Author: admin

TÜRK: “Döviz Cinsinden Devlet Tahvili Çıkarmak Egemenlikle Bağdaşmaz”

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın  açıklamasına göre; 17-21 Aralık 2019 tarihleri arasında “Euro” ve “Dolar” cinsinden devlet tahvili çıkarılacak. Bu konuda Demokratik Sol Parti (DSP) Parti Meclisi Üyesi, eski Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami Türk, aşağıdaki değerlendirmeyi yaptı:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin iki yabancı para birimi üzerinden devlet tahvili ihraç etmesi, şimdiye kadarki usullere ve daha önce çıkarılan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ters düşen  bir uygulamadır. Çünkü  şimdiye değin devlet tahvilleri, daima Türkiye Cumhuriyeti’nin yasal para birimi olan Türk Lirası üzerinden düzenlenirdi. 13 Eylül 2018 tarih ve 30534 sayılı Resmî Gazete’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan 12 Eylül 2018 tarih ve 85 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar’ın 1. maddesi ile 32 sayılı Karar’ın 4. maddesine eklenen  (g) bendi şöyledir:

‘Türkiye’de yerleşik kişilerin, Bakanlıkça belirlenen hâller dışında, kendi aralarındaki menkul ve gayrimenkul alım satım, taşıt ve finansal kiralama dahil her türlü  menkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri, döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak  kararlaştırılamaz.’

12 Eylül 2018 tarih ve 85 sayılı Karar’ın 2. maddesi ile  32 sayılı Karar’a eklenen geçici 8. madde uyarınca da,  (g) bendinin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 30 gün içinde daha önce yapılmış sözleşmelerde ‘döviz cinsinden kararlaştırılmış bulunan bedeller, Bakanlıkça belirlenen hadler dışında, Türk parası olarak yeniden belirlenir.’ 85 sayılı Karar’ın 3 ve 4. maddelerine göre yayımı tarihinde, yani  13 Eylül 2018 tarihinde yürürlüğe giren ‘Bu Karar hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.’

Şimdi ‘Euro’ ve ‘Dolar’ cinsinden çıkarılacak devlet tahvilleri ile 12 Eylül 2018 tarih ve 85 sayılı Karar, bir yana itilmiş oluyor. Hükümet, kendisini bizzat koyduğu kurallarla bağlı saymıyor. Türk Lirasının değeri bu şekilde nasıl korunabilir?

Konunun başka bir yönü var: Bir devletin bir para birimini ülkesinde geçerli yasal para  olarak ilân etme yetkisi, o devletin egemenliğinin  sonucudur. Devletler, bu yetkilerini doğrudan ve/veya Merkez Bankaları eliyle kullanırlar. Egemenliğin ifadesi olan bir yetkinin başka bir ülke veya ülkelerde kullanılan para birimleri üzerinden kullanılması tam bir çelişkidir. Devlet tahvili şeklindeki borçlanma senetleri bakımından da durum farklı değildir. Türkiye Cumhuriyeti, ne Avrupa Birliği ülkelerinin oluşturduğu Avrupa Para Sistemi, ne Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Federal Rezerv Sistemi içinde bulunmayan  bağımsız bir devlettir.  Dolayısıyla  bu ülkelerde geçerli  yasal para birimi olan ‘Euro’ ve ‘Dolar’ üzerinden devlet tahvili çıkarılması, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliği ile bağdaşmayan bir uygulamadır.

Ayrıca bu yoldan toplanacak olan  dövizlerin ileride faiz ve ana paralarının ‘Euro’ ve ‘Dolar’ üzerinden ödenmesinde de Hükümetin izlediği enflasyonist ekonomi politikasıyla sıkıntılar yaşanabileceği gözden ırak tutulmamalıdır.”

AKSAKAL: “Yerel Seçime Katılan Tek ‘SOL’ Parti DSP’dir.”

DSP Parti Meclisi 2019 yılı Taslak Bütçesini görüşüp onaylamak, 31 Mart Yerel Seçimlerine yönelik aday belirleme yöntemini kararlaştırmak ve Yerel Seçim Bildirgesi taslağını değerlendirmek üzere Genel Merkez’de toplandı.

Toplantı öncesinde gündeme ilişkin değerlendirmelerini paylaşmak üzere DSP Genel Başkanı sayın Önder AKSAKAL bir basın toplantısı düzenledi. AKSAKAL şunları söyledi:

 

Saygıdeğer Basın mensupları,

Sözlerime başlarken, önceki gün yaşanan tren kazasında yaşamını yitiren yurttaşlarımıza ve Afrin’de şehit düşen askerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve metanet, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum.

İktidarı AKP’ye teslim ettiğimiz 2002 yılından buyana bıkmadan usanmadan ve yılmadan anlatmaya çalıştığımız süreç planlandığı şekilde aksamadan (!) devam etmektedir.

17 yıl önce ilan edilen değişim ve dönüşüm stratejisi, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle birlikte 95 yıllık Cumhuriyet değerlerinin ve parlamenter rejimin etki gücünün ortadan kaldırılarak,  Cumhurbaşkanı’nın tek başına vereceği kararlarla ülkeyi yönetme, son tahlilde ise parlamentoda iki siyasi partinin varlığını esas alan yapıyı hayata geçirme üzerine kurgulanmıştı.

Bugün de kaygıyla izlediğimiz manzara tamamen bu görünümdedir.

Dikkat ederseniz parlamentodaki siyasi partiler, 24 Haziran seçimleri döneminde yürürlüğe konulan sözde ittifak yöntemini bugün 31 Mart seçimlerine yönelik olarak da uygulama zorunluluğunu hissettiler.

Zira, seçim yasalarındaki yüzde 10’luk barajlar nedeniyle tehlikeye giren sahip oldukları iktidar gücünü elden bırakmak istemiyorlar.

Kısacası bu gerekçelerle siyaset kurumu ve toplum egemen siyaset mekanizmasının tahakkümü altında sokulmuştur.

Ortadoğu coğrafyasında bir yeni devlet kurma planı çerçevesinde sürecin aksamadan yürütüldüğünü belirtmiştim. Fırat’ın doğusunda, yani Suriye topraklarında PYD – YPG ve ABD güçleri bir oldubittinin peşindedirler.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın “Fırat’ın doğusu operasyonuna birkaç güne başlıyoruz” açıklamasıyla Türkiye devletinin bu oldubittiyi reddediyor görünmekle birlikte bizim, Türkiye’nin bölgede bir çatışma ortamının içine çekilerek bölgesel bir kargaşanın yaratılması planına figüran yapılmak istenildiğine dair kaygılarımızı da göz ardı etmeyeceğine inanmak isteriz.

Bu arada, başta AKP olmak üzere, yönetimdeki siyasi aktörlerin gelinen bu noktaya kadar olan katkılarını unutmadan, umuyor ve diliyorum ki böyle bir oyuna teslim olunmaz.

Değerli basın mensupları,

Hepinizin yakından takip ettiği üzere bir taraftan da toplumsal yaşam kendi mecrasında akışına devam etmektedir.

Halkın geçim sıkıntısı, ekonomideki olumsuz tablo, ülke ekonomisindeki durağanlık, hedeflenen büyüme rakamlarının küçülme olarak tezahür etmesi, başta emekçi kesimin yaşam kalitesini alabildiğine kötüleştirmekte, diğer taraftan da gerek tarım, gerek sanayi kesiminde, gerekse esnaf ve tüccar kesiminde derin yaralar açarak hayatı çekilmez hale getirmektedir.

Bunun en çarpıcı göstergesini de devlet-işveren-çalışan temsilcilerinin bir arada yürüttükleri Asgari Ücret Tespit Komisyonu çalışmalarında görüyoruz.

Hükümet tarafınca işverenlerin talebi ve beklentileri doğrultusunda asgari ücretin 1.900.- liralar çerçevesinde tutulması eğilimi karşısında teslimiyetçi ve basiretsiz Sendika yöneticileri ve parlamentodaki muhalefet partilerinin evlere şenlik açıklamalarını da ibretle izliyoruz.

AKP ve destekçilerinin politikalarını zaten biliyor ve olası sonucunu bekliyoruz. Ancak sahip oldukları belediyelerdeki çalışanlar için 01 Ocak 2019 tarihinden itibaren asgari ücreti 2.200.- lira olarak uygulayacaklarını vaad edenlerin yaklaşımını samimiyetten uzak, tamamen kandırmaca ve oy devşirme hesabı olarak görmekteyiz.

Oysa gerçekler çok farklı.

Çarşı-pazar yangın yerine dönmüş, semt pazarlarında insanlar akşam saatlerini bekleyerek esnafın fiyatları indirmesini bekler hale gelmiş ve hatta pazar yerinde bırakılan artık sebze-meyve içerisinden kötünün iyisini ayıklayarak evine yiyecek götürme derdine düşmüştür.

Et alamadığı için dolayı ot’a mecbur kalan ve bugün geçim derdine düşürülmüş insanların pırasa, ıspanak, karnabahar, lahana gibi sebzeleri bile kilosunu en az 5 liradan alabildiği bir ortamı yaşıyoruz.

Ekonomik kriz “Ağa”ların semtine uğramamış olabilir ancak garibanın evine demir atmıştır.

Hal böyleyken sözde “solcu” geçinenlerin 2.200.- lira asgari ücretle geçim sağlanacağını söylemesi en hafif deyimiyle aymazlıktır, gaflettir.

Demokratik Sol Parti olarak 2015 seçimlerinde asgari ücretin 2.000.- lira olmasını önermiş ve taahhüt etmiştik. Bugün geldiğimiz noktada bu rakam 3.050.- liraya karşılık gelmektedir.

Aralık ayı itibariyle açlık sınırı neredeyse 2.000.- liraya dayanmışken iktidarın da muhalefetin de halka reva gördüğü açlığa mahkûm yaşamaktır. Bu kabul edilemez.

Değerli basın mensupları,

Bugünlerde parlamentoda bir tiyatro sahneleniyor.

Adı da “Bütçe Görüşmeleri Tiyatrosu”

Niçin tiyatro? Çünkü sahnede bütçeyi yapan AKP ile “Dibek dövenin hınk deyicisi” durumundaki payandası MHP var.

Tiyatro’nun ceylan derisi izleyici koltuklarında ise, sürdürdükleri bu uygulama ve yöntemlerle demokrasiyi sadece sayılara indirgemiş bir zihniyetin inayeti altına girmiş milletvekilleri var.

Yani seyirciler!

Bugün, 81 milyar lira açık öngören 2019 bütçe görüşmelerinde, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yüzde 35’lere, Cumhurbaşkanlığı’nın yüzde 334’lere varan bütçe artışının makul izahı parlamentoda konuşulmaz da nerede konuşulur?

“Kayıt dışı ekonomiyle mücadele eylem planı hazırlıyoruz” diyen sayın Cumhurbaşkanına “17 yıldır anca mı aklınıza geldi?” diye sormak bile neredeyse artık anlamsız hale geldi.

Zira Türkiye gibi bir ülkenin bütçesinde 18 milyar lira gibi bir Kaynağı Belirsiz Gelir kaleminin yer almasına bu tiyatrodaki artistler sessiz kalabiliyorlarsa ve bunu içlerine sindirebiliyorlarsa, bütçesini yüzde 35 artırdıkları Diyanet İşleri kurumunun bunlara kul hakkı ve manevi değerler üzerine yeterli eğitimi vermediği ortaya çıkar. Zaten bu kurumun asıl uğraşısının toplumun din işlerini düzenleme olmadığını, bütün mesaisini Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarına ayırdığını da biliyoruz.

Değerli basın mensupları, 

Parlamentoda okunan 2019 bütçesi devleti yöneten (!) AKP’li Cumhurbaşkanı’nın ve onun Hükümetinin Konkordato İlânı’dır.

Ekonominin içine düşürüldüğü batağın gözlerden uzak tutulması, toplumun dikkatinden kaçırılması adına her gün farklı gündemler yaratılıyor. Ama artık insanlar gerçeği görüyorlar.

Bu gidiş iyi bir gidiş değildir. Olası toplumsal tepkilerin, arzulanmayan boyutlara evrilmesine ortam yaratılmamalıdır.

Demokrasinin egemen olduğu ülkelerde toplum böyle uygulamalar karşısında en etkin mücadeleyi ortaya koyduğunda o ülkelerin siyasetçileri yapılan yanlıştan dönme ve özür dileme erdemini gösterebilirken, bizim ülkemizde maalesef hâlâ arındıramadığımız 12 Eylül artığı zihniyet temsilcilerinin halkı ölümle ve katliamla tehdit edebilecek kadar pervazsız olabildiklerine tanıklık ediyoruz.

İnsanca yaşamın tesis edilmediği, hak arama özgürlüğünün tehdit ve şantajlarla baskılandığı toplumlar önünde sonunda medeniyet kulvarından dışlanmaya mahkumdur.

Bu seçimlerde yaşanacak olan bir çarpıklık da “ittifak” adı altında yapılan toplumu ikiye ayırma girişimidir. Bilindiği gibi meclisteki partiler “Cumhur İttifakı” ve “Millet İttifakı” adı altında ikili bir sistem dayatmış durumdadırlar.

İktidar ve muhalefet partilerinin 31 Mart Yerel Seçimlerinde bazı seçim çevrelerinde kendi adaylarını çıkarmak yerine başka partilerin adaylarını destekleme politikası öncelikle kendi seçmenlerine haksızlık sonra da demokrasiye ihanettir.

Türkiye iki partili sisteme mahkûm edilemez! Bu girişim demokratik sistemi derinden yaralar. Türkiye’de on Büyükşehir’de yaşayan ve kendisini sol’da tanımlayan seçmenlere “ya sağa ya da sağa oy vereceksin” zorlaması yapılmaktadır.

Ama herkes bilsin ki bugün Türkiye’nin seçimlere katılan tek sol partisi Demokratik Sol Parti bu seçim sürecinde ayakları yere basan gerçekçi strateji ve politikalarıyla toplumun çıkış yolu arayışında güvenli bir liman olma misyonuyla yeni bir yol bulacak ya da yeni bir yol açacaktır.

Parlamentodaki partilerin sözde ittifakları da, 31 Mart akşamı sandıklara gömülmelerinin vesilesi olacaktır.

DSP Lideri AKSAKAL’ın 3 Aralık Dünya Engelliler Günü Mesajı.

DSP Genel Başkanı Önder AKSAKAL, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü için bir mesaj yayınladı. AKSAKAL’ın mesajı şöyle:

Toplumu oluşturan tüm bireylerin mutlaka üretimde katkısı var olmalıdır. Küçük-büyük, genç-yaşlı, kadın-erkek, engelli-engelsiz herkesin..

          Her birimiz, en az diğerimiz kadar yaşama hakkına sahip, diğerimiz kadar üretmeye mecburuz.

          Bedensel engellerin değil, kalplerdeki engellerin, zihinlerdeki zincirlerin kırılabilmesidir aslolan. Dünya’da ve Türkiye’de ekonomiden sosyal çalışmalara, sanattan spora, her alanda büyük başarıların sahibi olmuştur engelli kardeşlerimiz.

          Hem de hiç bir engel tanımadan!

          İnanıyorsak eğer birbirimize, güveniyorsak değerlerimize bilmeliyiz ki hiçbir engel bize engel olamaz!

          Sadece 3 Aralık’larda değil her zaman aklımızda, kalbimizdesiniz.

          Tüm engelli kardeşlerimizi sevgiyle, saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.”

DSP Genel Başkanı ÖNDER AKSAKAL Burdur’da Konuştu: “Türkiye Kendine Yeni Bir Yol Açacaktır.”

DSP Genel Başkanı sayın Önder AKSAKAL 26 – 27 Kasım 2018 tarihlerinde Burdur’da vatandaşlarla buluştu. Genel Başkan Yardımcısı sayın Murat ÖZBİLGE’nin de eşlik ettiği çalışmalarda Burdur Belediye Başkanı, Esnaf ve Sanatkarlar Odası, Sanayi ve Ticaret Odası, Veterinerler Odası, Pazarcılar Odasını da ziyaret ettiler. Burdur ‘da pazar yerinde vatandaşlarla ve halkla da buluşan AKSAKAL burada basına yaptığı açıklamada “Vatandaş tükenmiş durumda. Burası pazar yeri değil yangın yeri” dedi.

Aksakal şunları söyledi:

“Burdur’da Ticaret Odasından Esnaf Odasına, Pazarcı esnafından pazardan alışveriş yapan vatandaşlarımıza kadar herkesle görüştük. Burası pazar yeri değil yangın yeri. İnsanlar gerçekten alım zorluğu içerisindeler. Alım gücünün düşmesinden dolayı esnaf da tezgahlarında boş bekliyor, bu durumdan  elbette muzdaripler. Ülkede ekonominin geldiği durum maalesef bu. Artık bazı gerçekleri perdeleme, saklama imkanı kalmamıştır. Demokratik Sol Parti olarak düşüncelerimizi yurttaşlarla paylaştık, üreticilerimizle paylaştık. 31 Mart seçimlerinde bugünkü parlamentoda yer alan partilerin halkın dertlerine çare olamayacaklarını, onların tek görevlerinin dış güçlerin istediği plan çerçevesinde onlara hizmet etmek olduğunu anlattık. Bu kötü gidişin dürüst, yurtsever, halkçı politikaların gerçek temsilcisi DSP’nin yeniden iktidarıyla sağlanabileceğini anlatıyoruz, yurttaşlarımızın da aynı düşünceye sahip olmalarını görmekten büyük memnuniyet duyuyorum. İnanıyorum ki 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde Türkiye kendine yeni bir yol açacaktır.”

DSP Genel Başkanı daha sonra Askeriye Köyüne giderek burada bulunan vatandaşlarla bir süre sohbet etti. AKSAKAL burada yaptığı konuşmada ise, “Biz dürüst, milliyetçi, halkçı Ecevit’in partisinin mensuplarıyız. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin değerlerine ve onun ilkelerine sadakatle Ecevit’in gösterdiği yolda yürümeye devam ediyoruz. Biz halkımızı vatanımızı ve milletimizi seviyoruz, onun için siyaset yapıyoruz. Sizlere ittifak diye dayattıkları proje Türkiye’yi iki partili sisteme mahkum edip, egemen güçlerin tahakkümü altına sokma projesidir. Türk milletinin bu oyuna gelmeyeceğini biliyorum. Yerel seçimlerde DSP adaylarına vereceğiniz oylarla bu tezgahı bozacaksınız” dedi.

[tie_slideshow]

[tie_slide] Slide 1 |  [/tie_slide]

[tie_slide] Slide 2 | [/tie_slide]

[tie_slide] Slide 3 | [/tie_slide]

[tie_slide] Slide 4 | [/tie_slide]

[tie_slide] Slide 5 |  [/tie_slide]

[tie_slide] Slide 6 |  [/tie_slide]

[tie_slide] Slide 7|  [/tie_slide]

[tie_slide] Slide 8 |  [/tie_slide]

[tie_slide] Slide 10 |  [/tie_slide]

[tie_slide] Slide 11 |  [/tie_slide]

[tie_slide] Slide 12 |  [/tie_slide]

[tie_slide] Slide 13 |  [/tie_slide]

[tie_slide] Slide 14 |  [/tie_slide]

[tie_slide] Slide 15 | [/tie_slide]

[tie_slide] Slide 16 |  [/tie_slide]

[tie_slide] Slide 17 |  [/tie_slide]

[tie_slide] Slide 18|  [/tie_slide]

[tie_slide] Slide 19 |  [/tie_slide]

[tie_slide] Slide 20 |  [/tie_slide]

[/tie_slideshow]

AKSAKAL İzmir’de Konuştu: “Halkın Karşısına Başı Dik Çıkabilecek Tek Parti DSP’dir!

DSP Genel Başkanı sayın Önder AKSAKAL, İzmir İl Örgütünce düzenlenen Demokratik Sol Parti’nin 33. kuruluş yılı kutlaması ve Onursal Genel Başkan Bülent ECEVİT’i anma toplantısında konuştu.

“Halkın karşısına başı dik çıkabilecek tek parti Demokratik Sol Parti’dir!” diyen AKSAKAL konuşmasında şunları söyledi:

Değerli Basın mensupları,

Cefakar yol arkadaşlarım, saygıdeğer Demokratik Solcular,

Hepinizi en içten saygılarımla selamlıyorum.

Demokratik Sol Parti 33 yıldan bu yana halkımıza en doğru programla, en gerçekçi çözüm önerilerini sunmakta, dürüstlük, yurtseverlik ve üretimden yana ekonomi politikalarıyla Türk siyasetindeki varlığını sürdürmeye devam etmektedir.

Partimizin 33. Yaşı Türk milletine ve tüm Demokratik Sol Partililere kutlu olsun!

Demokratik Sol düşüncenin kuramcısı Onursal Genel Başkanımız Bülent ECEVİT aramızdan ayrılalı 12 yıl geçti. O’nun bize öğrettiği değerleri yaşatmaya, gösterdiği yolda yürümeye devam ediyoruz, ilk günkü inançla ve kararlılıkla da devam edeceğiz.

ECEVİT, demokratik-laik yaşamı ortadan kaldırmaya çalışan faşist darbecilere karşı ortaya koyduğu mücadele azmini ve kararlılığını, ülkemizi içeriden ve dışarıdan bölmek isteyenlere, Atatürk’ün devrimlerini ve Cumhuriyet’in ilkelerini aşındırmaya çalışanlara, inançları sömürenlere karşı da gösterebilmiş bir devlet adamıydı.

Bu vesileyle kendisini bir kez daha rahmetle, minnetle ve şükranla yâd ediyorum.

Değerli arkadaşlarım.

2002 yılında uğradığımız ağır saldırının yaralarını el birliğiyle sarmaya gayret ediyoruz. DSP’nin varlığından rahatsız olan egemen sistem, her dönem yeni engellemeleri hayata geçiriyor, toplumun DSP ile bağlarının zayıflaması adına algı yaratmaktan geri kalmıyor.

Bu topraklar üzerinde yaşayan insanların, kadim vatanlarına sahip çıkma, onların huzurlu ve mutlu bir yaşantı sürdürmeleri üzerine kurgulanmış DSP politikaları, bu topraklara göz dikmiş uluslar arası emperyal sistemin ve onun ülkemizdeki paydaşlarının uykularını kaçırıyor.

Bunu açıkça görebiliyoruz.

Dünya’nın en önemli coğrafyasında 10 bin yıllık geçmişe sahip medeniyetlerin devamı olan bu milleti, 1071 yılına hapsederek, arap kültürünün din merkezli esaretine mahkûm etmek istemelerinin gerçek nedeni esasen, Anadolu topraklarını ele geçirme arzularından kaynaklanmaktadır.

Ama öyle yağma yok!

Atatürk’ün açtığı yolda, Ecevit’ten aldığımız ışıkla bize gösterilen doğru hedefe mutlaka ulaşacağız. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.

Düne kadar bu devletin kurucu iradesini temsil eden büyük önder ATATÜRK’ün adını dahi anmayanların son günlerde sürekli “Atatürk” söyleminde bulunması, sizleri yanıltmasın.

Zira onların misyonları, kendilerini iktidara taşıyan egemen yapının stratejilerini hayata geçirmek, onların talimatları ve telkinleriyle görev yapmaktır.

Aksi halde;

Kurtuluş Savaşı’nın başkomutanı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’e her türlü hakareti yapabilen, bağımsızlık mücadelemize yönelik “keşke Yunanlılar galip gelseydi” diyebilen, “10 Kasım’da kenefe gidin” diyecek kadar alçaklaşan birinin ayağına giden sözde Diyanet İşleri Başkanına sahip çıkarlar mıydı?

“Türk’üm, doğruyum..” diyerek başlayan ve “Ne mutlu Türk’üm” diyerek bitirilen “İyi yurttaş olma ve Cumhuriyete bağlılık” andımızı ortadan kaldırmak için yargıyla didişirler miydi?

Biliyorsunuz; 11 Kasım 1918’de yani 100 yıl önce birinci paylaşım savaşı.. yani birinci dünya savaşı sona ermiş, 620 yıl üç kıtada hüküm süren Osmanlı’nın son sığınağı Anadolu toprakları İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Yunanlılar tarafından paylaşılmış ve işgal edilmiş, dört yıl süren milli mücadele sonunda bunların Ege denizine dökmesi sonrasında emperyal niyetlerine sadece ara verenlerin düzenlediği Birinci Dünya Savaşı’nın bitişinin 100. Yılını kutlamaya Fransa’ya giderler miydi?

Elbette hayır. Ancak malzeme bu.

Tüm mesailerini emperyalist sömürgecilerin planlarına karşılık, insanların inanç değerlerini kullanarak kendi sömürü düzenlerini kurmuş, kafalarının arkasındaki “Cumhuriyetle hesaplaşma” heveslerini başkalarının emelleriyle birleştirmiş ve 17 yıldır ülkenin başına musallat edilmiş bir zihniyetin yarattığı tahribatı onarmanın çok da kolay olmayacağını gayet iyi biliyorum. Ama bir şeyi daha iyi biliyorum;

Bu tahribatı sadece ve sadece Demokratik Sol bir iradenin iktidarı ortadan kaldırabilir. Bunun için de çok çalışmalıyız.

Değerli arkadaşlar,

Demokratik Sol Parti’nin toplumdan uzak tutulmaya çalışılması gayretleri devam ediyor. Bunu sizler de yakından izliyorsunuz.

Örgütlerimizin yeniden eski gücüne.. sadece sayısal ya da parasal gücüne değil inanç gücüne yeniden erişmeye başladığını söyleyebilirim.

Bu başarı sizlerin eseridir.

Her türlü karartmaya, her türlü yok saymaya, içeriden ve dışarıdan yapılan ve hatta zaman zaman ahlaksız boyutlara vardırılabilen saldırılara karşı göğsünüzü siper ettiniz, partililerimize ve partimize sahip çıktınız, maddi-manevi bedeller ödeyerek bugünlere getirdiniz.

İşte bundan dolayı 33. Yılımızı sizlerle birlikte kutlamaktan gurur duyuyorum.

Şimdi önümüzde bir yerel seçim süreci var. Hepimiz buna odaklanıyoruz ve her seçim bölgesinde mutlaka kendi adaylarımızı göstereceğiz.

Halkın karşısına başı dik çıkabilecek tek parti Demokratik Sol Parti’dir!

Parlamentodaki sözde muhalefet partilerinin içler acısı durumunu hepimiz ibretle izliyoruz. AKP karşısındaki çaresizliklerini, basiretsizliklerini görüyorsunuz. Bir tanesi tamamen AKP’nin yörüngesine oturmuş onunla uyum içerisinde dönmeye devam ediyor.

Peki ya ana muhalefet konumundakiler?

Onlar da “çakma MHP”nin inayetine sığınmış, kendi ilke ve değerlerinden uzaklaşmış bir şekilde pazarlıklar peşinde mesai harcıyor.

Önceki dönemlerde Belediye Başkanlığı ya da Meclis Üyeliği yapmış olup da bu kez aday gösterilmeyeceğini anlayan sözde “solcu”, sözde “Atatürkçü” kerameti kendinden menkul bazıları da AKP’den aday adaylığına soyunmuşlar.

İlkesizlik, tutarsızlık, omurgasızlık diz boyu. Bunlarla mı yola gideceğiz?

Türkiye bunlara müstahak değildir değerli arkadaşlarım!

Biz Demokratik Sol Parti olarak öz değerlerimizle yoğrulmuş, Demokratik Sol düşüncenin iktidarı için emek sarf etmiş arkadaşlarımızla halkın önüne bir seçenek sunacağız.

Buradan, İzmir’den DSP’nin 33. Kuruluş yılı etkinliğinden bir kez daha açık çağrımızı yapıyorum. Türkiye’nin aydınlığa çıkışı ancak Demokratik Sol politikalarla mümkün olacaktır. Bunu görmenin zamanı geldi ve hatta geçiyor.

Bu arzu, bu istek bizde var ve ilk seçimlerde Yerel Yönetimlerle yeniden halkın hizmetinde olacağımıza gönülden inanıyorum.

Belediye Başkanlığı, Meclis Üyelikleri gibi kademelere şimdiden çokça adaylık başvuruları yapılmaya başlandı. Hepsini değerlendireceğiz. Demokratik Sol Parti’nin yeniden iktidarına giden yolu elbirliğiyle açacağız.

Yerel Yönetimlerde Demokratik Sol anlayış temelinde TÜRKİYE YENİ KENT MODELİ’ni hayata geçireceğiz.

Halk için, Halkla beraber “İnsancıl, Halkçı, Bilimsel” kentler yaratacağız.

TÜRKİYE’NİN CUMHURİYET KENTLERİ, GELECEĞİN MEDENİYET UFKUNDA BİR GÜNEŞ GİBİ PARLAYACAKTIR!

Artık; kirli, çarpık, sağlıksız ve yağmalanan kentler dönemi bitecek, sevgi odaklı, ışıklı, halkçı, hümanist kentler dönemi başlayacak.

Cumhuriyet Kentleri Modeliyle;

  • Cumhuriyet’in bütün ilkelerine her yerde ve her koşulda sahip çıkmayı,
  • İnsanlık kültürünü geliştirmeyi,
  • Halkın bizzat yönettiği kurumları oluşturmayı,
  • Köylerden başlamak üzere ekonomik kalkınmayı,
  • Doğal varlıklarımızı ve zenginliklerimize sahip çıkmayı,
  • Kendi enerjisini üreten sistemler kurmayı,
  • Güneşin gücünden toplumsal yaşamın her alanında yararlanmayı,
  • Kültürümüzü ve sanatımızı yaygınlaştırmayı,
  • Kendi gıdasını üreten sistemler geliştirmeyi,
  • Sağlıklı yaşam ortamları yaratmayı,
  • Küresel iklim değişikliği ile mücadele etmeyi,
  • Özgür kentler yaratmayı HEDEFLİYORUZ!

 Gerçek anlamda Anadolu devriminin ikinci aşaması olacak bu model, dünya kentlerine de ışık tutacak, ülkemizde demokrasiyi güçlendirecek, insan hak ve özgürlüklerini içselleştirecek, özgün bir Türkiye Yerleşim Planlama Modeli olacaktır.

1985’den 1999’a kadar üç kez devleti yönetmiş Demokratik Sol Parti’nin Genel Başkanı olarak, bugüne kadar  iktidar olma arzumuzu güçlü tuttuk ve bu hedefimizi gerçekleştirmek için demokratik, laik cumhuriyetin sonsuza kadar yaşatılması inancında olan, Atatürk ilkelerini benliğine kazımış, ülke ve toplum çıkarlarını kendi çıkarlarının önünde tutabilmeyi başaracak tüm yurtseverleri DSP çatısı altına çağırıyorum.

Bu ülke hepimizin, başka Türkiye yok! Hepinizi en içten sevgilerimle selamlıyorum.

Türk siyasetindeki 33. Yılımız kutlu olsun!

AKSAKAL’dan AKINCI’ya Kutlama Mesajı.

DSP Genel Başkanı sayın Önder AKSAKAL, KKTC’nin kuruluşunun 35. yılı sebebiyle Cumhurbaşkanı Mustafa AKINCI’ya bir kutlama mesajı gönderdi. AKSAKAL’ın mesajı şöyle:

Sayın Mustafa AKINCI – KKTC Cumhurbaşkanı

İngiliz sömürgeciliğinin yıllar süren hegemonyası altında Rum tetikçilerinin mezalimine ve soykırım girişimlerine karşı Dr. Fazıl KÜÇÜK öncülüğünde başlayan direnişin, Rauf DENKTAŞ liderliğinde kahraman mücahitlerle birlikte yürütülen özgürlük mücadelesi 1974 yılında gerçekleştirilen “Barış Harekatı” ile ete-kemiğe bürünmüş, 15 Kasım 1983 yılında bağımsızlık ilânı ile zirveye taşınmıştır.

Demokratik Sol Parti için Kıbrıs Davası en önemli konuların başında gelmekte ve özel bir öneme sahiptir. DSP var oldukça, Kıbrıslı Türklerin tarihler boyu vatanı olmuş bu topraklar Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte sonsuza kadar yaşatılacaktır.

Kıbrıs Türk halkının bağımsızlık mücadelesine yaşamını vakfeden Dr. Fazıl KÜÇÜK ve Rauf DENKTAŞ’ı saygıyla anarken, sadece Türklere değil Rumlara da barışın gelmesini sağlayan Türkiye hükümetinin Başbakanı Bülent ECEVİT’i minnet ve şükranla yâd ediyor, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 35. yılını yürekten kutluyorum.

TÜRK: “Diyanet İşleri Başkanı Derhal Görevden Alınmalıdır!”

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın 10 Kasım 2018 günü Kadir Mısıroğlu’nu ziyaret etmesi konusunda DSP Parti Meclisi Üyesi, eski Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami Türk, aşağıdaki yazılı açıklamayı yaptı:

“Şapka devrimine aykırı olarak fesle dolaşmayı bir marifet sayan Kadir Mısıroğlu, Kurtuluş Savaşının muzaffer Başkomutanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve lâiklik karşıtı görüşleriyle tanınan, Atatürk ve annesi Zübeyde Hanım  hakkında en adi yalan ve iftiraları yayan, ‘Keşke Yunan galip gelseydi de, hilâfet yıkılmasaydı, şeriat kaldırılmasaydı, lâiklik gelmeseydi’ şeklinde hezeyanları olan bir kişidir.

Diyanet İşleri Başkanlığı, Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığının ilk yılında kuruluşuna öncülük ettiği bir kamu kurumudur. 3 Mart 1924 tarih ve 429 sayılı Kanun’la Şeriye Vekâleti (Şeriat Bakanlığı) kaldırılarak  yerine Diyanet İşleri Reisliği kurulmuş, görev ve yetkileri düzenlenmiştir. Anayasa’mızın 136. maddesine göre; ‘Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, lâiklik ilkesi doğrultusunda bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanunundaki görevleri yerine getirir.’

Bugün yürürlükteki Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 3. maddesine göre; “Başkanlığın en üst amiri olan Diyanet İşleri Başkanı, Başkanlığı temsil eder. Başkan din hizmetlerinin etkin ve verimli sunulması için gerekli tedbirleri alır.”

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın bir gün önceki Cuma hutbesinde rahmetle anmayı ihmal ettiği Atatürk’ün ölümünün 80. yılında vefakâr Türk Milletince saygı, sevgi ve özlemle anıldığı 10 Kasım 2018 günü Atatürk ve lâiklik hakkındaki sakat görüşleri bilinen bir kişiyi ziyaret etmesi, eğer Anayasa’ya aykırı olarak bu görüşleri paylaşmak anlamına gelmiyorsa; –en hafif ifade ile– tam bir düşüncesizlik örneği ve ağır bir hizmet kusurudur. O’nun Diyanet İşleri Başkanlığını yürütecek liyakatte olmadığını gösteren son  hareketi, görevden çekilmesini gerektirecek niteliktedir. Bunu yapmadığı takdirde derhâl görevden alınması gerekir.”

 

DSP Lideri AKSAKAL 10 Kasım Mesajı Yayınladı.

Demokratik Sol Parti Genel Başkanı sayın Önder AKSAKAL, 10 Kasım ATATÜRK’ün ölümünün 80.nci yılı sebebiyle bir mesaj yayınladı.

AKSAKAL’ın mesajı şöyle:

“Dünya’da ilk kurtuluş savaşını vererek yedi düveli Anadolu topraklarından sürüp çıkaran, ardından laik, demokratik, sosyal hukuk devleti olarak Türkiye Cumhuriyetini kurarak 620 yıl “kulluk” düzeyinde bırakılmış bir milleti özgürlüğüne kavuşturan ve sadece bizim değil tüm dünya milletlerinin hayranlığını kazanmış ulu önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ü ölümünün 80.nci yılında saygı, minnet, bağlılık ve şükran duygularımla bir kez daha yâd ediyorum.

Demokratik Sol Parti ve DSP’liler var oldukça ATATÜRK’ün ilke ve devrimleri yol göstericimiz olacak, kurduğu Cumhuriyet ilelebet payidar kalacaktır.

Ne mutlu Türk’üm diyene!”