DUYURULAR

DSP Genel Başkanı AKSAKAL, Çanakkale İl Kongresinde Konuştu.

DSP Genel Başkanı Önder AKSAKAL, Çanakkale DSP İl Kongresine katıldı.

Kongrede bir konuşma yapan AKSAKAL, “DSP olarak 14 yıldır parlamentodan uzak tutuluyoruz.Bugün geldiğimiz manzaranın en önemli sebeplerinden biri ve hatta birincisi, halkın temsil edildiği Büyük Millet Meclisinde, halkın tamamının gerektiği şekilde temsil edilmeyişidir.Şundan emin olunuz ki; Mecliste yer alan üçbuçuk parti, tek merkezden yönetiliyor ve sözde Türkiye’nin sorunlarına çözüm getirmeye çalışıyor.Buna inanmayın, böyle bir şey yok arkadaşlar!” dedi.

Son günlerde hükümet yetkililerinin “demokrasi” savunucusu kesilmesinin esasen kendilerini memnun ettiğini, ancak uygulamaların hiç birinde samimiyet olmadığını vurgulayan AKSAKAL, “Demokrasiden korkmayın!” diye seslendi. DSP Genel Başkanı Önder AKSAKAL konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bugün içinde bulunduğumuz Türkiye manzarasında, vatanı için canını feda eden tüm şehitlerimize Allahtan rahmet, gazilerimize yaralılarımıza acil şifalar dileyerek sözlerime başlamak istiyorum.

Demokratik Sol Parti olarak, yaklaşık 15 yıldır üzerimizde oynanan sinsice, kahpece ve ahlaksızca oyunların karşısında sarsılmaz inancımızla, tartışılmaz Atatürkçülüğümüz ve milliyetçiliğimizle, sorgulanmasına bile müsaade etmeyeceğimiz halkçılığımızla, Ecevitçiliğimizle direnişimizi sürdürüyoruz, Demokratik Solculara asla ve asla diz çöktüremeyeceklerini cümle aleme gösteriyoruz.

Onun için her zaman her yerde söylüyoruz; DSP’li olmak bir ayrıcalıktır. DSP’li olmak;

İnançlı ve kararlı olmaktır.

Milliyetçi ve Yurtsever olmaktır.

Demokrat ve İnsan haklarına saygılı olmaktır. İnançlara Saygılı olmaktır.

Atatürkçü ve Ecevitçi olmaktır. Kısacası DSP’li olmak, ilk önce insan olmaktır!

Türkiye, ülkesi ve milletiyle bir varoluş savaşının tam da ortasındadır.

Ondört yılın sonunda bugün geldiğimiz nokta, koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bütün kurumlarıyla tarumar edildiği, deyimi yerindeyse bir hallaç pamuğu gibi atıldığı, binlerce yılda oluşan kadim devlet geleneklerinin ayaklar altına alındığı bir Türkiye’dir.

Bir taraftan şeriatçı IŞİD ve ayrılıkçı PKK terörünün yarattığı korku, kaygı, güvensizlik ortamı, diğer yandan darbeci FETÖ ve Yandaşları Örgütünün devlet mekanizmasında yarattığı tahribat, insanlarımızın geleceğe dair umutlarını yok olma noktasına getirmiştir.

Ülkemiz, çağdaş dünya karşında eksikli, mahcup, yetersiz, kişiliksiz bir görüntü sergilemektedir.

Büyük Türk milleti bu manzaraya müstahak değildir.

Bugün Devlet yönetiminde olanların iktidara geldikleri günden bu yana sadece kendi dar dünyalarında oluşturdukları ve sadece kendilerinin bulunduğu alemi yaşamak uğruna sebep olduğu bu durum artık katlanılamaz noktalara gelmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin laik, demokratik yapısıyla oldum olası sorunlu olan AKP zihniyeti, bugün olmuş “Atatürk” adını kullanmaktan bile özenle kaçınmaktadır.

Osmanlı özlemiyle kurguladıkları “yeni Türkiye” hayalini halka dayatmaya çalışırken, elde ettikleri iktidar gücünü bu ideallerini gerçekleştirme yolunda kullanmaktan çekinmemişlerdir.

Kendilerini destekleyecek kitleleri organize ederken de önce onları “muhtaç” hale getirmiş daha sonra da yardım ve ianelerle kendilerine tâbi kılmış, deyimi yerindeyse tebaa statüsüne sokmuşlardır.

Esasen Osmanlıya özentileri de bundandır. Osmanlı’da herkes Padişahın kuluydu. Bunlar da bugün böyle olmasını istiyorlardı.

Bugün Türkiye bir felaket virajını uçuruma yuvarlanmadan atlatmış, şarampolde devrilmeden kalabilmiş gibi görünüyor. Umarım, yeniden yola çıkabilmenin mücadelesini başarıyla sonuçlandırabilir.

Bugünlerin sebebini sorgularken hiçbir tereddüt yoktur ki AK Parti iktidarlarının bağışlanamaz katkıları, destekleri ve hatta işbirlikleri olmuştur. Bunu biz yıllardır söyleyegeliyoruz, her fırsatta dile getiriyoruz, her platformda avazımız çıktığı kadar bağırıyoruz.

Ama bugün başta sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere bütün AK Partili yetkililer-yetkisizler bu basiretsizliklerini kabul ediyorlar, “Rabbim bizi affetsin, milletimizden özür diliyoruz.” diyorlar.

Ben de diyorum ki; Allaha kurban olayım, önce milletten af dileyin. Bakalım bu millet sizi affedecek mi?

“Yanıldık” diyorlar; peki bu yanılmalarınız yüzünden ülke neredeyse yok olmayla karşı karşıya kaldı. Hapishanelere aldığınız, işlerinden mesleklerinden attığınız çokça insan da “yanıldık, pişmanız” diyor. Ama siz hâlâ ordasınız? Size bir şey diyen yok? Hangisi doğru? Sizin pişmanlığınızın bir karşılığı olmayacak mı?

Pişmanlıklarınız bir tane değil ki!

Çözüm Süreci dediniz, pişman oldunuz, ardından “PKK bizi kandırdı” oldu..

Stratejik Derinlik dediniz, pişman oldunuz, “Davutoğlu bizi kandırdı” oldu..

Dini siyasete alet ettiniz, pişman oldunuz, “Cemaat bizi kandırdı” oldu..

Peki kardeşim bu kandırılmaların bir siyasi müeyyidesi yok mu?

Bunların “Allah” demesine inandık, “Rabbim de millet de bizi affetsin” diyorsunuz şimdi.

Açık ve net söylüyorum, bizim Allah dediğimize inanmadınız, hırsızın, haydutun, teröristin “Allah” dediğine inandınız siz.

Bu milleti bilemem ama, Allah sizi affetmeyecek!

Bakın her gün onlarca şehit gelmeye devam ediyor. Bu devleti DSP’den teslim aldığınızda bırakın bir şehit haberini bir tek kurşun atılmıyordu bu topraklarda.

Ekonomisi düzlüğe çıkarılmış, toplamda sadece 150 milyar dolar borcu olan bir devlet almıştınız, bugün neredeyse trilyon dolara yaklaşan borç batağına gömülmüş vaziyetteyiz.

Bunların bir müeyyidesi olmayacak mı?

DSP olarak 14 yıldır parlamentodan uzak tutuluyoruz.

Bugün geldiğimiz manzaranın en önemli sebeplerinden biri ve hatta birincisi, halkın temsil edildiği Büyük Millet Meclisinde, halkın tamamının gerektiği şekilde temsil edilmeyişidir.

Şundan emin olunuz ki; Mecliste yer alan üçbuçuk parti, tek merkezden yönetiliyor ve güya Türkiye’nin sorunlarına çözüm getirmeye çalışıyor.

Buna inanmayın, böyle bir şey yok arkadaşlar!

Demokratik Sol Parti’nin Mecliste olmayışının sonuçlarını hep birlikte yaşıyoruz.

Elindeki milletvekili çoğunluğunu, devleti yeniden yapılandırma gücü olarak gören bir zihniyet işbaşında.

Değerli arkadaşlar,

Oysa bu devletin bir kuruluş felsefesi var, bin yıllık tarihi geçmişi, gelenekleri var. Yüz yıllık Cumhuriyet rejiminin kazanımları var.

Sen değil 300 milletvekiliyle, istersen 550 milletvekiliyle iktidar ol, görevin ve misyonun mevcut devlet yapısını dönüştürmek değiştirmek değil, bu halkı refah içerisinde nasıl daha özgür, nasıl daha mutlu yaşatabilirim diyerek çalışmaktır. Bunun için “namusun ve şerefin” üzerine yemin etmiştin!

Ama ne görüyoruz? “Kendi başını bağlayamayan gelin başı bağlarmış” derler ya.. onun misali, başka devletlerin iç işlerine kafa yoran, emperyalist güçlerin bölgemizde dizayn etmeye çalıştıkları yeni devlet yapılanmaları projelerine kendilerini eş başkan ilan eden, burnumuzun dibindeki Kuzey Kıbrıs’ın durumunu unutup, elin Suriyeli hainlerine kapılarını açan, teröristlerini bağrında barındıran, memleketi yol geçen hanına çeviren bir iktidarla baş başayız.

Allah sonumuzu hayra çıkarsın, Allah bu devleti yönetenleri bir an önce aklıselime kavuştursun, bir musibet bin nasihatten evladır dediği gibi umarım yaşadığımız bu badire onların da akıllarını başlarına getirmiştir.

Şimdi devleti yeniden toparlama zamanıdır. Kavganın gürültünün bitmesi, herkesin elini taşın altına sokması zamanıdır.

Ama nerede? Böyle bir belirti zinhar yok.

Bakın bugün Yenikapı’da bir miting düzenleniyor. Demokrasi ve Şehitler Mitingi. Adı demokrasi mitingi ama, platformda faşizm var. Çünkü her biri, kendi parti işleyişinde ve antidemokratik seçim yasalarına bağlılıkta tam anlamıyla kararlı.

15 Temmuz Darbe girişiminin müsebbipleri bir arada, sözüm ona halka kendilerini affettirecekler.

Hani parlamentodaki diğer parti? O niye yok orada? Hani parlamento dışında seçimlere katılan siyasi partilerin Genel Başkanları? Onlar niye yok bu platformda? Onlar bu darbeye karşı değiller miydi? Bir tek siz miydiniz darbeye karşı çıkan?

Ama Allah tarafından bir durumdur ki, bugün o platformda kendisini Halkın affına muhtaç hisseden üç parti var. Hazır bir aradayken iki rekat tövbe namazı da kılın da birlikte tamam olsun!

Buradan Hükümete ve OHAL kapsamında fiili Başkanlık görüntüsünde olan sayın Cumhurbaşkan’na seslenmek istiyorum.

Gelin, önce demokrat olun!

Türkiye’de üçbuçuk parti olmadığını, parlamento dışında tuttuğunuz ve geçmişte bu ülkeyi sizden daha iyi yönetmiş partiler bulunduğunu da kabul ediniz.

İnsanların “seçim barajı” korkusu yaşamadan kendi partilerine oy verebilecekleri özgür ortamı yaratınız.

Demokrasiden korkmayınız!

Bakın bugün Emniyet teşkilatında, Adalet Teşkilatında, Yargı Camiasında, Silahlı Kuvvetlerde kısacası tüm devlet yapılarında Atatürkçü, demokrat, demokratik solcu, kendi çıkarlarını hiçbir zaman devletin çıkarlarının üzerinde görmemiş, ama iktidarınız dönemlerinde bazı terör yapılarının militanlarınca iftiralara uğratılmış, hapislere atılmış, örselenmiş, sürülmüş ama bir kez bile devletine ihanet etmemiş insanların ipine sarıldınız.

Bu sizin için bir şanstır, bu bir fırsattır.

15 Temmuz faşist darbesi sonrasında bile hâlâ Milli Bayramlarımızı nasıl ortadan kaldırırız diye gerekçeler arayan bir Bakanınız var.

Milli Savunma Bakanı geçen günlerde kalktı dedi ki; “30 Ağustos Bayramı bu yıl kutlanmayacak.”

Bakar mısınız değerli arkadaşlar, ağzından çıkanı kulağı duymayan bir “Cumuhuriyet Hükümeti Bakanı” var karşımızda. Görevi ne? Milli Savunma!!!

Yedi düvele meydan okumuş, bir kurtuluş destanı yazmış şanlı Türk Ordusu’nun Sakarya’dan, Dumlupınar’dan, Çanakkale’den, Kahramanmaraş’tan, Gaziantep’ten, Şanlıurfa’dan işgalci güçleri süpürüp attığı, Aydın’dan, İzmir’den, Manisa’dan toplayıp denize döktüğü ve bir büyük bağımsızlık savaşının zaferini kutladığı 30 Ağustos Zafer Bayramını bu yıl kutlamayacakmış!

Sebep? 15 Temmuz darbe girişimi sırasında şehitler olmuş, yaralılar varmış. İnsanların psikolojisi bozulurmuş!

Asıl sizin psikolojiniz bozulmuş Bakan efendi! Vücut kimyanız bozulmuş!

Teröristten, darbeciden, meczuptan korkan devlete “devlet” denir mi?

Memleketin savunması kimlere emanet. “El ettim de gelmedi, Horozlardan korkan yar!”

Sen merak etme sayın Bakan; bu millet Çanakkale’de de, Sakarya’da da, Kızılay meydanında da, Taksim meydanında da, Boğaz Köprüsünde de, Çankaya’da da, Beştepe’de de düşmana kafa tutmuş, göğsünü kurşunlara siper etmiş bir millettir.

Bu 30 Ağustos aslanlar gibi kutlanmalı ve hatta geçmiş törenlerden daha da görkemli kutlanmalıdır.

Kutlanmalıdır ki; dost da düşman da bu milletin gücünü ve kararlılığını görsün.

Öyle üç – beş çapulcuya pabuç bırakacak millet değildir bu millet!

Demokratik Sol Parti Örgütleri ve halkımız o gün tören alanlarında olacaktır. Bugünden bunu ilan ediyorum!

Değerli arkadaşlar,

Bugün ülkeyi bu hale getirenler sadece iktidarı elinde bulunduranlardır dersek tespitlerimizi eksik yapmış oluruz.

Bugünkü manzaranın, en az iktidardakiler kadar sorumlusu olan bir kesim daha var. O da “yalaka medya” dır.

Gazeteciliği, ticari işlerinin bir silahı gibi kullanan, devlet mekanizmasını kendi şirketlerinin geçim kapısı haline getirmiş ve organik bağ oluşturmuş medya yapılanması bugünkü berbat durumun eşdeğer sorumlusudur.

Türkiye’de bir yandaş medya, bir candaş medya, bir de sibop medya hakim durumdadır.

Yandaş medya her şeye rağmen iktidarın borazanlığını yapar. Başkasını görmez.

Candaş medya parlamentodaki ya da parlamento dışında yer alan muhalefet partilerinin kendi taraftarlarına yönelik yayınlar yapar. Onların yayın organıdır zaten.. Başkasını görmez.

Sibop medya ise gerçekten özgün ve samimi duygularıyla, düşünceleriyle olumsuzluklara itiraz eden kitlelerin gazını almak için kurgulanmış, kimisi sözcü kesilir, kimisi Atatürkçü, kimisi Cumhuriyetçi görünür, kimisi sözde Vatansever. Sözde yeni çağa uygun milliyetçi görüntüdeki köşe yazarlarıyla, İstanbul boğazına karşı yalılarda, yatlarda, ünlü caddelerde semtlerde viskilerini, şaraplarını yudumlayarak, binlerce dolar maaşlarının keyfini çıkaranlardır. Başkasını görmez.

Hepinizi iyi biliyoruz. Hepinizi yakından tanıyoruz. Türkiye’nin bugünkü durumunu yaratanlar sizlersiniz!

Şimdi köşelerinizden, ekranlarınızdan sözde ağlıyorsunuz.. ama inandırıcı değilsiniz. Yaşanan olumsuzlukları ahmete-mehmete yükleme çabalarınız boşuna. Halka yalan yanlış yönlendirme yaparak bugünkü iktidarı siz getirdiniz. Şimdi zülf-ü yâre dokununca bağırıyorsunuz. Bunu bize yutturamazsınız.

Değerli kardeşlerim.

Partimiz uzunca zamandır parlamentodan uzak tutuluyor. Bu bir tesadüfün sonucu değil tam aksine bir stratejinin eseridir. Halkın çıkarları doğrultusunda bir siyasi çizgisi olan DSP, 2002 yılında Irak’ın işgaline karşı duran ECEVİT’i cezalandıran uluslararası sistemin ambargosunu henüz kırabilmiş değildir.

Bu gerçeği yadsıyamayız. Ancak dünyaya hükmedenler de çok iyi bilmelidir ki, siyaseti kendi çıkarları için sizlerle entegre şekilde yapanlar bir gün gelir sizi de kendi çıkarları için satarlar. Bu kaçınılmazdır.

Bakın yaşananlara.. İktidar sahiplerinin ve yandaşlarının FETÖ terör örgütüyle ilişkisini sulandırmak adına bu din taciriyle kimler fotoğraf vermiş diyerek geçmiş dönemlerin siyasi liderlerini öne çıkarmaya çalışıyorlar.

O kadar şaşkınlaşıyorlar ki, bu işe ECEVİT’i de bulaştırmaya kalkışıyorlar.

Hele biri var ki içlerinde, önceki gün ortaya çıktı, ECEVİT için, “Gülen’e meftun” diyebilecek kadar hadsizleşebiliyor. Hani bir söz vardır, “Lafa bakarım laf mı diye, adama bakarım adam mı diye”..

FETÖ’cü iddiasıyla bugün hapse atılan Nazlı Ilıcak’ın kolundan tutup Milletin Meclisine getirdiği Merve Kavakçı’yı “Burası devlete meydan okunacak yer değildir!” diyerek tepkisini koyan, FETÖ elebaşına ilk soruşturmaları açtıran ve toplumun tamamı tarafından “en düzgün siyasetçi” olarak taçlandırılmış olan BÜLENT ECEVİT’i karalamak, sizler gibi gırtlağına kadar pisliğe bulaşmış zavallıların haddi değildir. Ecevit’i kullanarak bulanık suyunuzu berraklaştıramazsınız.

Yarattığınız pisliği bırakın Ecevit’i, bin tane Ecevit kullansanız temizleyemezsiniz.

Değerli arkadaşlar,

Oysa siyaset ve devletlerarası işbirliği, o devletlerin birbirlerinin hak ve çıkarlarına azami saygı göstermeleriyle bir başarı elde eder.

Bu dünya hepimizin.. tüm insanlığın. O zaman dünyanın bütün nimetleri insanlığın ortak malıdır. Önemli olan bunun hakça paylaşımı ve kullanılmasıdır. Aksi takdirde savaşlar, huzursuzluklar kaçınılmaz olur.

Demokrasi dünyanın en güzel rejimidir. Halkın kendi kendini yönetmesidir.

Ama bakın bugün ne diyor siyasetçi, gazeteci, akademisyen, köşe yazarı bazı aklıevveller ?

“Sistem darbe üretiyor.”

Buradan sesleniyorum;

Be hey şaşkınlar, darbeyi sistem değil, sizin gibi satılmış gazeteciler ve basiretsiz siyasetçiler üretiyor.

Türkiye’de sistemin adı Parlamenter demokrasidir. Gelişmiş ülkelerin tamamında var olan sistem. Oralarda niye darbe olmuyor peki? Bunu kendinize soruyor musunuz?

Tabii ki hayır! Neden?

Çünkü ağababaları bunlara böyle talimat veriyor. Halkı yönlendirin, beyinlerini yıkayın, parlamenter sistem kaldırılsın, Anayasa baştan yazılsın, Başkanlık sistemi getirilsin diyor.

İşte OHAL kanunuyla neredeyse Başkansınız, ne oluyor?

Askeri okulları kapatmakla, Harp Akademilerini lağvetmekle, Polis Akademilerini yok etmekle darbeleri önleyebileceğinizi mi zannediyorsunuz?

İnsanların ruhunu işleyemedikten sonra, demokrasiye olan inancı ve bağlılığı güçlendiremedikten sonra, Genel Kurmayı da MİT’i de nereye bağlarsan bağla, istersen iskele babasına bağla yine başaramazsın, yine başaramazsın. Nokta!

O zaman tek çıkar yol, Demokrasi ! Tek çıkar yol karşılıklı saygı, sevgi ! Tek çıkar yol DEMOKRATİK SOL!

DSP iktidarında yeniden güzel günler yaşayacağız, güneşli güzel günler!”

Check Also

AKSAKAL: “Siyasetin Tozunu Yutmamış Birisini Cumhurbaşkanı Seçtirmek Yanlıştı.”

DSP Genel Başkanı sayın Önder AKSAKAL, Sözcü Gazetesi’nin 05 Kasım 2017 tarihli nüshasında ortaya atılan …