AKSAKAL: “Seçimlere Tek Başımıza Katılacağız.”

DSP Genel Başkanı sayın Önder AKSAKAL, 31 Mart 2019’da yapılacak Mahalli İdareler Seçimleri kapsamında bir basın toplantısı gerçekleştirdi. Demokratik Sol Parti’nin Yüksek Seçim Kurulu tarafından seçimlere katılma yeterliliğindeki partiler arasında ilan edildiğini anımsatan AKSAKAL, halkın sunî gündemlerle oyalandığını, “cambaza bak” aldatmacasına maruz bırakıldığını belirtti. AKSAKAL basın toplantısında şunları söyledi:

Saygıdeğer Basın mensupları,

Öncelikle 2019 yılının size ve sevdiklerinize sağlıklı, mutlu ve başarılı günler getirmesini diliyorum.

Bildiğiniz üzere 31 Mart 2019 tarihinde yapılacak olan Mahalli İdareler Seçimlerine ilişkin Seçim Takvimi yeni yılın ilk günü itibariyle başladı ve dün de söz konusu seçimlere katılacak siyasi partiler Yüksek Seçim Kurulu tarafından ilan edildi.

Demokratik Sol Parti olarak seçimlere katılıyoruz ve adaylarımızı Merkez Yoklaması yöntemiyle belirleyip en geç 19 Şubat 2019 tarihinde İl ve İlçe Seçim Kurullarına gerekli belgeleri içeren dosyalarımızı teslim edeceğiz.

Değerli basın mensupları,

Her ne kadar Yüksek Seçim Kurulunca 13 Partinin seçimlere katılacağı açıklanmış ise de, parlamenter demokratik rejimin yerine iki partili, tek iradeli bir rejim tesisi projesine entegre olmuş partilerin “sözde ittifakları” ile bazı seçim çevrelerinde mevcut seçmen iradesinin devre dışı bırakıldığına, güncel deyimiyle bypass edildiğine tanık oluyoruz.

Bu durum tarihi bir süreçtir ve Türk milletinin demokratik yaşam hakkı belli kesimlerin inayetine teslim edilmektedir.

Siyasi partiler öncelikle devleti yönetmek, dolayısıyla seçimlere katılarak kendi özgün programları çerçevesinde ülkeye ve topluma hizmet etmek için kurulurlar.

Bir başka partinin mensubunu seçtirmek değildir siyasi partilerin görevi.  

Ama gelin görün ki, T.C. Anayasasının bir kısım maddelerinde gerçekleştirilen değişikliklerle bu anlayış önce 24 Haziran seçimlerinde uygulamaya konulmuş, milliyetçilik bilincini istismar ederek siyaset yapanlar her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına alanları Cumhurbaşkanlığına, Cumhuriyeti ve Atatürk’ü istismar ederek siyaset yapanlar da cumhuriyetle hesaplaşma hevesindeki Atatürk düşmanlarını milletin Meclisine taşımışlardır.

İktidar gücünü ve yetkisini elinden bırakmak istemeyen oligarşik yapının rakamlara indirgenmiş demokrasi anlayışına sıkıştırılan toplum, tek merkezden kontrol edilen bir parlamento ve bu merkezin mülkiyetine geçmiş medya eliyle bir bilinmeze doğru hızla götürülmektedir.

Açlık ve sefalete mahkûm edilmiş geniş yığınların var olduğu, milyonlarca insanın işsiz dolaştığı, ekonomik göstergelerin sahte verilerle olduğundan daha iyi gösterilmeye çalışıldığı, esasen “ölmüşüz de, ağlayanımız yok” düzeyindeki toplumsal manzaramızın düzeltilmesine kafa yorması gereken millet meclisi “sakinleri”, bu görüntüyü perdelemek ve konuşulur olmaktan uzak tutmak adına sunî tartışmalar üreterek hedeflerini gerçekleştirme yarışına girmişlerdir.

Amaçları, milleti ülkenin gerçeklerinden uzaklaştırıp nafile konularla oyalamaktır.

Bir taraftan YSK üyelerinin görev süreleriyle ilgili kanun değişikliğinin, diğer taraftan TBMM Başkanı’nın Büyükşehir Belediye Başkanlığına adaylığının Anayasaya aykırılığının karşılıklı atışma konusu yapılması, Akparti Genel Başkanıyla CHP Genel Başkanının birbirlerini gayrimeşru ilân etmeleri konuları çarpıcı birer örnektir.

 Değerli basın mensupları,

Bugün gerçekten ihlâl edilen bir Anayasa hükmü varsa o da; Anayasamızın 3. Maddesidir ve burada aynen şunlar yazılıdır: “MADDE 3- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.”

 Evet; bugün Türkiye Devleti’nin ülkesi, uluslararası bir plan kapsamında bölünme sürecine sokulmuş, milleti de malûm siyasetçiler eliyle yüzde 50 + 1 tanımlaması yapılarak neredeyse birbirine düşman edilmek üzere bölünmüş-kamplaştırılmış, resmî dili olan Türkçe ile birlikte başka dillerin de kullanılmasına resmi kararlarla müsaade edilmiştir.

Asıl tehlike budur!

Milletçe bu kumpastan kurtulmak zorundayız.

Parlamentodaki ve yönetimdeki iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, emperyalist sistemin siyasi emelleriyle birleştirmişler, milleti yoksulluk içinde harap ve yorgun düşürmüşlerdir.

Millet, sadece geçim derdine değil deyimi yerindeyse yaşam derdine düşürülmüştür.

 Demokratik Sol Parti olarak 31 Mart Yerel Seçimlerine tek başımıza katılacağız. Demokratik Sol politikalar çerçevesinde halka hizmeti gerçekleştirmek adına adaylarımızı çıkaracağız ve yeniden demokrasiyi, yeniden insanca yaşam ortamını yüce milletimize yaşatacağız.

Kazanacağımız belediyelerle birlikte başlayacak bu yolu 2023 hedefiyle yoğuracağız ve “Tam Bağımsız Türkiye” idealini gerçekleştirmek üzere yılmadan, yorulmadan çalışacağız.

Adaylarımızın belirlenmesi ve değerlendirilmesi için önümüzde uzunca bir zaman dilimi var.

Bu süre zarfında Demokratik Sol Parti’nin ilkelerini ve hedeflerini şiar edinmiş ve edineceğinden emin olacağımız, Türkiye ve Türk milleti sevdalısı yurttaşlarımızı bu yolda omuz omuza yürümeye, DSP çatısı altında vatana ve millete hizmet etmeye çağırıyorum.

Her zaman ısrarla belirttiğimiz gibi gücünü hak’tan ve halk’tan alan DSP, siyasetin en güvenli limanıdır.