seçimlerinde, bölgesel olarak siyasi ittifakların yapılması hususunu önemsiyoruz.

Devleti hegamonyası altında tutan zihniyet, maalesef yerel olanakları kendi yapısı içinde paylaşıma açarak iktidarını tahkim etmiştir. O zaman bu yapıyı ancak yerel seçimlerde yenilgiye uğratarak halkın gerçek iktidarını hayata geçirebiliriz.

AKP’nin bugün görevden aldığı, istifa ettirdiği ancak kendi söylemleriyle “yolsuzluğa ve usulsüzlüğe bulaşmış” Belediye Başkanlarını ancak o zaman adaletin karşısına çıkarabiliriz.

Değerli basın mensupları,

Her yıl bu günlerde bildiğiniz gibi ülke gündemini meşgul eden konuların başında Asgari Ücret konusu gelir.

Devletin resmi kurumlarının verileri artık inandırıcılığını yitirmiştir.

Demokratik Sol Parti olarak emeğin hakkını savunmak asli misyonumuzdur.

Asgari ücret belirlenirken, “bir evde an az iki kişi çalışmalı” anlayışından hareketle, haneye girecek toplam paranın yoksulluk sınırının üstünde olabilmesi için en az 2.600.-Lira olması gerektiğini buradan hatırlatıyoruz.

Demokratik Sol Parti olarak her zaman doğru tespitler ve doğru çözüm önerileri sunmuş ve iktidar dönemlerimizde bunları hayata geçirmişizdir.

Bütün bu sıkıntıların ortadan kaldırılması, ekonominin yeniden kendi mecrasında normal ayarlarına getirilmesi, üretim ekonomisine geçilmesi, öncelikle tarımın-hayvancılığın ve turizmin canlandırılması, herkesin doğduğu yerde mutlu ve müreffeh bir yaşam sürdürmesi için yeniden DSP iktidarına ihtiyaç vardır ve biz buna talibiz.

Muhalefete değil iktidara talibiz!

Geçmişte üç kez devleti yönetmiş bir parti olarak diyoruz ki;

15 yılda ülkeyi bugünkü bataklığın içine sürükleyen, 25 yıldır iktidar olmayı bırakın.. kenarından bir bakanla koalisyon ortağı bile olamayan partileri elinizin tersiyle çöpe atmanın tam zamanıdır.

Halkımızı, Demokratik Sol Partiyle yeni bir Türkiye, tam bağımsız bir ülke yaratmaya çağırıyorum.

Bu vesileyle sizlerin ve tüm yurttaşlarımızın yeni yılını en içten duygularla kutluyorum.